1. YAZARLAR

  2. Nevzat Laleli

  3. Dostlar ve hatıralar
Nevzat Laleli

Nevzat Laleli

YUVAMIZ
Yazarın Tüm Yazıları >

Dostlar ve hatıralar

A+A-

26 Kasım 2006’da vefat eden Tevfik Rıza Çavuş anısına.             

Meşrep, mezhep ve meslek taassubundan arınmış ve ülke insanını sadece kardeş olarak kucaklayan Milli Görüş siyasi hareketinin bir adına da “Mühendisler hareketi” olduğunu biliyor muydunuz?  Bu ismin verilmesine sebep Genel Başkanının Profesör ve mühendis olması ve etrafında çeşitli yardımcılık görevleri alanların onun yetiştirdiği mühendis talebeleri olmalarından kaynaklanıyordu. Bunun yanı sıra Milli Görüş’ün ilk siyasi çıkışı ve oluşum dönemlerinde (bu gün de gençler büyük bir katılımı sağlamışlardır) gençlerin bu kadro içinde yer almaları ve çalışmalarının büyük katkısı olmuştur. Zira “gençliğe dayanmayan bir hareket mesafe alamaz ve genişleyemezdi.”

Ben bir makine mühendisi, Tevfik Rıza Çavuş ise inşaat mühendisi idi ve yüksek öğrenim yaptığımız yıllarda aynı okulun öğrencileri olarak tanışmıştık. 1969 da Milli Görüş hareketinin siyasi platformda çalışmaya başlaması ve benim 1974’de MSP (Milli Selamet Partisi) Gençlik Kolları Genel Başkanlığını yaptığım yıllarda Akıncılar Derneği kurulmuş ve Genel Başkanlığına Tevfik Rıza Çavuş getirilmişti. İki Genel Başkan olarak değişik vesilelerle birçok kereler görüşme imkânı bulmuştuk.

Tevfik Rıza, çalışkan, gayretli ve fedakâr bir arkadaşımızdı. Hepiniz de biliyorsunuz ki dernek çalışmaları, yürütenine her hangi bir maddi menfaat vermezken, yürütücülerinin derneğin ayakta kalması ve çalışmalarında hedefine ulaşabilmesi için birçok maddi fedakârlıkta bulunmaları gerekiyordu. Eğer Akıncılar ve Akıncı Gençlik Dernekleri toplumda adlarını duyurmuşlar, kendilerine toplum içerisinde yer edebilmişlerse, bu ancak Tevfik Rıza ve onun gibilerin yaptıkları fedakârane çalışmalarından olmuştur.

Tevfik’le bir başka müşterekliğimiz de vardı ki, onunla biz İstanbul’daki İskender Paşa Camisi eski imamlarından Mehmet Zahit Koktu Hazretleri’nin (r.a) irşat ve tavsiyelerini takip ediyor, onu seviyor ve onun vaizlerinden feyz almaya çalışıyorduk. Bu sebeple zaman zaman İstanbul’a gider, Hoca efendimizin sohbetine katılır verdiği derslerini dinlerdik.

ÖNEMLİ BİR HATIRA

12 Eylül 1980’de bir askeri harekât yapılmış, ülkemizin, insanlarımızın ve özellikle gençlerimizin sevgi ve kardeşliği için çalışan gençlik kuruluşlarının yöneticileri olarak bizler de tutuklanmış ve “gözetim altına” alınmıştık. Ben, ihtilalin yapıldığı zaman Türkiye Kur’an Kursları Federasyonu Genel Başkanlığını yürütüyordum. Beni, 20 Ekim gecesi saat 2’de Ankara’daki evimden alan emniyet güçleri, bir gün Ankara’da beklettikten sonra, aynı günün gecesi Konya’ya getirmişler ve bir gün sonra da Meram yolu üzerinde bulunan “Bando Taburu”nun 50 kişilik koğuşlarından birine koymuşlardı. Beni kader, yıllar önce ayrıldığım köyüme kadar getirmiş, Meram’ın Lalebahçe Mahallesi’nde beş vakit okunan ezanlarını askeri bando taburunun koğuşunda dinler hale gelmiştim.

Koğuşta kimlerin olduğunu araştırınca da, ilk gördüğüm şahıs Konya Vaizlerinden Abdullah Büyük hoca olmuştu. Sonra ilgili ilgisiz birçok insanın yanı sıra, lise öğretmenlerinden Nevzat Arabacı’yı ve Fransızca Öğretmeni Metin Köse’yi ve bitişik koğuşta Tevfik Rıza Çavuş’u görmüştüm. “Dostlarla, acılar bile mutluluğa dönüşür” kaidesince bizleri tutuklayanların bize yapacakları uygulamayı hep birlikte beklemeye başlamıştık.

