Nurten Selma Çevikoğlu
Helvaya Sarımsak Katmak
Yine; ‘selam duâsı’yla başlayalım yazımıza efendim;
‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’
Son yazımızda, Hakk’ın kokusunu duyan kişilerden bahsetmiştik, kaldığımız yerden devam edelim istiyoruz;
“(Mânevi) Bir koku alıp da onun şükrünü ifâ etmeyen kimsenin bu nankörlüğü, onun burnunu yer bitirir.”
Hakikaten doğruyu-eğriyi, iyiyi-kötüyü, güzeli-çirkini seçebilme yetisi, görebilme, duyabilme, koku alma her biri Cenâbı Hakk’ın biz kullarına lütfettiği ayrı nimetlerdir. Hepsi şükür gerektirir. Şükredilmeyen nimet kişinin elinden alınır. Allah Teâlâ’nın koku alma nimetine sâhip olan kişi, bu lütfa nankörlük eder, kıymetini bilmez ise o takdirde, Rabb’imiz kişideki o kâbiliyeti yok eder, aşka giden yolları kapatır hatta onu ebedi o istidattan mahrum dahi bırakabilir. Şu âyetlerin muhatabı bile olunabilir: “Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; Bu yüzden doğru yola dönmezler.” (Bakara, 18) “Allah onların kalplerini mühürlemiştir.” (Bakara, 7) Cenâbı Hakk’ın lütuflarına nankörlük ve duyarsızlık devam ettikçe, tekrarlanan nankörlükler kişinin idrak istidâdını yok eder, kalpleri köreltir, -Allah korusun- kulluktan sekteye kadar işi götürür. Neticede kalplerin mühürlenmesi hâdisesi gerçekleşir.
“Şükreyle, mutlaka şükredenlere bende ol; onların huzurunda ölü gibi ol ki, ölümsüzlüğe eresin.”
Nimetler her dâim şükür ile bereketle işler. Mânevi feyze sâhip olan âriflerin hayatları şükürle devam eder. Ey insan! Böylelerini bul, onlarla berâber fikreyle, şükreyle böylece kendi nefsini öldür de, tıpkı bir ölü gibi mürşidi kâmiline teslim ol, mütevâzi ol, neticede yüce ve ulvi değerlere erişesin, ebedi saadete kavuşasın.
“Yahudi vezir gibi gizli ve açık, yol kesmeyi sermâye edinme, halkı namazdan, ibâdetten alıkoyma.”
İnananlar, güçlerince Rabblerine ibâdet etmeye, mesuliyetlerini yerine getirmeye gayret ederlerken sen hikâyedeki o hileci vezir gibi, insanları Hak yolundan geri çevirme. Kendini akıllı sanan bâzı ahmaklar, namazla –haşa- alay ederek, bu muhteşem ibâdeti hafife alma gayretine girerler. Bu tür geri zekâlı zevat, aslında kendilerini çok açık ki, zillete düşürürler. Böylesine inananları yoldan saptırmak, büyük bir kötülüktür, çirkinliktir. Şeytâni bir tuzaktır. Âyeti kerimede bu durum bizlere haber veriliyor;
"Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın! Dedi. Allah buyurdu; Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Ant olsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!” (A’raf, 17-18) (Meal notu: İblis, Allâh’ın emrine karşı gelip Âdem’e secde etmeyince, Allah Teâla onu cennetten veya meleklerin içindeki yüksek makamından kovdu. Bunun üzerine Allah Teâla ile İblis arasında yukarıdaki konuşma meydana geldi. Neticede Allah ona kıyâmete kadar yaşama ve insanları doğru yoldan saptırma fırsatı verdi. Fakat kim İblis’e uyarsa, onu da İblis ile berâber cehenneme atacağını haber verdi.)
Hikâyedeki hilekar vezir, nasıl bir çok tuzak ve aldatmacalarla insanları çirkin emellerine âlet ediyor, onların saf-duru inanışlarını bulandırıyorsa, sen de vezir gibi olma. İnsanların inançlarıyla alay edip, ihlaslarını bozup namaz ve ibadetlerine engel olma. Bu yankesiciliktir.
“O kâfir vezir şeklen din nasihatçisi gibi göründü, ama hilesi helvanın içine sarımsak karıştırmaktı.”
Aslında helva tatlı bir yiyecektir ancak içine sarımsak karışırsa lezzeti bozulur, mideyi ifsâd eder. İşte aynen din de böyledir. Güzelim dînin içine sapkınlıklar, hile ve riyâlar karıştırılırsa, ulvî hâli bozulur, farklı bir şekle bürünür. Hilece vezirin yoldan saptırmak istediği Hıristiyanlara güya (!) dinlerini tebliğ eder gibi görünüp asıl maksadı onların dinini bozup, yok etmekti. Yâni vezirin yaptığı beyitteki gibi tatlıya sarımsak karıştırmaktı.
Sevgili okurlar, bugünlük de bu kadar olsun. Haftaya devam etmek duâsıyla hayırlı cumâlar.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.