1. YAZARLAR

  2. Nurten Selma Çevikoğlu

  3. Ortadoğudaki İdeolojik Kumkuma
Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

İZ DÜŞÜM
Yazarın Tüm Yazıları >

Ortadoğudaki İdeolojik Kumkuma

A+A-
Son aylarda Ortadoğu ülkelerinde patlak veren rejim problemleri, insanların mevcut statükoya karşı çıkmak adına canlarını ortaya koyarak gösterdikleri fedâkarlıklarla gelişen isyan hareketleri bizi Ortadoğu’daki ideolojik hareketleri incelemeye sevk etti.
Kaynayan Ortadoğu’ya bakarken ilk olarak ‘Arap Milliyetçiliği’ni incelemek gerekiyor. Arap Milliyetçiliği Arap aydınları tarafından Arap halkının önüne koyduğu bir ‘can simidi’dir. Aslında Arap milliyetçiliği öğesini kuran Hıristiyan Araplardır. Pâris’te kurulan ‘El-Fatat’ ilk kurulan Arap gençlik harekâtıdır. Ortadoğu’daki Arap milliyetçilik akımı ilk yayıldığından bu yana hep sosyalizme yakınlaşmış ve seküler bir çizgi izlemiştir. Hatta zaman içinde hem devrimci hem seküler özelliğiyle hayâtiyetini devam ettirmiştir. Cidden bu hayret verici bir durum!
Ortadoğu’da etkin bir konumu olan Mısır 1958’de Suriye ile berâber ‘Birleşik Arap Cumhûriyeti’ni kurdu. Fakat bu berâberlik kısa sürdü. 1961’de Suriye bu birlikten çekildi. Sebebi ise Mısır’ın her şeyde öne çıkma egosuydu. Daha sonraki yıllarda 1963’te Suriye-Mısır-Irak tekrar ‘Birleşik Arap Devleti’ kurdular. Ancak o da devam etmedi. 1971’de feshedildi. Bu arada Mısır’da uzun süre iktidarda bulunan Muhammed AbdunNasır gerek kendi ülkesinde gerekse Ortadoğu’da etkin bir lider konumundaydı. Nâsır ayni zamanda iyi bir hatipti. Etrâfındaki ülkelerde epey bir sempatizanı vardı. Örneğin Ürdün ve Lübnan’da müthiş sevenleri vardı. Arap halkı Nâsır’a ‘kurtarıcı’ edâsıyla sarılmışlardı. Ama Nâsır baskıcı devlet düzenini kuran ve bunu destekleyen bir kişiydi. Yönetimi döneminde başta İhvân-ı Müslimiyn olmak üzere İslâmi hareketlere darbeler vurmuş, onlara yaman zulümler uygulayarak binlerce Müslüman’ı güncel hayattan çekerek cezâ evlerine doldurmuştu. Bunlar arasında takvasıyla, ilmiyle birikimiyle herkesin saygı duyduğu büyük mücâhit İhvân-ı Müslimiyn’nin lideri Hasan el Benna, üstad Seyyid Kutup gibi birçok saygın ilim adamları nice işkenceler mâruz kalmış sonunda da şehid edilmiştir. Muhtereme Zeynep el Gazâli’de bu işkencelerden nasiplenmiş bir mücâhidedir. Nâsır döneminde Mısır’da kurumsal yapı ve siyâset altüst edilmişti. Onun devâmındaki Hüsnü Mübârek’te ayni düzenin savunucusu bir aktör olmuştur. Oysaki Mısır târih boyunca önemli reformların merkezidir.
Ortadoğu’daki diğer bir siyâsi yapılanma ise ‘Baas rejim’dir. Bu rejimde epey bir süre egemen olmuştur. Baas bütün Arap milliyetçiliğini savunan ve merkezine sosyalist fikri koymuş bir yapılanmadır. Bu rejim daha çok Irak ve Suriye’de hükümranlığını sürdürmüştür. Baas ideolojisi yine yabancı kaynaklıdır. Zira bu rejim Fransa’daki Comt gibi pozitivistlerden ilham alınarak tesis edilmiştir. Fakat zaman içinde bu da tutmamıştır. Bilindiği gibi Saddam ve Suriye’de Hâfız Esad Baas partisindendi. Suriye’de de Beşar Esad ile Baas rejimi geride kaldı, Iraktaki mevcut durum da mâlum.
