Hamide Yıldırım
Ortadoğu Yangın Yeri!
Medeniyetlerin beşiği, bir zamanlar verimli topraklarıyla anılan Ortadoğu’da şimdilerde adım atılan yerde savaş, zulüm, kan ve gözyaşı hakim. İnsanlık tarihinin en köklü hikayelerine ev sahipliği yapan bölgelerde çocuklar can verir oldu. Güzel ninnilerin yerini savaş uçaklarının sesi, bombalar, çığlıklar aldı. Bu coğrafyada çocuklar erken büyür, öyle bizim gibi uçak gördüğü zaman el sallamak yerine saklanacak yer arar. Filler tepişirken bedelini mazlumlar öder.
Güç hevesi, iktidar hırsı, kanıtlama derdi insanları aslından uzaklaştırıp adeta vicdansızlığın korkunç boyutuna ulaştırıyor.
Ortadoğu yine diken üstünde. Yeni bir ateş hattı oluşturuldu. ABD ve İsrail dünyaya gücünü kanıtlama adına savaşın fitilini ateşliyor. İran ise bölgedeki politikasını artırmak için karşı savaş açıyor. Küçük çocuklar bu daralan çember içinde hayatını kaybediyor. Üstelik bunlar denizler, okyanuslar ötesinde yaşanmıyor, hemen yanı başımızda tarihin en acı sahnelerine şahitlik ediyoruz. Enerji koridorları, güç hevesi, hava saldırıları, petrol ticareti, sıcak çatışmalar bu analizlerin hiçbiri, korkudan titreyen çocukların yaşadığı çaresizliği açıklayamaz. Savaş yalnızca harita üzerinde çizilen sınırlarla kalmıyor, mazlum insanların içinde açtığı yaraları derinleştiriyor.
Ortadoğu bölgesel bir güç olmaktan çıkıp küresel güç mücadelesi ve hevesi handikabına sıkışmış durumda. Gazze’de, Suriye’de, Lübnan’da, İran’da ve birçok mazlum coğrafyada çocuklar stratejik hamlelerden çok hayatta kalıp kalamayacaklarının derdine düşüyor. Türkiye ise bu zorlu dengenin arasında arabulucu rolünü üstlenmeye çalışıyor. Maalesef ki, ateş bir yerde yanıyorsa dumanı komşusuna da ulaşır. Canım ülkem bu güç hevesinin arasında kalan temiz bir gonca gibi kalsa da bu durumdan etkilenmesi kaçınılmaz.
Bağımsızlık yalnızca sınırları korumakla kalmaz, aynı zamanda kendi içinde kararlar almayı da gerektirir. Cumhuriyet’in temelinde de bu denge esastır. Cumhuriyeti olmayan her ülke bu handikap içerisinde kaderine mahkum edilir. Türkiye’nin tutumu bazı kişilerce eleştiriliyor ama mesele yalnızca İran veya birkaç füzeden ibaret değil. Uzun süredir Türkiye’nin de içinde olduğu bölgede bir strateji kurma çabası var. Hatta İran’dan sonra sıra Türkiye’ye gelecek tartışmaları da gündemden düşmüyor. İran’ın savaş verdiği ülkelere bakıldığında neredeyse hepsinin savunma iradesi başka ülkeler tarafından yönetiliyor. Tarihte birçok kez şahit olunmuştur ki, güvenlik için başka devletlerden medet umman her ülke kaderine terk edildi. Şu anki yaşanan durum da yalnızca bir ülke değil koca bir bölgenin, coğrafyanın egemenlik mücadelesi. Türkiye Cumhuriyeti de böyle bir zihniyetle mücadele için doğmuştur. Burada Türkiye’nin tutumu önemlidir. Toplum olarak milli kimlik ve şuurun önemini anlamalıyız. Yanı başımızda yaşananlara şahitlik ederken kendi aramızda ayrıştırmalara izin vermemeliyiz.
Yazımı Zülfü Livaneli’nin bir sözüyle bitirmek istiyorum;
Ne çok isterdim tek bir çocuğun ahının koskoca devletleri tuzla buz etmesini. Orduları bozmasını, ölüm kusan savaş uçaklarını düşürmesini…





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.