Nurten Selma Çevikoğlu
Padişahın Vezire Gizlice Haber Göndermesi
Yine ‘selam duâsı’yla başlayalım yazımıza efendim;
‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’
Kaldığımız yerden başlıyoruz beyitlerimize sevgili okurlar;
“Şah ile vezir aralarında gizlice haberleşiyorlar, yazışıyorlardı. Vezirin şâhı rahatlatacak haberleri vardı.”
Padişah, vezire artık İsevîleri biran önce yok etmek için hileli planını biran önce uygulamaya geç, diye tâlimat gönderdi.
“Şah, ‘Ey benim makbul ve mûteber vezirim! Vakit geldi çabuk kalbimi rahatlat artık! Diye mektup gönderdi.”
Şah vezirine, ‘Bunca zamandır bu insanları kandırdın, kendine inandırdın, tamam daha bekleme İsevîleri çabucak yok et ki, benim kalbim rahatlasın.’ Dedi. İçini kin ve haset duygusu sarmıştı, yüreğindeki fesat ateşi her yanını âdeta yakıyordu. Kin ve nefret duygusu insanın benliğini yok eder, kendi tüm hazlarını da yer bitirir.
“Vezir cevâbında; ‘Ey şah! Şimdi Hazreti İsâ’nın dînî içine fitneler sokup İsevîleri yok etme işiyle meşgulüm,’ dedi.”
“Hazreti İsâ aleyhisselâm’ın kavminde adâletin uygulanması için o sırada hükümette on iki hâkim emir vardı. İsevîlerin her fırkası bir emire tâbiydi. Menfaat ve açgözlülükten her fırka halkı âmirine köle olmuştu.”
Büyük görülenlere uyanlar, devamlı ümit içinde olurlar. Küçüklere tâbi olanlar ise büyüklere bağlanılmış olanlardır.
“Bu on iki emir ve bunların kavimleri o nişanı kötü vezire köle olmuştu. Hepsinin güveni onun sözüne, bağlılığı ve gücü onun gidişine, tavrınaydı.”
Vezirin her söylediğine inananlar, onun dediklerini kabul ederek gerçek saadete erişeceklerini zannediyorlardı. Bu şekilde hilekar vezirin esiri ve kölesi olmuşlardı. Kendine kıyâfet ve konuşmalarıyla şeyh süsü verenler, kendine inananların inanç hayatlarını mahvederler. Bu anlatılanlar tarihteki Aziz Pavlos’u hatırlatır. ‘Çünkü o Yahudi ve devlet memurlarındandı, Sonra Hıristiyan oldu. Nasrâniyeti (Hıristiyanlığı) neşre kalkıştı. Gezip dolaştığı yerlerde beyannâmeler dağıttı ve mektuplar yazdı. Hepsinde ayrı ayrı lisan kullandı. Hatta kendi İsâ’yı görmediği halde, havâri tâbii olduğu halde münazaaya kalkıştı. Nihâyet –Hıristiyanların nakline göre- Roma’da (Sen Piyer)le berâber idam edildi. Aksini söyleyenler de var. Hz. Mevlânâ bâtıl bir itikâdı ve fâsid bir fikri muhafazaya çalışan mutaassıp bir adamın, ne gibi kötülükler yapabileceğini anlatmak istiyor.’ (Mesnevi, Tercüme ve şerhi: Tâhir’ul Mevlevi, Konya, 1971, s.292)
“Vezir, o emirlerin hangisine, hangi zaman ve saatte öl dese, canını vermeye hazır idiler.”
Sahte vezire inananlar öylesine ona inanmışlardı ki, öl dese, ölecek kadar canlarını teslim etmeye hazır aldanmış zavallılardı onlar.
“Vezir her emir adına bir tomar icâzetnâme düzenledi. Her icâzetnâme içinde yazılı olan diğerinden başkaydı.”
‘İsevîlerin bahsedilen on iki emiri arasında aykırılıklar, çatışmalar çıkarmak için hileci vezir, on iki çeşit birbirinden farklı icâzetnâmeler düzenledi, her emirin eline verdi. ‘İşte gerçek, sana verdiğim icâzetnâmede yazılıdır. Benim ölümümden sonra emirlerin hiçbirine, İsevîlere şeyh ve reis olarak seni bıraktığımı şimdiden söyleme.’ Diye gizlice vasiyet etti. Emirler de, bu iltifatı ve özel olarak gösterilen saygıyı canlarına minnet bildiler. Memurlar içinde bâzı kimseler nüfus ve güçlerini artırmak hilesiyle, herkese farklı dil kullandılar. Ortalığı aldatmacayla doldurup ve bu üzüntü kaynağı hâlin, derin bir siyâset olduğunu zan ve hayal ederler. Halbuki bu hileyi az zaman içinde herkes anlar. Sonra o hileyi yapan kendisi bu çukura düşer.’
Efendim haftaya devam edelim inşallah. Cumânız hayırla dolsun. 10. Muharrem günümüz mubâerk olsun.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.