1. YAZARLAR

  2. Ahmet Güldağ

  3. Nostaljide iftar daveti ve yemek
Ahmet Güldağ

Ahmet Güldağ

MÜŞAHEDE
Yazarın Tüm Yazıları >

Nostaljide iftar daveti ve yemek

A+A-

Otuz ve altmışlı yıllar arası gözlemlediğimiz ananevi iftar davetleri ve yemekleri bugünlerde de olmuyor değil.

Bu oluşumlar ancak köy ve ilçeler yanında şehirlerdeki kenar mahallelerde olabilmekte.

Çünkü bu yerlerde lüks salon ve restoranların bulunmaması belki bu yöne götürmekte!

Sadece değişimle de kalmıyor. Davet etmelerdeki ince kurallar, yemeklerin yapımı ve çeşitleri de değişmiş durumda.

***

Maalesef bizzat gözlemlediklerim olabildi.  Bu günlerin davet sahipleri, restoranlarda dünün inceliklerini bilerek veya bilmeyerek,  alt kademe üst kademe, eşraf olan olmayan, daha yakın ve uzak akraba veya tanıdık, varlıklı varlıksız vb. gibi düşünüp ayrı yer ayrımı yapanlarda maalesef mevcut.

Diyeceksiniz ki ne var bunda?

Atalarımız, camide her çeşit insanın nasıl yan yana saf tuttuğu gibi, küçük büyük, varlıklı varlıksız, vb gibi değişik kişileri aynı sofralara dağıtım yapar. Böylece, kaynaşma yanında sosyal durumların anlaşılmasını sağlamış olurlardı. Bu da pek çok faydayı yanında getirirdi.

***

Evet, davetlilerin miktarına göre davetler, aynı gün birden fazla sofra konulacak miktarda olabileceği gibi, birkaç gün arkası arkasına veya aralıklı günlerde de olabilmekte.

Davet olunan evde, bir gün evvel hazırlıklarına başlanır.. Lüzumlu malzemelerden bulunmayan varsa, evin beyefendisine sipariş verilir. Hanımefendiler de işlemlerine başlarlar.

***

Tandır yakılır, hamur yoğrulur güneş doğmadan. Kuşluğa (öğleden iki saat önce) doğru etrafı kızararak kabararak çıkan mis gibi ekmeklerin kokusu etrafı alır. Yakın komşulara, kokusunu aldılar diye birkaç ekmek iftariyelik verilir...

Apartmanlı devrimizde; yemek, ızgara, balık vb. kokusundan geçilmez şekline getirilmiş durumda.

Bırakın iftariyelik verme imkânsızlığını. Komşuya koku rahatsızlığı verdim diye, onun hakkını bile kimse düşünmez...

***

Bugünün, dışarıya yaptırılan su böreği, baklava veya tatlı çeşitleri, siparişi olmadığı gibi, hazır yufka alıp onunla börek baklava vb. yapma da düşünülmez. Sadece tel veya ekmek kadayıfı, güllaç gibi malzeme evde yapılamadığından getirttirilir.

***

Hamurlar yoğrulur, şebitler (yufka) açılır. Küçük sini veya büyük tepsiler içine hangi işlemi yapacaklar ise o işleme göre yayılarak konur. Kimi su böreği, kimi kıvrım, sigara böreği yapar.

Tatlı olarak düşünülen, baklava çeşidi, kıvrım tatlısı (Şam Tatlısı da denilir) nadir de olsa saçarası hazırlanışı da aynı işlemi görür. Sütlaç da tatlılar arasına girer.

***

Bir taraftan da mevsimi ise kasaptan getirtilen kaburgalık et kısmı, leziz yerli (Konya) patlıcanın üstüne konarak, mevsimi değilse patates üzerine kuşbaşı veya köfte şeklinde etlerle pişirilir. Yaprak sarması, lahana dolması, karışık domates, biber ve kabak dolması tencerelerde halledilir. Kuru fasulye yemek sonunun şahıdır. Kuş üzümü ve nohutlu pilav hazır ve nazırdır.

***

 Bilhassa içi nohutlu yayla yoğurtlu çorba iftar sofrasına sıcak yetişecek şekilde ayarlanarak pişirilir, sofraya konurken kızartılmış köpüklü sade yağı üzerine dökülür.

Tatlılar. Baklava, kadayıflar gibi hamur işinden olmayabilir. O zaman sütlaç, irmik helvası yine aynı gün hazırlanmış olur.

Bunları hazırlama ve pişirme işleri, o zamanların evlerinde olan, Bahçe, hayat veya örtme denilen yerlerde kurulmuş ocaklarda, bağ çubuğu. Tezek, odun veya tahta parçaları ile pişirilir, tandırdan da istifade edilir...

