1. YAZARLAR

  2. Nurten Selma Çevikoğlu

  3. Yıpranan Etnik ve Kültürel Kimliğimiz
Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

İZ DÜŞÜM
Yazarın Tüm Yazıları >

Yıpranan Etnik ve Kültürel Kimliğimiz

A+A-

ÇEVİKOĞLU/nurtencevikoglu@hotmail.com

Bugün geçen ki yazımızın devamı mahiyetinde yıpranan etnik ve kültürel kimliğimizden bahsetmek istiyoruz efendim.
Devrimizde egemen güçler çeşitli şer odaklarıyla birlikte çalışıyorlar. Bu şer odaklarının içine neler girmiyor ki? Her ülkenin gizli istihbarat güçlerinden tutunda derin devlet adına faaliyet yürüten kesimler el ele kol kola birlikte çalışıyorlar. Bunların pek tabii ki destek aldığı medyatik kaynakları da var. Her yerde kolları, kanatları, uçları, uzantıları mevcut. Aklımızın eremeyeceği yerlere ulaşarak bizim üşendiğimiz şeyleri o tür zevat bir çırpıda veya bin bir güçlükle de olsa başarıyor. Uluslar arası camia böylesi derin ve ince hesaplarla çok rahatlıkla karayı ak, akı kara gösterebiliyor. Hem de senin gözünün içine baka baka yapıyorlar bunu. Ve ne yazık ki sen güçler dengesinde yerin olmadığı için tabiri caizse ‘gıkını çıkarmıyorsun.’
Memleketler bazında da aynı dolaplar dönüyor. Her memlekette bir sıkıntı var. Afganistan’a bakın. Koca Ruslara kafa tutan mücahit Afganistan, göğüs göğse cihat meydanlarından zaferle çıkarken Amerikan ajanlarının oyunları karşında yenik düştü. Amerika öyle yıkamadık böyle yıkalım diye ülkede kardeşi kardeşe kırdıracak tezgâhlar düzenleyerek halkı birbirine kırdırdı. Müthiş katliamlar yapıldı hâlâ da yapılmakta çeşitli Tâliban gibi yakıştırmalar yapılarak. Bir Rusya bir Amerika iki arada bir derede kalan zavallı Afganistan. Hadi sıkıysa haykır devletler bazında ‘SEN ZÂLİMSİN’ de. Çöker boğazına. Özür dilendi mi?
İşte mazlum Irak ortada. Gözümüzün önünde ‘Ebu Gureyb’lerde ve diğer Irak şehirlerinde neler yapıldı. Masum halkın üstüne tonlarca bombalar yağdırıldı. Çocuklar misket bombalarıyla şahadet şerbeti içti. Şehirlerdeki Müslümanların en güzide tarihi mekânları hiç acımadan yerle bir edildi. Bunlar barış ve demokrasi adına yapıldı. Hadi haykır suratına ‘SEN ZÂLİMSİN’ de diyebiliyor musun? Çökerler boğazına. Özür diledi mi? Bak zavallı bir Arap gazeteci kendini tutamayıp ayakkabısını fırlattı diye yer yerinden oynuyor. Değil ayakkabı dünyayı kendi çiftliği gibi kullanan Müslümanları bozuk para gibi harcayan Başkana tüm tükürükler atılsa yeri.
Yine İran’ı da Irak’a benzetebilmek için oyunlar düzenleniyor. Dünya piyasasında yeni senaryolar üretiliyor İran için. Filistin ise yıllardır kanayan bir yara. Kardeş Pakistan’da patlayan bombalar halkın birbirlerini linç etmeye kadar gitmesi ülke içinde dış mihrakların entrikalarının neticeleri. Hadi bütün bunlardan sonra kalk ve haykır ‘SEN ZÂLİMSİN’ de bakalım sıkıysan. Demek isteyip de diyemediklerimiz var dostlar. Bize hangi durumda özür dilendi söyleyin?
Devam ediyoruz. Hadi bunlar doğru ya Avrupa’nın göbeğinde bir zamanlar Bulgarların Türklere yaptıkları etnik zulümler ve asimilasyon çalışmaları. Bunları hangi kefeye koyacağız lütfen söyleyin? Televizyonda ‘Belene Kampı’nda yapılanlar dizileştirilmişti bir zamanlar. Seyredenler veya o tarihleri hatırlayanlar vardır. Etnik temizlik için bölgeden Türklerin arındırılması adına ne akıl almaz işkenceler yapıldı. Tuna nehrini ölmeden geçip Türkiye’ye ulaşabilenlere o zamanlar ‘Kızılay’ın kamplarına yerleştirilen göçmenlere bir sorun ki Bulgar Hükümetinin ve aydınlarının bizlerden nasıl özürler dilemesi gerekirdi.
Daha sayalım mı? Evet devam ediyorum Avrupa’nın ortasında yüzlerindeki deri artık hangi deri ise bilemiyoruz hâlâ yaşayan vahşi, ırkçı, zalimin âlâsı, hain Sırplar yaşamakta. Biz onların yerinde olsaydık kim bilir yapılanların rezilliğinden yüzümüzü hep saklayarak gezerdik. Soykırımı en barbarcasına yapan bu rezil insan müsvetteleri dünyanın gözü önünde müthiş savaş suçları işledikleri halde pişkin pişkin dolaşabilmekteler. O adi ve zalim adamların en barbar Başkanları olan Miloseviç hâlâ yargılanıp bir mahkûmiyet alamadı maalesef. Uluslar arası arenada en büyük savaş suçu işleyen bu Avrupa’nın en vahşi ve rezillerini burada esefle anıyoruz. Yaptıkları mezalimi konuşup tekrar yaralarımızı depreştirmek istemiyorum. Biz bunları unutmadık. Allah(c.c)da unutmayacak. Zalimin zulmü varsa mazlumun Allah’ı var. Ve biz onlara insan vasfını dahi yakıştıramadığımızı belirtirken ‘hayvan’ bile olmaya lâyık olmadıklarını buradan ilan ediyoruz.
