Süleyman Küçük
Eğitim Ayrı, Bilgiyi Kullanmak Ayrı
Bizim toplumumuzda birbirine zıt olmasına rağmen, kökleşmiş 2 düşünce vardır.
Hatalı olan kökleşmiş düşünce tarzı; Eğitim görmüş olmanın, akıllı ve bilinçli olmakla eşdeğer kabul edilmesidir.
Doğru olan düşünce tarzı ise, hayat üniversitesini bitirmiş olanların, pek çok okumuş olandan daha bilgili olabileceğidir.
Bizim gibi azgelişmiş ülkelerde eğitim, genelde sadece kitaplardaki bilginin, öğretmenler aracılığıyla öğrencilere aktarılması olarak gerçekleşir.
Yalnızca bilgi aktaran bu durum, aslında eğitim değil, öğretimdir.
Öğretimi eğitime dönüştürme, yani öğrendiğini doğru bir şekilde hayata uygulama ise, genelde insanın kendi şahsi çabasına bırakılır.
Bunu en açık bir şekilde eğitimlilerin zaman zaman alay ettikleri, ilkokul mezunu bir insanın öğretimi bilgiye dönüştürerek söylediği bir ifadeyle, pek çok üniversite profesörünün uzun uzun anlatmaya çalıştığı konferanslardan daha doğru ve etkili olmasında görmekteyiz.
Çünkü okullardaki eğitim, insan beynini ilgili ilgisiz pek çok bilgiyle doldurur, ama bu bilgileri gerektiği yerde, gerektiği şekilde kullanmak becerisini insana vermez.
Eğitimciler, bilginin sınırı ve insan zihninin özgürlüğü sadece insana özgüdür deseler de, pek çok insanın kendisine verilen geleneksel eğitim çizgisinin dışına çıkarak başarı elde ettiği, reddedilemeyen bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu durum genel olarak öğrenmenin okullardaki standart müfredatla değil, kişilerin fazladan öğrenme için harcayacakları merak ve çalışma ile ortaya çıktığı şekliyle ifade edilir.
Bu anlamda genel kabul, eğitimin görevinin insan beynin sınırlarını çizmek olmayıp, o sınırları genişletmek için kişiye cesaret vermek olduğudur.
Eğitim ya da öğretim bilgi kazandırmanın başlangıcıdır. Elde edilen bilgi insanı belli kalıplara hapseden ezber üzerine kurulu bir sistem değilse anlam kazanacak ve beynini etkin kullanan insanlar tarafından yanlış yapma pahasına bilgi üzerine düşünecek, sorular soracak, daha ileri gidebilmek için kendine verilen bilgide var olan kalıpları aşacaktır.
Bu anlamda insan beynini kullanmak, yalnızca bilgi depolamak değil, o bilgiyi faydalı şekle dönüştürebilmek demektir. Eğitim ile eğitimli olarak düşünme arasındaki fark burada ortaya çıkmış olur.
Eğitim ve öğretim hayatı sonunda elde edilen diploma, bilginin depolandığını değil, hayatın dönüştürülebilmesi için alınmış olan eğitimin belgesi olmalıdır.
Diploma, öğrencinin kendisine verilen belirli bir bilim dalındaki veya eğitim sürecini tamamladığının ispatıdır. Bu sebeple diploma her şey olarak görülmemelidir. Çünkü bir aşama olan diploma insanların muhakeme gücünü, zekâsını veya dürüstlüğünü göstermez.
Diploma sahibi olduğu için kendini diğer insanlardan daha fazla eğitimli görerek, onları küçümseyenlerin hayatlarında karşılaştıkları pek çok olayda, eğitimsiz gördüğü kişiler karşısında pasif kalmaları, bu farkın en anlamlı ispatıdır.
Memleketimizde pek çok iş kolunda ilkokul mezunu insanların, başkaca bir eğitim almamış olmalarına rağmen, okumuş insanlar karşısındaki çözümleri ile hayranlık uyandırması da bu sebepledir
Tabir caiz ise okumuş insanlar olarak eğitim ve öğretimle meslek edinirken, toplumda el ve vücut gücüyle çalışanlar olarak bilinenlerden daha farklı bir usta çırak ilişkisi içinde yetiştiği için, toplumda üst sınıf olarak kabul edilen pek çok meslekte bu nedenle müritleşme kaçınılmaz olmaktadır.
İlkokul öğretmenlerinden başlayarak, daha bilgili bir kişiden eğitim almak normal karşılanıyor olsa da, zihnin teslimiyeti sonucunu doğuracak ölçüde bir alışkanlığı veya adı eğitim olan bir psikolojik yönlendirilme ile işlevsiz kılınmasını, hoş görmek mümkün değildir.
Bizim memleketimizde zihin teslimiyetinin en acı sonucu, tarihten bu yana eğitimsiz insanların tekke ve dergâhlarda, rehber veya mürşit ilan ettikleri bir kişinin etrafında toplanmalarını kınayan okumuş cahillerin, siyaseten yükselebilmeleri için, diploma konusunda kendilerinden daha aşağı bir kişinin etrafında pervane olmaları, öğretim ile eğitimin aynı şey olmadığının ispatıdır.
FARKINDA MIYIZ?
Bir ülkede eğitimin, insanlara hayat için gerekli bilgileri verdiğini iddia ettikten sonra, diplomalı yüz binlerce işsizimizin olduğunu resmi rakamlarla açıklanması, verilenin eğitim olmayıp hiçbir işe yaramayan öğretim olduğunun ispatıdır.
Ya da bir üniversite kampüsünde akademisyenlerin, bir ilkokul mezununun konferansını soluksuz dinlemeleri bir tarafa, konferansta yer almak için neredeyse birbirlerini ekarte etmeye çalışmaları da, aynı şekilde insanların bilgiyle değil de, yönlendirilmeyle hareket ettiklerinin ortaya çıkan görüntüsüdür.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.