Elektrikli veya bütan gazlı ocak ve fırınlar mevcut olmadığından, onların değil, lezzetini veren mangal üzerindeki söğündürme kömürlü ateşte çevrilerek kızartılırdı börekler ve hamurlu tatlılar...

Büyük telaş ve çaba içinde hazırladıkları yemeklerin “Beğenilecek mi?” düşüncesi içinde olan hanımefendiler her işi iftar saatine göre hazırlamışlardır.

***

Davetlilerin eş ve çocukları daha önce gelerek, “Bu ne zahmet ve iltifat...” diyerek getirdikleri hediyeleri sunarlar.

Karşılayan ev sahibeleri de “Ne zahmeti. Şeref verip bizleri sevindirdiniz. Şurada bir iki lokma beraber iftar yapalım dedik...” diyerek ayrılmış odalara buyur ederler.

***

Beyler, top atımı yaklaşımında sökün eder. Aynı konuşmalar beyler arasında olur.

Yemek yenecek oda veya odalara, altlıklı tahta veya bakır siniler konur.

Üzerlerine, iftariyelik dediğimiz, çeşitli tulum, küflü ve beyaz peynirler, zeytin, pastırma, sucuk, tahin, bal, çeşitli reçel, pekmez küçük tabaklara konarak sıralanır. Kış mevsiminde çeşitli turşu, yaz mevsiminde salata ilave edilir.

***

Bazı yerlerde beyler camiye gidip namaz sonu iftar yemeğine başlama yönünü seçerse, onlara dürüm verilerek iftar açmaları sağlanır. Evlerde de hoca varsa cemaat olarak, yoksa ayrı, ayrı namazları eda ederler. Bazen namaz yemek sonrasına da bırakılır

Akraba ve bir sofralık olanlar hep beraber, fazla ise hanımlar ayrı sofrada otururlar. Akraba dışında olanlar da hanımlar ayrı olarak odalarda ki sofralara kurulurlar.

***

İftar duası yapılarak iftariyeliklere saldırılır. Arkasından üstünde buğusu tüten sadeyağı dökülmüş yoğurtlu yayla çorbası sökün eder. Tahta kaşıklarla, ağızlar yana, yana içilen çorba sonu, ya orta denilen patlıcan üstü etle kaplanmış “Kapama”  veya patates kızartmalı kuşbaşı, köfte gelir. Patlıcanın ve kaburgalı etlerin lezizliğini tadanların önüne bu sefer altı üstü kızartılmış kıyma içli, tepsi tabanına sadeyağ sürülerek pişirilmiş su böreği, kıvrım, sigara böreği konur.

***

Sıra, adet üzere tatlılara gelmiştir. Baklava ve kadayıflar tepsisi ile diğerleri geniş kaplar içinde sunulur.

Tatlıyı bastırsın diye ekşili bamya çorbası endam eder. Bu da ağızları yakarak tamamlanınca, yaprak, lahana sarması, çeşitli dolma yemekleri gelir. Yaprak sarmasının yanına kâselerde yoğurt eksik edilmez. Lahana için isteyene limon veya suyu hazır edilir. Kuru fasulye pilavdan evvel yemek sonrasıdır.

Bağdaş kuran, diz çökenlerin ayakları ağrımıştır. Onlar değişim yaparken kişnişli, nohutlu sadeyağı ile yapılmış pirinç pilavı yanına meyve kaklarından yapılmış hoşaflar tas içinde sofraya endam eder...

***

Duaya geçilmiştir. Sofralardan geriye çekilirken, ev sahiplerine “Geçmişlerinizin canına değsin Yüce Yaradan bol versin..” derler.

Lavabolar olmadığı için el yıkama leğenleri önlerine gelir. Yıkama işlemi bitince yün minderlere çekilinir ve gelen sade kahveler höpürdetilir. Namaz kılmamış olanlar namazını kılar. Vakit gelince teraviye gidilir.

Teravi dönüşü çaylar içilir ve misafirler eşleri ile yavaş yavaş yine dua ve temenni ederek ayrılırlar..

***

Birde şimdileri restoranlarda verilenleri görelim ki farkı görün

Birkaç zeytin. Sucuk parçası, peynir tahin konurken yayla çorbası devamı, üstü dana eti kıyması ile mevcut pirinç pilavı, sonra irmik helvası ve bamya çorbası! Afiyet olsun.

***

Evin hanımefendilerine, bugünlerin makinası olmadığından, ocak başlarında bulaşık yıkama işi kalmıştır artık...

***

Tüm Müslüman kardeşlerimin, gelecek Mübarek Kadir Gecesi ve Ramazan Bayramlarını tebrik eder, hayırlara vesile olmasını dilerim.

Bu yazı toplam 5312 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.