Süleyman Kuloğlu
Işıklarda Kaybolan Çocuklarımız
Kavşaklarda, kırmızı ışığın yandığı o birkaç dakikalık kısa duraksamalarda hepimiz aynı manzarayla karşılaşıyoruz, değil mi?
Elinde bir paket mendil, bir cam silme aparatı ya da mevsime göre bir buket çiçek veya su şişesiyle araçların arasında koşturan küçücük çocuklar…

Trafik ışıkları sürücüler için sadece kısa bir bekleme süresidir; ancak o çocuklar için zamanla yarışılan, tekerleklerin gölgesinde verilen amansız bir yaşam mücadelesi.
Yeşil ışık yandığında akıp giden trafiğin içinde kalan bu çocuklar, ne yazık ki toplumun gözü önünde ama bir o kadar da görünmezleşerek kayboluyor.
Hatta son dönemde çoğunluğu hiçbir şey de satmıyor; "Abi bir 10 lira var mı?", "Abi bir 20 lira var mı?" sözlerini işitiyoruz.
Kimilerimiz onları hiç duymuyor, aslında duymamazlıktan geliyor; kimilerimiz de vicdanına yenik düşerek mendil ya da su alarak, çoğu zaman da üzerini bırakıp yoluna devam ediyor. Kimi zaman da uzatılan şeyi almayıp, sadece acıma hissiyle para verip geçiyoruz.
Hepimiz her gün yaşıyoruz bunu.

Üstelik bazı kadınlar kucağında küçücük bebeğiyle o sıkışık trafiğin, devasa tırların arasında dolaşabiliyor. Tablo çok daha hazin bir hâl alıyor.
Arabanızın içinde bir de aynı yaşlarda kendi çocuğunuz varsa durum daha da trajikleşiyor. Çocuğunuz size akranını göstererek o yakıcı soruyu soruyor: "O neden orada? Onun bir ailesi yok mu? Annesi, babası nerede? Biz güvende giderken o neden dışarıda?"
İşte o an, arabanın içinde cevaplaması güç, koskoca bir "neden?" sorusu beliriyor.
BÜYÜK BİR BAŞIBOŞLUK
Nasıl oluyor da neredeyse her trafik ışığında, her kavşakta onca çocuğu bu halde görebiliyoruz?
Ve hemen ardından şu soruyu soruyoruz: Hepimizin gözü önündeki bu duruma nasıl oluyor da hiçbir yetkili müdahale etmiyor? Bu büyük bir başıboşluk değil mi?
Bu sahipsiz bırakılan çocuklar hem trafik için açık bir tehdit hem de bu hale düşürülmeleri büyük bir utanç vesilesi. Hepimiz adına, tüm toplum adına!
Bizim bu konuyla ilgili koca bir bakanlığımız var. Arkasında duran büyük bir devletimiz, belediyelerimiz, ilgili onlarca dairemiz ve yetkilimiz var.
Ve biliyoruz ki bu dev mekanizmanın isteyip de yapamayacağı hiç bir şey yok. Önünde engel de yok.
Tüm bu güce ve imkâna rağmen bu soruna nasıl müsade edildiği insanı kahrediyor. Toplum ve sistem olarak gücümüz bunu önlemeye yetmiyor mu? Bunun önüne nasıl oluyor da geçemiyoruz?
NEDEN DEĞİŞİM OLMUYOR?
Kaç zamandır "Acaba bir değişim olur mu?" diye bekliyorum... Ancak bu konuyla ilgili hiçbir şey değişmiyor, aksine sorun giderek büyüyor. Üstelik artık havanın karardığı geç saatlerde bile çocukların para dilendiğine şahit oluyoruz.
İşin en acı tarafı ise toplum olarak bu durumu son derece normalleştirmiş olmamız.
Şüphesiz ki bu tablodan rahatsız olan geniş bir kesim var; kimse bu görüntülerin normal olduğunu savunamaz. Ancak bu anormal durum, diğer birçok sorun gibi "normalimiz" olmuş; günlük hayatın normalleşen bir parçası haline gelmiş.
Bu sorunu vatandaşlar olarak tek başımıza bizler düzeltemeyiz, yok edemeyiz. Bireysel çabalarla bu döngü kırılamaz. Bunu düzeltecek olan sistemdir, ilgili yetkililerdir, devlet mekanizmasıdır.
Ve devlet tam olarak bugünler için vardır.
DERİN BİR SOSYAL YARA
Türkiye’nin metropollerinden en küçük illerine kadar yaygınlaşan bu durum, sadece ekonomik bir yetersizliğin değil, derin bir sosyal yaranın göstergesidir.
Oyun oynaması, okul sırasında oturması veya akranlarıyla sokakta koşup oynaması gereken yaşta; egzoz dumanı ve korna sesleri arasında yaşam mücadelesi veren her çocuk hepimizin ortak sorumluluğundadır.
Araç camının arkasından bakıp kafamızı çevirdiğimiz ya da birkaç bozukluk uzatarak vicdanımızı rahatlattığımız her an, sorunun temelini ıskalamış oluyoruz.
Çünkü kırmızı ışıkta beklerken bir çocuğa verilen bozuk para, o anlık bir merhamet göstergesi gibi görünse de uzun vadede çocuğu o tehlikeli alanda tutan döngüyü besliyor.
Sorumluluk sadece bireysel merhamete bırakılamaz; devlet kurumlarının, yerel yönetimlerin ve sivil toplumun entegre çözümler geliştirmesi şarttır.
Trafik ışıklarında geçirilen her gün, okul sıralarından ve geleceğe dair umutlardan kopuş demektir. Egzoz gazları, trafik kazası riski, olumsuz hava şartları ve her türlü istismara açık olunması, bu çocukların gelişiminde kalıcı hasarlar bırakacaktır.
BU İSTİSMARA SON VERİLMELİ
Bu manzarayı ortaya çıkaran zemin kökten değişmeli ve çocukları açıkça istismar eden, sokaklara süren odaklara ve ailelere ağır müeyyideler getirilmelidir.
Aksi halde kavşaklarda, sokaklarda kontrolsüz ve korumasız bırakılan çocuklar; çok geçmeden kriminal grupların ve organize suç odaklarının hedefi haline gelecektir.
Çocukları o kavşaklardan çekip almak sadece onları caddelerden uzaklaştırmak değildir; onlara kaybettikleri çocukluklarını, eğitim haklarını ve güvenli bir geleceği geri vermektir.
Yetkililerden ve devletimizden bir an önce bu adımların atılmasını bekliyoruz.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.