13 KASIM 1980

Günlerden 14 Kasım 1980 Konya’da ikamet eden kardeşim Mustafa, eşi ile birlikte bizi ziyaret etmek için Bando Taburuna gelmiş ancak içeriye alınmamış. Benim çamaşırlarımı bir gazeteye paketleyerek görevli askerler vasıtasıyla bana göndermiş.

Benim, gazeteden çok içindeki çamaşırlara ilgim olduğundan, onları aldım ve gazeteyi “rasgele bir gazete” anlayışıyla ve haberleri eskimiş bile olsa arkadaşlarım istifade ederler diye bitişik koğuştaki Tevfik Rıza’ya verdim. Tevfik Rıza, gazetenin “Milli Gazete” olduğunu görünce önce tarihine bakmış. Onun aynı günün gazetesi olduğunu görünce de haberler ve yazılar tazedir diye daha dikkatli okumaya başlamış. Bir de ne görsün; “Sevdiğimiz ve saydığımız büyük âlim Mehmet Zahit Koktu Hazretleri’nin (dün) 13 Kasım 1980’de vefat etmiş olduğunu” öğrenmiş.

Arkadaşlara; “galiba Nevzat beyin bu vefattan haberi yok. Çünkü gazeteyi bana getirdiğinde hoca efendimizin vefatını olduğunu bilseydi, onu bizlere de söylerdi” demiş. Meğer kardeşim Mustafa, bizlere hoca efendimizin vefat haberini ulaştırabilmek için o günün gazetesi içene çamaşırlarımı sararak gönderme yolunu seçmiş. Tevfik Rıza daha sonra bizim koğuşa gelerek durumu bildirdi. Hepimiz büyük bir üzüntü yaşadık. Zira biliyorduk ki; “Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir” ve yerlerinin doldurulması çok zordur.

Bir gün sora İstanbul’da yapılan büyük cenaze merasimine biz de katılamadık, Ankara’da Komanda tugayında tutuklu bulunan Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamız da…

BİR SORGULAMA

Metin Köse, lise Fransızca öğretmeni. Akıncılara seminer ve dersler verdiği için yakalanmış ve gözetim altına alınmış. Önce onu sorguya aldılar. Metin beyin hüviyet tespitinde onun Fransızca öğretmeni olduğunu gören savcı, kendinin de Fransızca bilmesi üzerine Metin beyle biraz Fransızca konuşmuşlar. Sonra savcı bey; “Hayret, siz aydın bir kişisiniz de bu dini kuruluşların içerisinde ne işiniz var?” Sonra ilave etmiş; “Ben sizleri birkaç hacı hoca toplandı, bu çalışmaları onlar yapıyor zannediyordum” demiş.

Metin köse, savcını bu sözlerine karşı; “Savcı bey, bizim arkadaşlarımızın hepsi aydın kişilerdir. Mesela, Akıncılar Derneği Genel Başkanı Tevfik Rıza Çavuş İnşaat Mühendisidir ve elinizdedir. Kur’an Kursları Federasyonu Genel Başkanı Nevzat Laleli, Makine Mühendisidir ve oda elinizdedir” demiş.

Metin Köse daha sonra koğuşa dönünce savcı ile geçen olayı anlatarak, “yakında siz de soruşturmaya alınırsınız. Savcı beyin durumunu bilin” diyerek haber verdi.

80 ihtilalinden önce Milli Görüş hareketi değişik parti adlarıyla (MSP ve RP) siyasi çalışmalarıyla 1974 ve 1977 yıllarında kurulan hükümetlerde koalisyon ortağı olarak Kıbrıs Barış Harekâtıyla ağır sanayi hamlelerini yürütmüştü. İhtilalden sonra bu hareket bitmedi, Hürriyet gazetesini bir gün büyük puntolarla verdiği gibi; “Refah Partisi’nin önlenemez yükselişi” devam etti. 1996 yılında ise Başbakanlığı da alan Milli Görüş’ün Doğru Yol Partisi’yle kurduğu hükümette, Cumhuriyet tarihinin ilk denk bütçesini hazırladı, Havuz sistemini kurarak devletin borçlanma ihtiyacını ortadan kaldırdı. Bir ay gibi kısa bir zaman da Amerika ve diğer Batılı ülkelerinin hiçbirinin içinde bulunmadığı ve adına D–8 denilen sekiz ülkenin katıldığı ilk “İslam ülkeleri birliğini” kurdu. Bütün bunlar, önüne çeşitli engeller konan bir davanın “hak dava olduğunu” tarih boyunca bütün insanlığa haykıracaktır.

Bu yazı toplam 6276 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.