Bu rezillerin bugüne kadar yaptıklarından bizlere özür dilediklerini gördünüz mü? Anlı şanlı modern Avrupa’da cereyan eden bu adiliklerden dolayı Boşnak halktan özür dilendi mi? Yıllardır çağdaşlıkta öve öve bitiremediğimiz Avrupa’da, en zalimce hâdiseler işlendi. Kimsenin gıkı çıkmadı. Bizim sözüm ona çağdaş aydınlarımız özrü onlara diletsinler. Onları daha medeni olmaya davet etseler ya.
İslam düşmanları biz Müslümanlara neler ettiler. Yuttuk sanıyorlar. Hem suçlu hem güçlüler. Bizden tüm uluslar arası camianın özür dilemesi lâzım. Geçtik onları. Özür filan istemiyoruz. Lâzım değil, özürleri onların olsun. Yeter ki bize gölge etmesinler başka ihsan istemiyoruz.
Bunlar 15-20 senelik yeni hâdiseler daha. Geçelim bizim ülkemizdeki Kurtuluş savaşı yıllarına. Konya’mızda şeyhül muharririn Mehmet Ali Uz Beyefendinin tespit ettiği gibi bu özür kampanyasına katılan sözüm ona aydınlar hiç mi kitap okumazlar. Bir şeyler yapacakken hiç mi tarihe açıp bakmazlar? Hiç ‘Ermeni Mezalimi’ ‘yunan Mezalimi’ kitaplarını okumadılar mı? Biz Anadolu insanları küçük kişileriz fakat biz büyüklerimizin tavsiyeleriyle bu kitapları okuyarak büyüdük elhamdülillah. Kurtuluş savaşı sıraları Ermenilerin, Rumların bir yandan da Yunanın kendi memleketimizde yaptıkları katliamlar, zulümler, toplu mezarlar, gelinlerimizin, kızlarımızın giden namusları, ırzları, yaşlılarımıza ve çocuklarımıza sergilenen insanlık dışı tavırlar nasıl bilinmez, okunmaz. Anlayamıyorum ve inanamıyorum bu imza kampanyası meselesini. Yapılan katliam derecesindeki zulümler karşısında bizimkilerin herhalde eli armut toplayacak değil. Ne yapıldıysa muhakkak hak etmişlerdir. Nefsi müdafaa çerçevesinde yapılmıştır. Ellerine sağlık. Biz asla soykırım yapmadık yapan onlardır. Nasıl da gerçekler ters yüz ediliyor.
Nasıl bir dünyada yaşıyoruz anlaşılır değil. Filistin’de taş atsan suç. Irak’ta ayakkabı atsan suç. Türkiye’de laf atsan suç. Ya kardeşim onlar mermi atıyor suç olmuyor. Bomba atıyor suç olmuyor. Biz de imza atmamak bile suç. Ne diyelim; Ya sabır ya Allah.
Bizdeki çağdaş aydınlarımız(!) herhalde şu hususu da unuttular. Ermeniler bir vakitler dünyanın dört bir tarafındaki Türk Büyükelçilerine suikastlar düzenleyerek öldürüyorlardı. Asıl o Ermeniler katlettikleri onca Türk Büyükelçiler adına Türkiye Cumhuriyetinden özür dilesinler. Hatırlayanlarınız vardır. Bir vakitler Ermeniler bizim Büyükelçilerimize taktılardı kafayı. Gün geçmezdi ki bilmem hangi ülkenin Türk Büyükelçisi, Ermeniler tarafından pusuya düşürülüp öldürülmesin. Bu yaşanan gerçekler bir yanda dururken özür ve imza. Ne özrü kardeşim, biz soykırım mı yaptık yapan onlar. Hem suçlu hem güçlü. Dünya kamuoyu ancak bu kadar yanıltılabilir. Lütfen akıllı olalım. Gerçekleri görelim. Feraset sahibi olalım.
İşte yazımızın konusu şuydu: Kültürel ve etnik kimliğimizin yıpranması. Sağ olsunlar bizim aydınlarımız kim bilir kime hizmet fikriyle ortaya attıkları böylesi kabul edilemez kampanyalar sayesinde etnik ve kültürel kimliğimiz maalesef yıpratılmaya çalışmaktalar. Acaba diyoruz bu hangi ‘Ali-Cengiz Oyunu’nun bir parçası?
Geçmişimizdeki muhteşem güzellikleri bir tarafa itiyoruz. Aziz Osmanlıyla uğraşıyoruz. Bu hangi akla hizmettir. Bir yıpranma ve yıpratılma darbesi de buradan yiyoruz. Bu işi yine aydın geçinenlerimiz yapıyor.
Türk-Kürt meselesiyle etnik kültürel kimliğimiz bir başka boyutuyla yıllardır yıpratılmaya çalışılıyor zaten. Alevi-Sünni ayırımıyla bu yıprantı bir kat daha artıyor.
Ne zaman akıllanacağız Allah(c.c) aşkına…

Bu yazı toplam 2848 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.