Arap aydınlarının Ortadoğu’da ortaya koydukları ideolojik sistem hem seküler hem de milliyetçilik ile sosyalizmin karışımıydı. Bu sistem sanki bir siyâsi miras gibiydi ancak halkla devleti kaynaştırmamıştı. Tam tersi bu siyâsi sistem halkı devletten uzaklaştırmıştı. Arap aydınları tarafından bir ‘can simidi’ olarak halkın önüne konan bu yabancılaşmış ideolojik düzen, Müslüman Arap dünyâsında kabul görmemişti. Çok iyi yaşamasa da dînî değerlerin az çok hâkim olduğu Arap halkında bu rejimin benimsenmesi imkan dâhilinde görülmüyordu. Bu sebeple mevcut yönetimler halka baskı yaparak bunun faturasını ‘otoriter devlet anlayışı’yla halka ödettiler. Mevcut durum Ortadoğu’da tipik meşrutiyet problemini oluşturdu. Liderler ve kurumlar halk tarafından sevilmiyor ve kabul görmüyordu.
Peki, halk tarafından kabul görmeyen yönetimler hükümranlıklarını nasıl devam ettirdiler? El cevap; onlar sürmesini istedikleri devlet rejiminin muhafazası ve korunması için ordular kurdular. Ortadoğu darbeler mekânıdır. Irak, Lübnan, Türkiye, Suriye, Tunus, Pakistan, Yemen gibi ülkelerin hemen hepsinde asker her zaman rejimin devâmının baş teminâtıdır. Devlet Başkanlarının çoğu askerdir. Türkiye’de dahi cumhûriyet kurulalı beri nerdeyse devlet başkanlarının yarısı asker kökenlidir. Böyle ülkelerde devlet, sistemini devâm ettirmek adına istihbarat, yargı ve üniversiteleri kendi tekelinde bulundurmak için bu kurumlara siyâsi elitlerini yerleştirerek her türlü olası duruma karşı kimseye göz açtırmayan bir politika izler. Örneğin, Saddam zamanında en basit devlet görevlileri (itfaiye memurları) bile Tikrit civârındaki kendi aşiretinden güvenilir(!) kişilerdendi. Mevcut rejimin savunucuları yâni statükocular ‘modernleşme’ sürecinin halka inmesine razı olmazlar. Taşralıların tahsilli olmasına, üniversitelerde bulunmasına asla tahammül edemezler. Memleketin kaymağını hep kendileri yerler. Büyük şehirler hâricinde üniversite açılmasına râzı olmazlardı. Onlar küçük yerlerde yüksek okul açılacağına sâdece zeki olanlar kazanıp merkeze gelsin fikrindeydiler. Bizde Anadolu Liseleri ile yurdun hemen her ilinde açılan fakülteler, yüksek okullar hep sağduyu sâhibi muhafazakar idârecilerle mümkün olmuştur.
Ortadoğu’da mevcut statükocu zihniyet gerçek demokrasiye, piyasa ekonomisine ve küreselleşmeye karşıdırlar. Onlar için gerçek düşman dış güçler değil içerideki rejim düşmanlarıdır. Yönetim vâr olan tüm enerjisini ve potansiyelini bunu gerçekleştirmeye tahsis eder. Bizdeki ‘Ergenekon’ yapılanmasını düşününüz.
Oysaki hakiki demokrasi, piyasa ekonomisi, küreselleşme halka refah getirecek dolayısıyla halk güçlenecektir. (Bizde bu süreç Önce Menderes’le başladı sonra da Özal ile devam etti.) Halkın güçlenmesi dindarların güçlenmesi demektir. Ortadoğu’da halk Müslüman’dır. Uzun süredir mevcut rejimler yâni statüko, İslâm’ı rejimden kovmak adına çok çeşitli yollar, yöntemler denemişler akla hayâle sığmayan baskılar, zulümler icra etmişlerdir. Bunun neticesinde yönetimle halk arasında bir meşrutiyet krizi doğmuştur. İşte Ortadoğu’da patlama noktasına gelen ideoloji serüveninin tarihçesi!
Hayırla kalın. Hürmetler…
 
Bu yazı toplam 3823 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.