Hamide Yıldırım
Güzellikleri Yazabilmek Umuduyla
Konya’da doğalgaz faturaları gelmeye başladı. Çoğu kişiden duyduğuma göre bırakın geçen yılı, geçen aya kıyasla bile faturalarda ciddi artışlar var. Geçen ay 1500 TL olan fatura bu ay 2500-3000 TL civarında geliyor. İşin garip kısmı ise kombi ayarının sabit kaldığı iddia ediliyor. Tüm bu tartışmalar devam ederken sosyal medyada Konyalı bir kadının videosu da gündem oldu. Hanımefendi arabasından çektiği bir videoyla doğalgaz faturalarına tepki yağdırdı. Konya’daki doğalgaz şirketlerine seslenen kadın, “Doğalgaz faturalarını neden ikiye katladınız?” diyerek sitem etti.
“Konya’nın suçu” ne demiş ama maalesef burada yanan sadece Konya olmadı. 2026 yılında uygulanacak asgari ücretin açıklanmasıyla birlikte birçok kalemde zam yapıldı. Market rafları sessiz sedasız değiştirildi. Sadece Konya değil, ‘Türkiye’nin suçu ne?’ sorusunu sormak daha uygun olur. Asgari ücret 50 bin TL olsa ne fayda, fahiş fiyatlarla yine maaş cüzdana girmeden eriyecek. Çocuklu ailelerin ise vay haline…
Sadece doğalgaza indirgenecek bir konu da değil bu. Su, elektrik, kira, masraflar derken zamlı ücretin esamesi okunmuyor. Ayın başında yatan maaş, ay bitmeden buhar oluyor. Vatandaş, pazara çıkıp filesini dolduramıyor, meyve-sebze tadımlık alınıyor, kırmızı et lüks oldu, temel ihtiyaçlar bile ateş pahası.
Sorun asgari ücretin düşüklüğü de değil, asıl sorun hayatın içindeki enflasyonla yansıtılan enflasyonun birbiriyle olan ilişkisinin kopması. Market etiketleri her hafta değişirken maaş yerinde sayıyor. Korkarım ki 1 yıl boyunca asgari ücretli bu maaşla geçinmek zorunda kalacak. Asgari ücretli için hayat, tercihlerle değil, vazgeçişlerle ilerlemek zorunda.
Bu asgari ücret kimin için belirleniyor? Masada konuşulan, milyonlarca insanın hayatını etkileyen ücret sokaktaki gerçek hayattan kopmuşsa bu tablo ne kadar sürdürülebilir?
Ne güzel olurdu değil mi? Şöyle havadan sudan konuşsak, Konya’da yaşayan bir gazeteci olarak Konya’nın tarihi ve kültürel alanlarını size tanıtsam, ya da “Konya’da gezilecek yerler”, “Konya’da en güzel restoranlar” gibi başlıklar atsam…
Maalesef bu coğrafyanın gerçeklerinden kopup, tozpembe bir dünyayı kaleme almak benim açımdan pek mümkün değil. Gerçeklikten kopup, kartpostal güzelliğinde yazılar yazmak hem mesleğime hem de bu şehrin insanlarına haksızlık olur. Belki keyfinizi kaçırırım, belki, “Biraz da güzel şeyler yaz” dedirtirim ama bunların olması için şehirdeki hatta Türkiye’deki asgari ücretlinin geçim derdi yaşamaması, çocukların nitelikli ve eşit eğitim almaları, gençlerin işsizlikle sınanmamaları, liyakatli siyasetçilerin artırılması, hoşgörü ve tevazuunun yaygınlaşması gerekir. Emeğin değeri yükselmeli ki, zedelenmiş adalet ve güven duygusu yeniden tamir olsun. Emeğin değeri düştükçe, huzur ve refah da yerle bir olur. Kendi hayatını idame ettiremeyen vatandaşlar, sosyalleşmeden de bir haber kalır.
Bırakın sosyalleşmeyi; umut törpülenir, hayaller küçülür ve gelecek planları suya düşer.
O halde bugün yazımızı güzel bir temenni ile tamamlayalım. Dilerim ki, Meram’ın bağlarını, Sille’nin taş sokaklarını, Bedesten esnafını, Aziziye’nin dinginliğini, Konya’yı Konya yapan güzellikleri anlatacağım, tanıtacağım yazılar yazmak dileğiyle. Sevgiyle kalın…





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.