1. YAZARLAR

  2. Hüzeyme Yeşim Koçak

  3. Daima yüksel ve yaşa
Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

RENKLER
Yazarın Tüm Yazıları >

Daima yüksel ve yaşa

A+A-
Safiye Ünüvar, Osmanlının son yıllarında Sultan V. Mehmet Reşad’ın sarayında yaşamış; sultanlara, şehzadelere, okumak isteyen hanımlara muallimlik yapmış, diplomalı bir hanımefendi.

On yılını geçirdiği bir mekândaki hayatı, tanıklıklarını anlattığı “Saray Hatıralarım” isimli bir kitabı yayınlandı. 1962’de yazımını bitirdiği bu hatıraları yayınlama sebeplerinden başlıcası; Osmanlı Sultanlarının hâkim bulunduğu zamanlara ait pek çok neşriyatın yapılmasına rağmen, “hele son verilere ait olanlarının uzaktan tutulmuş bir objektifin titrek, bulanık akislerinden ibaret kalmasıdır.” Ki bu yayınların bir kısmı da “hayal mahsulü romantik maceraları ihtiva etmektedir”. Bilindiği gibi, tarih üzerinde bu oynamalar, kurgular bugün de bütün hızıyla devam etmektedir.

Safiye Hanım, okuduğu kitapları, en azından gerçekçi bulmamıştır. Fakat nezaketle,  “Yazarların geniş karihalarına olan hürmetim dolayısıyla hiçbirini tekzip cür’etinde bulunmak niyetiyle değil; sadece bizzat bu hayatın içinde yaşamış olmanın verdiği selahiyet ve şahıslarını yakinen tanımaktan gelen bilgi, hadisat ve vukûatı, daha ziyade hakikate uygun olarak kaydetmek arzusu ile bu hatırata başladım” demektedir.

Kitapta; Sultan V. Mehmet Reşad ve dönemi hakkında ilgi çekici bilgiler verilmektedir.

Kendisine söylenildiğine göre: “Selefi Kur’an-ı Azimüşşan okuturken bazı hürmetsizliklerde bulunmuş, bu yüzden vazifesine son verilmiştir.”

Ondan ilk önce istenen vazife, Padişahın iradeleriyle evvela Kur’an-ı Azimüşşan’ın hatmedilmesi, daha sonra da mektep derslerine geçilip, (Ulûm-i Diniye, Kıraat, İmla, Hesap, Hendese, Terbiye-i Bedeniye…) öğretilmesiydi.

Saraya girdiğinin üçüncü günüdür. Padişahın bir arzusu bildirilir: “Namaz kılmayanlara, oruç tutmayanlara yedirdiğim tuz ve ekmeği haram ediyorum. Bu iradem, Hoca Hanım tarafından talebelerine söylensin.”

Safiye Hanım, talebelerinin dersten hemen kaçmaması için, bazı taktikler deneyecektir. Önce kendisine alıştırır. Meslekî gücüne, ehliyetine “sevgiyle” ikna eder. Çünkü dersi terk ederlerse bu muvaffakiyetsizliğine de yorulabilirdi.

Sonra yavaş yavaş talebelerine nasihate başlar; anlatmaya çalışır ki: “Alınan eşyanın hesabını bilmek için hesap dersi öğrenmek nasıl lazımsa, gerek dünyada gerekse ahrette de her türlü kolaylık görebilmek için insanın dine riayetkâr olması lazım gelir.”

Daha sonra dershanenin kapısına bir levha astırır: “Namaz kılmayan, oruç tutmayan dersaneden içeri giremez.”

 Hadise bütün sarayda duyulur, padişahın kulağına kadar gider. O da memnuniyetini belirterek: “Analar, babalar, evlatlarını dini terbiyelerinden indallah nasıl mes’ul iseler, ben de bunlardan mes’ulüm. Allah sormasın, size de teşekkür ederim” diyerek, çeşitli hediyeler verir, ihsanlarda bulunur.

 Mualimenin isteklerine göre, ders için gereken ihtiyaçlar süratle tamamlanır. 11 Mayıs 1915’de, Safiye Hoca, zamanın şartlarına göre “mükemmel bir dershane ile karşılaşır.”

