Hüzeyme Yeşim Koçak
Düşlerle Yürürüz
Hayatımız boyunca, içlerinde layık olmadıklarımızın da bulunduğu envaiçeşit rüya görürüz.
Gündelik, bilinçaltı mahsülleri, şeytani, rahmani; çelişen birbirini nakzeden çocukluk gençlik yaşlılık rüyaları, toprağa semaya bakan rüyalar, türlü sınıflamalar, renkliler, siyah beyazlar, dünyevî uhrevî, karabasanlar, kuruvasanlar(!), damak ve ruh zevkleri…
Kâh bodrum katlarda, yeraltında dolaşır; kâh uçuk kaçık gökyüzünde âlemi seyrederiz, temaşaya doyulmaz (nerdee?)
Abuk sabukları bizi sıksa da, uzun zaman görmediğimizde ara verdiğimizde(!) telaşa düşeriz. Alışmışızdır bir kere, avuntudur ne de olsa.
Düşle kalkar, düşekalka yürürüz herhalde. Rüya rüya içine girer. Sarıldığımız nicesi bizi sıkıntıya sokar boğar.
Sahte parlatılmış insanlık kulluk rüyaları vardır. İnsani özümüzü bir pula sattığımız. Yapay cennetlerin hülyalarıyla, kuruntularla sanrılarla gaflet uykularına daldığımız, kör kuyuların hastalıklarına duçar kaldığımız.
Rüyalar bizi yorar da, yoğurur da… Bizi karar ve karar(tır), bir karar da kalmaz hiç.
İpe sapa gelmez, uzar gider, akıntılara girdaba kapılır, uçurumlara gayyalara kapılır. Karanlığıyla içselleşir ve tasallutuyla bizim aslî gerçeğimiz olur. Kâbus ikide bir gözümüze sokulur.
Değerli Yazar Fatma Tutak’ın güzel bir yazısının ismi: “Bizi Yoran Rüyalar’dı” mesela.
Kararsız mütereddit kaldığımız da vakidir. Rüyalar arası gidiş geliş. Gökyüzünden yeraltına bilet,,düşüş.
Rüyalara güven beslenir mi. Sıhhatli mi, hikmetli mi?
Kimin (kalp) gözü, kimin (dünyalık) nazarı?
Hiç uyanmak istemeyeceğimiz de bizimdir, keşke ölsek de görmeseydik diyeceklerimiz de…
İzleme, seyir sonucu, notları… Rüya karnesi. Çöpe atılacaklar, allanıp pullanıp satılacaklar, acı gerçekler tatlı yalanlar. DÜŞ(meye) gör!
Başkalarının rüyalarına da girer, aynı düşleri görürüz. Kiminde gam çeker, giren çıkanın belli olmadığı rüyamızdaki düşmana savaş açar, sulh yapar ya da keyfe dalarız.
Kisvelerimiz, rollerimiz, sahnelediğimiz oyun ne kadar ziyade ve gerçekçidir(!) Hangisi hakikat hangisi sahte karıştırırız.
Elemler, kahırlar, ummalar. Bir ümitle yeşerenler. Özenle yoğurduklarımız. Hamura, sevgi mayası katkıları.
Bazıları da bizi besler, müşterek rüyalarımız bulunur. Büyük umutları, hareketleri , gönül sevklerini barındırır. Nizamı Âlem Ülküsü, Büyük Türkiye Rüyası, Kızıl Elmalar, Eşref-i Mahlûkat olma sancısı, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi…
Her devrin öne çıkan düşleri farklıdır belki veya ağız değiştirir. “Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak” da hedeftir.
Kutlu kelimelerden, cümleler, tarih sayfaları, zengin kaderler yazma tutkusu, iliklere işlemiş rüyalar.
Yüce düşler ve ümitlerle beslenen, sahiplerini, zengin gönüllülerini, neferlerini “ bu kubbede hoş seda bırakacak’ seslendiricilerini yazıcılarını bekleyen niceleri.
Bizi gönendirecek, ruhumuzu şeneltecek rüyalar ararız, en azından bir ezadan kafesten kurtuluşumuzu müjdeleyen, dört gözle beklediğimiz muştulu rüyalar vardır.
Başka ağızlara bakarız, “Hayrolsun’ların ardından gelecek, içe su serpecek nadir yorumları bekleriz. Güpegündüz acı gerçekleri tersine çevirir, karaları pembeye döndürürüz.
Ama en çok, hayat boyunca özelimize, yolculuğumuza yönelik “En büyük, en güzel, en..en en…” rüyalar görmeyi düşleriz.
Sonra başımızı yastığa gömer, yeni bir rüyanın koynunda sabahlarız.
Neticede dünya denen düş bahçesinden geçeriz.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.