Süleyman Kuloğlu
Yüzsüzlük Çağı
Halkın oylarıyla seçilen bir siyasetçinin parti değiştirmesi ne kadar da normalleşti değil mi?
Türkiye’de bir partiden seçildikten sonra başka bir partiye geçme garabeti 1950'li yıllardan beri var olan bir durum.
Tarihsel süreçte öne çıkan en tartışmalı vaka ise 1977 Güneş Motel Olayı olmuştur.
Adalet Partisi’nden istifa eden 11 milletvekili, CHP lideri Bülent Ecevit ile görüşerek mevcut hükûmeti düşürmüş ve kurulan yeni hükûmette bakanlık görevi üstlenerek parti değiştirmiştir.
Bu olay, "vekil transferi" kavramının siyaset literatürüne olumsuz bir algıyla yerleşmesine neden olmuştur.
Bu sebeple 1982 Anayasasına sert bir yaptırım eklenerek bundan sonra olabilecek transferler engellenmeye çalışılmıştı. Partisinden istifa ederek başka bir partiye geçen milletvekilinin vekilliğinin TBMM kararıyla düşürülmesi esası getirilmişti.
Ancak siyasetçiler bu yasağı etrafından dolanarak aştı: Partisinden istifa eden vekiller önce geçici bir "ara parti" kuruyor, ardından hedef partiye katılıyor veya partiden kendilerini ihraç ettirerek yasağa takılmadan transfer oluyorlardı.

1995 ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ
1995 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile bu engelleme girişimi esnetilerek istifa eden vekilin bağımsız kalabilmesi veya başka bir partiye katılabilmesinin önü açıldı.
Belediye Başkanları için de zaten sorun yoktu. Seçildikten sonra partilerinden istifa edip başka bir partiye geçmelerinin önünde anayasal veya yasal bir engel bulunmuyordu.
MİLLETİ APTAL YERİNE KOYMAK BU KADAR KOLAY MI?
Şimdi şunu soralım;
Siyaset kurumu ne için var?
Halkın sorunlarıyla dertlenen kişilerin bu sorunları çözmek için uğraş verdikleri alan değil mi?
En azından biz öyle biliyoruz.
Ancak bu ülkede artık böyle değil maalesef. Bu sadece söz konusu siyaset kavramı değil, ne yazık ki başka bir çok kavramın da anlamının değiştiği bir ülke haline gelmiş bulunmaktayız.
Siyaset; kamu düzeninin sağlanması, halkın refah seviyesinin yükselmesi ve genç cumhuriyetimizin medeniyet inşası süresince devlet ve halk arasında köprü olarak koordinasyonu sağlayacak en temel olgu iken, bugün bu tanıma uygun siyaset icra etmesi beklenen ve adına siyasetçi diyegeldiğimiz ancak halktan kopmuş ve ideallerini bir zümrenin gölgesine ipotek etmiş bazı insanlar Türkiye'de ilkesiz ve erdemini kaybetmiş vaziyette parti değiştirebilme cesaretini kendilerinde bulmaktalar.
Seçim süreci boyunca yapılan propagandalarda biribirine vurmaktan geri durmayan bu zevatların, menfaatleri gereği siyasi manevralar ile halka verdikleri sözden geri dönmeleri, sahip olduklarını iddia ettikleri aidiyet duygusunun millet ve devletin bekasına değil kendi uslanmaz nefislerinin konforuna ait olduğunu gözümüze sokmaktan hicap bile duymadan bu eylemleri sergilemekteler.
Birbirlerini hain ilân etmekten geri durmayanlar, oy alma uğruna halka kin ve nefret aşılayanlar, meydanlarda "yüce divanda" yargılanma tehditi savuranlar bugün birbirine nasıl kucak açabilir?

VİCDAN VE AHLAK NEREDE?
Belirli bir partinin oy potansiyelinden istifade ederek mecliste milletvekilliği yahut belediye başkanlığı makamlarına oturan sonrasında ise onlara oy vermiş ve onları her türlü tehdit, baskı ve fişlenmeye karşı desteklemiş onca insanın rızasını almadan parti değiştirmek vicdana, ahlak ve erdem kurallarına sığar mı?
Milyonlarca insan verdikleri oyun temiz ellere emanet edildiğine inanmışken, yüzbinlercesi seçim günü canı pahasına sandıkları korurken ve bir çokları o gecenin sabahını görememişken onların rızasına aykırı şekilde parti değiştirmek yüreğinizi kanatmadı mı?
Peki bu garabeti sevinçle karşılayan, neredeyse tutuklatma arafesinde oldukları insanları bir anda transfer edince sevinçle kucaklamaya kalkan partilere ne demeli?
Bu sözde siyasetçiler/belediye başkanları Türkiye’de çürümüşlüğün, tükenmişliğin, ilkesiz ve edepten yoksun siyasetin utanç vesikaları olarak siyasi tarihimizde yerlerini almışlardır.
Oysa ülkedeki her bir vatandaşın açık bir ahlaksızlık olarak gördüğü ve göz göre göre on yıllardır devam eden bu garabet durumu önlemek son derece kolayken.
İŞLERİNE GELMEYEN ÇÖZÜM!
Nedir o kolay çözüm;
Bir seçilmiş, sonradan siyasi fikirleri değişirse -ki tabiii değişebilir, bu durum her bir kimse için son derece doğal bir haktır- partisini değiştirmek isterse o halkın oylarıyla seçilmiş olduğu görevinden istifa edip yeni partisine geçecek ve oradan yeniden seçilecek. İşte bu kadar basit ve kolay bir çözüm.
Bunun çözümünü onlar da biliyorlar. Ama bu işlerine gelmiyor tabii ki.
Bugün yaptıkları ilkesizliğin yarın unutulacağını zannedenler, hafızası güçlü nesillerimiz tarafından ibretlik halleri ile hatırlanacak ve cezalarını bu kötü itibarın hafızalardaki kalıcı yeri ile mutlak ödeyeceklerdir. Yaşadıkları zaman dilimi de bir yüzsüzlük çağı olarak anılacak.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.