İnce ayrıntılarla süslü eserde, genç öğretmenin Kur’an-ı Kerim okunacağı bir sahnedeki izlenimleri ise şöyledir: “Sultanların başında Bursa’nın ipekli başörtüleri vardı. Esasen Sultan Reşad’ın sarayında her şey Bursa ve Hereke kumaşlarındandı. Padişahın yerli mamulâtı dururken ecnebi mallarına itibar etmediği mâlumdu.” (sh. 44)

Başarılı bir eğitim sürecinden sonra Safiye Hanım bir “Hatim merasimi” düzenler. Yapılan hazırlıklar sırasında; Sultan Reşad’ın torunlarından olan öğrencisi Dürriye Sultan’a ‘Bayrak’ manzumesi ezberletilmiştir. Dürriye Sultan’ın annesi Ünsiyar hanım,  esvapçı Sabir Bey’e; kırmızı atlastan etrafı altın saçaklı bir bayrak yapılmasını emreder.

Program esnasında hatim duası okunur, şerbetler limonatalar dağıtılır; tam bu sırada musahip Ramiz Ağa elinde o atlas bayrakla görünür ve bayrağı Dürriye Sultan’a takdim eder. Sultan bayrağı alıp, aşağıdaki nesri okumaya başlar:

“(…)Efendiler,

Bu bayrağın kıymeti kelimelerle anlatılamayacak kadar ulvi bir mana taşır. Tarihimizin bir safha-i gururu, milletimizin bir timsal-i zivekarıdır. Bu al harenin sath-ı al’ine resmedilmiş şu ay yıldız, bir zamanlar büyük ülkelerin ufkunda doğan ayyıldızdır. Asırlardan beri ufuklarda dalgalanıyor.  Bu gün de Osmanlıların mümessilliği ifade etmektedir. Turan’ın zümrüt ovalarından, Anadolunun sine-i samimiyetine ihtiyar-ı hicret eden ve az zamanda cihanın üç büyük kıt’asının en mutena sahalarında muazzam bir DEVLET vücuda getiren Osmanlıların şimdi fahramiz bir hatırası, satvet ve mefharet mirasıdır.(…)

Ey al sancağım sana ve temsil ettiğin milletin tarihine binbir selâm ve ihtiram…

Seni kahretmeye hazırlanan bütün düşmanların karşısında sen ulviyetinden hiçbir şey kaybetmezsin. Salibin karşısında hilal daima yükselecek ve müfteris düşmanlarını helâk edecektir. Bu, değişmez bir kanundur. Göklerden inen hilal, yine göğe yükselecektir. Yükselmek, bu senin şaşmaz kaderindir.

Daima yüksel ve yaşa!”

Arkasından Dürriye Sultan’ın küçük kardeşi Rukiye Sultan, İbrahim Alâaddin Gövsa’nın ‘Bayrak’ şiirini okur.

Mini mini Sultanlar çok alkışlanır ve kıymettar hediyeler verilir.

Tören bittikten sonra, Padişahın torunlarını huzuruna çağırdığı haberi gelir. O tarihte Padişah ağır bir mesane ameliyatı geçirmiştir. Ve yataktan çıkamamıştır. “Kendisine Sultanların ellerinde bayraklarla gelmekte oldukları haberi verildiği zaman:

“Beni kandırdınız, bayrağa hürmet lazımdır.” diyerek telâşlanır; “Aman Efendimiz, henüz doktorların müsaadesi yoktur.” itirazlarını dinlemeyerek, arkasına yastıklar ilave ettirerek biraz doğrulmuşlardır. Bayrak nesri ve manzumesini, gözyaşlarıyla dinlerler.” (Safiye Ünüvar, Saray Hatıralarım, L&M Yayınları, 2007)

Bazı üst(ün) değerleri artık taşımadığımız veya önemsemediğimiz için, özellikle günümüzle mukayese edilince; Sultan ve yakın çevresinin hissiyatı hamaset diye küçümsenebilir.

Fakat herhalde sadece hareme kapanıp kalmış gibi takdim edilen padişahların, hayatlarında başka öncelikleri, dikkatleri de vardı.

Dinî hassasiyetleri göz ardı edilemeyecek bir insan olan, Sultan Reşat’ın bayrak sevgisi ve saygısı; Osmanlı’nın neden yüzyıllarca hüküm sürdüğünün ipuçlarından biri gibi de görülebilir

 
Bu yazı toplam 6556 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.