Süleyman Küçük

Süleyman Küçük

Deprem Sonrası Felsefe

Ege Denizi merkezli deprem ile millet olarak bir kez daha depremin yıkıcı acı gerçekleri ile yüzleştik.

Evler, araç gereç, mal mülk bir yana insanlarımızı, eş dost ve tanıdıklarımızı kaybettik.

Pek çok kamu kurumu ve STK ların arama kurtarma ekiplerinin enkaz içerisinde iğne ile kuyu kazarcasına özenle çalışmaları ile enkazdan kurtarılan canlara sevindik kaybettiklerimize üzüldük.

Akıllandık mı?

Hiç zannetmem.

Akıllanmış olsak 99 Marmara depreminde kaybettiklerimizden sonra akıllanır ve gereğiniz yapardık.

Akıllanmadık çünkü 99 depreminden sonra kazanma hırsımız daha da arttı ve daha da fazla dünyevileştik.

Akıllanmadık çünkü 99 depremi millet olarak bizi hayli derinden sarsmış olmasına rağmen inşaatlarımızda yine malzemeden çaldık.

Akıllanmadık çünkü 99 depreminden sonra ortaya çıkan deprem malzemelerini çalan ve yağmalayan insanlar çok sınırlı bir bölge olmasına rağmen yine bu defa İzmir’de ortaya çıkarak depremzedeler için toplanan malzemelerden çalmaya devam ettiler.

Akıllanmadık çünkü 99 depreminde binalarımızın yapıldığı yerlerin zeminlerinin yüksek katlı binalar yapmaya elverişli olmadığı ortaya çıkmış olmasına rağmen İzmir’de kentsel dönüşün adı altında binalarımızı yine sağlam zeminlere yapmadık.

Akıllanmadık çünkü her gelen hükümet bir öncekinin yaptığını kötülemiş olduğunu unutarak belki de ondan daha kapsamlı bir imar barışı yaparak imara aykırı yapıları ruhsatlandırdık.

Akıllanmadık çünkü en son 2008 yılında toplumca tanınan sinema ve tiyatro aktörlerine başrol oynattığımız Hükümetimizin İmar Barışı reklamında amcalarım, teyzelerim, dedelerim ve kardeşlerim dediğimiz insanlara depreme dayanıklı olmayan yapıları mezar yaptık.

Akıllanmadık çünkü depreme dayanıklı olmayan yapıları denetlemeden incelemeden imar izni vereceğini zannettiğimiz kişileri yerel yönetimlerde işbaşına getirdik.

Akıllanmadık çünkü her ile açtığımız yüzlerce üniversiteden mezun olan mühendislerimizi asgari ücretle çalışmaya talim ettiren tahsilsiz müteahhitlerin metrekare birim fiyatlarını yabancı paralarla belirleyip satışa çıkardıkları güvenlikli sitelerden ev almayı itibar zannettik.

Akıllanmadık çünkü her depremden sonra olduğu gibi Allah(cc) ve Resulüne(sav) savaş açan bir toplum olarak toplumun diğer kesimini suçlamaktan vazgeçmedik.

Tıpkı ülke ekonomisini bir türlü sağlam bir ekonomik temele oturtamadığımız gibi şehirlerimizdeki binalarımızın temellerini de sağlam zeminlere oturtamadık.

Tıpkı ekonomimizi çökerten hırsızlar gibi şehirlerimizin imar hırsızlarının her seferinde malımızı ve canımızı çalmalarına karşı duramadık.

Bu karşı duramama sonucunda yaptığı inşaatlarda mühendislik ilkelerini göz ardı eden ya da bu göz ardı etmekten doğan olumsuz sonuçları göz ardı ederek kendi çıkarına göre davranan, anın koşullarına göre davranarak fırsat durumlarından, koşullardan kendi çıkarına yararlanmayı bilerek her şeyi mubah gören makyavelist bir müteahhit ile o müteahhidi palazlandıran oportünist bir müşteri profili ortaya çıkardık toplum olarak.

Buna birde iktidara gelebilmek veya elde ettiği iktidarı kendi istediği şartlarda kendi istediği sürece devam ettirebilmek için neredeyse her seçim öncesi imar affı ya da af denilebilecek bir takım uygulamalar yapmayı marifet bilen siyasetçi ilave ettiniz mi sonuç her seferinde çektiği acısı yanına kâr kalan bir millet ortaya çıkmış oluyor.

Sonuçta en küçük bir depremde, hatta dünya ölçeğinde küçük bir sarsıntı sayılanlarında bile yıkılan taş ve toprak yığını gibi gözümüzün önünde yığılıyor tıpkı ekonomimizin de dışarıdan gelen en küçük bir sarsıntıda ya da stratejik dostlarımızın attığı küçük bir tivit ile paldır küldür çöktüğü gibi.

Sonuç çöken binaların enkazı altından insanlarımızı arayıp kurtarmaya çalışıyoruz, tıpkı çöken ekonomimizin altında kalan orta ve fakir tabakayı kurtarmak için paket üstüne paket servis edildiği gibi.

Çöken binaların altından mucize eseri sağ kalan büyük küçük canları kurtardığımızda sevince boğuluyoruz, lakin insanları çöken binaların altında bırakan malzemeden çalan hırsızları ve onlara göz yuman sorumlularını hesaba çekmeyi bir türlü gündemimize almıyoruz.

Deprem nedeniyle korona musibeti gündemden düşmesin diye 4 gün sonra enkazdan çıkarılan 3 yaşındaki bebeye bile nasıl bir bilimsel veriler ve ellerinde deliller varsa korona teşhisi koyduk bütün dünyanın gözümüze baktığı gün.

Adı televizyon olan çağdaş hipnoz aygıtlarının etkisinde fazla kalmak, Beyinsel Fonksiyonları ve sağlıklı düşünmeyi engelliyor ve saatlerce tv karşısında oturarak her denileni kabul eder hale gelenlerin ciddi bir tedaviden geçmeleri gerekir diyorlar aynı zamanda tıbbi çevreler.

KISACASI ACINACAK HALDEYİZ!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum