Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

Nefsin Hileleri Şeytanın Tuzakları

Yazımıza yine, ‘selam duâsı’yla başlamayı Hz. Pîr’e borç sayarız.

‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’

Sevgili okurlar, geçtiğimiz yazımızda tahrif olmuş kitaplarla ilgili, sizlere gerçek bilgiler vermiştik, yanı sıra hiç tahrif olmadan günümüze kadar gelen son kitap Kur’ânı Kerim ile ilgili hakikatlerden bahsetmiştik. Şimdi yine kaldığımız beyitten devam edelim, istiyoruz;

“Vezir, dış görünüşte Hz. İsâ efendimizin hükümlerini açıklayan bir vâizdi. Ama içinde ıslık çalan, tuzak kuran, aldatan, bir hileciydi.”

Hilekar vezir, görünüşte temiz yüzlü bir nasihatçiydi. Hıristiyanlara ve dinlerine son derece bağlı tavırlar sergiliyordu. Fakat aslında o düzenbaz, Hıristiyanların tam bir düşmanı idi. Nasıl ki, tuzakçı avcılar, ıslık çalarak kuşları kendi tuzaklarına düşürürlerse işte aynen bunun gibi Hıristiyanlar o tuzakçı hilekârın sözleriyle, söyledikleriyle her şeylerini kaybeden kuşlara benzediler.

“Bu sebepten bâzı sahabeler, Fahri kâinat Efendimiz Hazretlerinden, gulyabâni gibi olan nefsin hilelerini anlatmalarını isterlerdi.”

Kişilerin arzu, haz ve isteklerini esas alan nefsi emmare aslında insanın dostu gibi görünür. Ama hakikatte nefis, insanın en büyük düşmanıdır. Dolayısıyla iman sâhibi olan herkesin, nefsin hile ve tuzaklarını bilmeleri gerekir hatta bu bilgileri öğrenmesi kişi için vâciptir.

“Ashap, Allah Rasûlüne; ‘nefis gulyabânisi ibâdetlere ve can ihlâsına, gizli garezlerine neler karışır?’ Diye sorarlardı.”

İnsanın en büyük düşmanı olan nefis ve şeytan, onları çirkin şeylerle, günah olan davranışların içine sokarak kişilerin ahretlerini karartır. Ama takva sâhiplerine aynı zararları veremez. Fakat tıpkı hilekar vezir gibi takva sâhiplerine de tuzakçı şeytan, sağdan yaklaşarak; ‘Siz her yönlü ahretinizden eminsiniz. Zira emredilen ibâdetlerinizi yapmaktasınız. Günahtan ve günahkarlardan berisiniz.’ Fikriyle onları da, çeşitli şekillerde aldatarak gizli şirke kapılmasına vesile olur. Böylece onların bulunduğu yüksek mertebelerinden düşmesine sebep olur.

Burada şu hususa ufak bir temas edelim, nefis ile şeytanın arasında fark vardır. O da şudur ki; nefsin güzel gösterdiği şeyler, kişinin bedensel zevkleridir. Şeytan ise maddi olmayan şeylerde genelde fikri alanda insanı kandırır. Mesela; şeytan, ahrete inanma! İbâdetin ne faydası var? Düşmandan mutlaka intikam al, Servetini hep çoğalt. Sadaka verip, infak etme, bu durum malını azaltır.’ Gibisinden iğvalarla kişinin zihnini bulandırır. Bütün bunlardan nefis bir tad alamaz.

“Sahabe; Fahri Kâinat Aleyhisselam Efendimizden; ‘ibâdetlerin faziletini, sevaplarını sormaz, bize görünen ayıpları anlat’, demezlerdi.”

Asrısaadet devrini yaşayan o güzel tabiatlı insanlar, neyin doğru neyin yanlış davranışlar olduğunu bilirlerdi, o sebeple her dâim hayır üzere olup çirkin fiillerden ve o fiilleri işleyenlerden şiddetle kaçınırlardı. Onlar doğruyu Rasûllâh’tan dinleyerek, O’nu örnek görürler, hayatlarına en kâmil model olarak alırlardı. Endişe duydukları hususları, vahyin tek kaynağından sorarlar, kendilerini nefislerine uymaktan, şeytanın hilelerine aldanmaktan muhafaza ederlerdi. Çünkü şeytan, takva sâhiplerini bile boş bırakmıyor; ‘Biz nasıl olsa toplumda günaha dalmayan, fazilet sâhibi kişileriz.’ Düşüncesiyle takva ehlini bile kibre sevk edebiliyordı. Bâzanda insanları hep ibâdet etmek maksadıyla, dünyevî işlerden mesela; ticâret, ziraat, sanat veya bir takım devlet idâresindeki gerekli görevlerden onları uzaklaştırarak, bu kişileri münzevi bir hayâta yöneltebiliyorlardı. Sözün özü, ehli takva kişilerin, toplum hayâtından tecrit edilmesi, sosyal hayat için bir kayıptır. İşte bu tür davranışlar, şeytan ve nefsin hile ve aldatmacasıdır.

Halbuki bahsedilen dünyevî davranışların hepsi Peygamberi Zişân Efendimiz aleyhissalâtu vesselam tarafından icra edilmiştir. Şurası unutulmasın ki, namaz, oruç, hac, zekat gibi ibâdetler, inanların kulluk borcudur. Bunları ifâ eden müminlerin gönül âlemleri feyiz doludur, bedenleri de, ibâdetle kuvvet kazanır neticede böylesi insanların ahlakları güzelleşir. Ancak bu tür insanların sosyal hayâtın içinde bulunmasıyla; ticâret, ziraat, sanat, ordu ve diğer resmi görevleri üslenmesiyle sosyal hayâta doğruluk, dürüstlük, çalışkanlık gibi hasletler topluma kazandırılmış olsun. Böylelerinin sosyal hayatta hep bulunması lâzımdır ki, yaşanan hayat onlarla kalite kazansın.

“Sahabe nefsin hilelerini, tel tel, zerre, zerre ayırır, gül ile kerevizi fark eder gibi bilirlerdi.”

Peygamberimizin her biri birbirinden değerli ashâbı kiram arkadaşları, yaşadıkları hayatta kendilerini çok ilgilendiren nefis ve şeytana dâir pek çok bilgiyi o kâmil Nebî’ye sorarlardı. Hatta bu konuyu tıpkı gül ile kerevizin karşılaştırılmayacağı gibi idrak ederlerdi.

Efendim haftaya devam etmek üzere, sizlere hayırlı cumâlar diliyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nurten Selma Çevikoğlu Arşivi

Vezirin Hîlesine Aldananlar

05 Şubat 2026 Perşembe 16:55

Vezirin Şâha Hile Öğretmesi

29 Ocak 2026 Perşembe 16:18

Yeni Hikâyeye Başlıyoruz

15 Ocak 2026 Perşembe 15:28

Hikmet Bu

25 Aralık 2025 Perşembe 15:06

Saf Altın ile Sahte Altın Farkı

11 Aralık 2025 Perşembe 15:52

Mukadderat Kalemi, Takdir ve Kader Kalemidir

04 Aralık 2025 Perşembe 15:00