Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

RENKLER
Yazarın Tüm Yazıları >

Tehlikeli sorular

A+A-

“İslâmi hareket, kendi büyüsünü bozuyor mu?” diye soruların gündeme geldiği, vahim sonuçlar doğuran bir dönemden geçiyoruz.

28 Şubat sürecinde Kalkancılarla, Fadime’lerle, olayların düzmece mi gerçek mi olduğu, perde arkası bir tarafa;  tarikat olgusunun zedelenirliğini bir miktar yaşadık. Şu andaki aşamada ise, muhafazakâr hükümet ve bazı cemaatlerin “güvenirliğinin” hissedilir ölçüde kaybolduğunu görüyoruz.

Sadece “büyü” değil, safiyet bozuldu. Rüya gölgelendi. Hangi taraf olursa olsun mevcut şüpheler, karanlık büyüdü.

 Olay düğümleri, kör dövüşlerinin ekranlardaki görüntüsü, belki bir edebiyat eseri veya sinema filmindeki kara mesajlardan daha yıpratıcı oluyor. İçsel ve dışsal dedikodularla, derûndaki huzursuzluğu, şüpheleri, karanlığı körüklüyor, yara açılıp genişliyor.  Kalp koflaşıyor.

“Neden ortak payda da birleşilemiyor, dindarlar ne kaybetti. Sımsıkı yapıştığımız dünyada böylesine muhteşem, cazibedar ve kullanışlı ne bulduk ki; ahretimiz, İlâhî Hesap fikri, öte dünyaya güme gitti.

“Öteki’ye” karşı kendimizi savunacağız derken, yolsuzlukları, aklaştırdığımız etrafa ve kendimize karşı helalleştirdiğimiz günahları da mı savunuyoruz. Günümüzün ahlâki iklimi nedir? Bozulmayan maya, uzayda mı yitti. Kim yaya kaldı, bitti?

Rüşvet fetvaları, destansı kahramanlar, peygamberleştirilen insanların, toplumumuzda ne gibi karşılığı vardır ve “Hakikat Peygamberinin(S. A. V.) nazarımızdaki yeri nerededir?

“Yükselen, özgürleştirilen değer Öcalan’ın” şahsında, -Diyarbakır’da bilboardlara kadar posterleri asılacak denli meşrulaştırıldığına; çözüm(!) sürecinin BDP’ ye yaradığı, özerkliğin seçimlerden sonra ilan edileceği partililer tarafından ifade edildiğine ve hükümet nezdinde karşılık gördüğüne göre- istiklâl bayrak, vatan, din mefhumları yere mi çalınmıştır? Kimlerin ayakları altına alınmıştır?

İman tahtalarını, müteahhitlere, hırsızlara soysuzlara mı kaptırdık.  Ne(re)lerle anlaşma yaptık?

Müdafaa ettiğimiz; bir menfaatin potasında toplanmış, iyice irileşip, azmanlaşmış, kemikleşmiş, dindarlık kisvesine bürünmüş ortak şerrî ses mi?

Düşünülmesi gerekli hususlar bunlar. Çünkü içinde bir milletin, ümmetin istikbali yatıyor. İslâmiyet; El Kaidelerden başlayıp, bizlerin de katkılarıyla terör, kılıç dini, modern cehalet babalarının yuvası gibi olumsuz bir imajla anılıyor ve bu algı yerleşiyorsa, iman özü renksizleşiyorsa, hadiselerin gerçeklerin tümünü “dış güçlerin oyunu, türlü lobilerin marifeti” deyip, herhalde nefsimizi temizleyemeyiz.

“Dış güçler, düşman kuvvetler” her zaman mevcuttu.  Öteki kullanırsa “gülünesi kavramlar”; bizimse zamanı geldiğinde sımsıkı sarılacağımız dayanacağımız payandalar, tutamaklar olamaz.

Şahsî, mâşerî şuurun yozluğunun; inanç-eylem aralığının niçin uzak olduğunun, güzel fiiller ortaya koyamadığımızın araştırılması gerekiyor; neden böylesine yüzeyde yaşayıp da, göklerden uzaklaştığımızın izahatı da.

Dış Güçlere karşı tutunacak bir dalımız, derin saadetli köklerimiz, vasıtalarımız yok mudur? Yüzümüz, gönlümüz neye dönük?

Derinden derine inançlarımızı biz de mi öteliyoruz ve buna kılıflar hazırlıyoruz. Kanamalı durumlardaki paylarımız, hisse bölüşümleri?

İyilikle kötülük, günahla sevap arasındaki ayırıcı mana bile artık; partiye, kişiye, lidere, cemaatlere, türlü mensubiyet ve menfaatlere göre mi yorumlanıp, şekil alacak.

Muhafazakâr iklimde, neyi koruyabiliyoruz. Yoksa çözülme süreci, hasar tahmin ettiğimizden çok daha mı büyük?

Dünyalıklardan sıra gelip de; seviyeyi, kaliteyi, kaybedilen itibarı nasıl kazanacağız.

Dinimizin dönüştürücü gücünden biz istifade edemiyorsak, kim yararlanacak, hidayete kim kavuşacak? Âbide şahsiyetlerimize ne oldu?

Savunulan, mücadele edilen, savaşılan din, akîde, millî manevî değerler değildir artık; soslanmış, paketlenmiş, haplaştırılmış egoizmdir; siyaset, yüceltilmiş şahıslar, topluluklardır. Taraflar kendi elleriyle, birbirinin ipliğini pazara çıkarmaktadır.

Pekiyi, pazardaki alıcı kimlerdir? “Ne yaparsa yapsın, neye şahit olursak olalım, bendense makbulümdür” diyenler mi?

KONYA YENİGÜN GAZETESİ

Cumartesi günü, öğleden sonra, mahallî basınımızın değerli temsilcilerinden Konya Yenigün Gazetesinin, yeni binasının açılış törenindeydik.

Konya Yenigün Gazetesi imtiyaz sahibi Sayın Mustafa Arslan ve seçkin yazarlarıyla, nice güzel hizmetin gerçekleşeceğine inanıyoruz. Başarılar ve yol açıklığı diliyorum.

Bu yazı toplam 7612 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum