Hüzeyme Yeşim Koçak
Rüya Gibi
Pek az görürüz desek, bazen karikatürize alay etsek de rüyalarımız ürperişlerimizi, hesaplarımız, ümit ve endişelerimizi yansıtır yine de. Bu uyur(açıklığı tartışmalı), ikinci gözlere sığınırız.
Geleceği merak eder, fincanlardan(!) bile kiminde medet umarız.
Habis rüyalar vardır. İçinden çıkılmayan. Tabir üstüne tabir yapılır. Akan çeşmelere, sulara, ferah sabahlara, bal dilli akrabalara anlatılır.
Aradan aylar, seneler geçer. Rüyalar çıkmaz, solar gider.
Sevenler yiter, gelir, ikide bir düşlere sokulur. Hiç akla gelmeyecek yerlerde, bambaşka kişilerle yanyana düşersiniz bazen.
Size özgü sahnede yeryüzüne gençliğiniz, taravetiniz güler.
En sevdiğiniz sinema perdesidir bazen rüya kıyameti, bir şekilde başrolde olduğunuz.
Bazen mükemmeli oynarsınız, farzı muhal kaleler fethedersiniz. Güçlüsünüzdür ya da çok çaresiz mağdur; yardım gecikir gelmez. Tren kalkar, otobüs kaçar. Rüyalar size el sallar.
Yaban rüyalar vardır, apayrıdır.
Büyük devlet adamlarının rüyası başkadır; küçüklerin saltanat, menfaat, mevki makam hesaplarıyla yaptıkları başka…
Amerikan başkanı yatağa rahat girer miydi acaba hep merak etmişimdir. Stalin’in Hitler’in rüyası neydi?
Kemik, külah, ciğer peşinde koşanların yahut bir idam mahkûmunun kara(yazılı)basanı?
Salihlerin, bilgelerin yakaza hâli, rüya-yı sâdıka…
Rüya silleleri bulunur mu, cezaları; mahkemeler, hapisler, boz bulanık şenlikler(!) Görmenin bile dehşete düşürdükleri.
Zaman dışına çıkıp, göçe yakın olanların rüyaları acep nicedir. Hep hayattan çekilenler mi, düşlerin başlıca misafiridir.
Haberci rüyalar her zaman var mıdır, nasıl yorumlanır?
Gençliğin rüyaları umutla giydirilip kuşatılır mı?
Rüyanın karakteri, ne idüğü, ne dediği, uykucusuna göre değişir mi?
Tembelhanelerde kesintisiz uykulara dalıp binbir çeşit rüya görmek zor değildir herhalde.
Diğer yandan, güzel rüyaların gerçekleşmesi için çalışanlar, ter dökenler ne kadar azdır.
Sevdalarımız, korkularımız, tasavvurlarımız hakkında nice rüyalar görürüz.
Söz gelişi sevdiğimiz veya çekiştiğimiz kişileri her iki anlamda da alabildiğine donatırız(!) vakalar da bir düş perdesiyle sarılır.
Günün tazyiki üzerine görülen düşlerde, kimin de gündüz ki izlenimlerimiz, tespitlerimizi takviye edecek işaretler emarelere şahit kalınır.
Düşünceler, sabit fikirler, hissi giydirmeler; gecelere de sarkar. Yahut gecedekiler, gündüz düşlerini sarmalar.
Rüya bazen, yanılsamaların, basiretsizliğin nişanesi olup çıkar.
Düşler yığılır. Diğerlerini, Ötekiyi, olayları yabancı yalancı düşlerle böyle ele alır, değerlendiririz.
Kehanet gibi kıymetlendirdiğimiz, kabullendiğimiz rüyalar bulunur.
Kiminde yolumuzu çizer, saptırır, çıkmazlara daldırır. İstediğimiz gibi yönlendirip, tefsir ederiz.
Belki bu mânâda onları sever, gözü açık kapalı, uyurgezer rüyasız edemeyiz.
“Hiç rüya görmem” diyenlerin bile en azından çocukluk deli zamanlı rüyaları mevcuttur.
Ben’ler, şartlar, kişilikler değişse dahi, sevdiğimiz rüyaları ısıtıp sürekli önümüze getirmek hoşumuza gider. “Fi tarihimde filancayı görmüştüm, uçmuştum, gökyüzünde seyrana çıktım. İltifatlardan taltiflerden merdiven yaptım, Sultandım…”
Rüya dizileri, halk(a)ları, zincirleri…
Bu baştan neler zuhur eder; baş gözü kalp gözü…
Biz rüyalarımızla da koyun koyuna yaşarız.
Dünya rüyalarımız hep hayrolsun, hayra çıksın efendim.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.