‘Kuraklık var’ demek için daha çok erken
Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Fatih Özdemir, yaşanan kuraklık ve buna karşı enstitü tarafından yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Fatih Özdemir, bu sene yaşanan kuraklığın geçen yıllarda yaşanan kuraklığa göre biraz farklı olduğunu belirterek, “Bugünlerde beklenen yağışlar çok önemli. Şimdilik infial uyandıracak bir durum yok. Tohumların çimlenme şartları çok yüksek, tohumlarda henüz bir kayıp yok, çürüme gibi bir durum yok. Eğer çimlenmekte olan bir tohum bir stres faktörüne bağlı olarak veya önce su bulup sonra bulamazsa çürüme gerçekleşebilir, bu gibi bir durum yok. Şimdiki durumda ise çıkışlar geç olacak. Buna bağlı bir verim kaybı olabilir” dedi.
DEĞERLENDİRME İÇİN HENÜZ ERKEN
KOP bölgesinde yaptıkları araştırmalar sonrası tohumla ilgili bir sıkıntı görülmediğini belirten Özdemir, “Önümüzdeki günlerde beklediğimiz yağışların gelmesi durumunda bu tohumların büyük kısmının çimleneceğini düşünüyoruz. Verim kaybınının tam olarak görülebilmesi için mart ayını görmemiz gerekiyor, mart ayı değerlendirilmenin yapılması için en ideal zamandır. Bakanlığımızın da açıkladığı gibi meteorolojik bir kuraklık vardır fakat tarımsal bir kuruklıktan bahsetmek için henüz erken. Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü olarak, bizim başlıca görevlerimizden bir tanesi kuraklığa dayanıklı çeşitler yetiştirmektir. İlk olarak ıslah yaptığımız ay çiçeği, kuru fasülye, arpa, yulaf gibi ürünlerde ıslah programlarının yanında, kuraklığa dayanıklılık çalışmalarını da yürüterek, kısıtlı su uygulamalarında da verim alınabilecek, belirli bir miktar da olsa ürün verebilecek ürünler geliştirme konusunda çalışıyoruz. Bunun yanında kuraklıkla ilgili tahmin ve raporları ve senaryoları oluşturmak, buna göre tedbirlerin alınması için gereken yazışmaları yapmak, bakanlığı bilgilendirmek yine bizim görevlerimiz arasındadır” diye konuştu.
KURAKLIĞA DAYANIKLI TOHUMLAR ARAŞTIRILIYOR
Kuraklık test merkezi bünyesinde, uluslararası kurumlarla işbirliği halinde yapay kurak alanlar oluşturulduğunu belirten Özdemir, şunları kaydetti: “Kurak alan dediğimiz yine tarla koşullarında ama yoğun kuraklık stresine maruz bırakılması için aspir gibi ön bitkiler ekiyoruz. Aspirin yoğun suyunu kullandığı tarlaya sonraki yıllarda buğday ekiyoruz, dolayısıyla yapay kurak alanda elimizdeki materyali test ediyoruz. Amacımız orada yetişebilecek dayanıklı çeşitler bulabilmek. Zaten ıslah programında yaptığımız olay da serada, iklim odasında ve yağmur korunağı altında dayanıklılık çalışmasıdır. Yağmur korunağı dediğimiz olay bizim isteğimiz dışında herhangi bir yağış veya yağmurun ürünlere gelmemesi. Biz bu denediğimiz tohumlara damlama sulama ile ortalama yağış miktarının altında su veriyoruz. Bu şartlarda en iyi gelişebilen ürünleri, kuraklığa dayanıklı veya tolerant olarak addedip onları melez bahçemize alıyoruz. Hem de dayanıklılık çalışmalarını ileriki kademelere aktarmış oluyoruz. Bu çalışmalara çok büyük materyallerle başladık ve daha sonraki aşamalarda bu sayı 500'e indirgendi. 2-3 yıllık çalışma sonunda bu materyaller 90'la sınırlandı. Bu 90 materyalin diğerlerine nispeten kuraklığa daha çok dayanıklı olduğunu biliyoruz. Bunlardan seleksiyon çalışmalarımız devam ediyor. Burada önemli olan kuraklığa dayanıklılığı gösteren parametre veya çalışmaların bunlar üzerinde değerlendirilmesi ve uygulanmasıdır. Tabiki ıslah çok uzun bir süreç, ciddi bir zamana ihtiyaç var, emek ve sabır istiyor. Bu kapsamda elimizden geleni yapıyoruz.”
KURAKLIK BİLİNCİ OLUŞMALI
Kuraklığı azaltma çalışmaları kapsamında doğrudan ekim çalışmaları da yapılabileceğini söyleyen Özdemir, “Kuraklığın azaltılması, nadas yoluyla topraktaki suyun, nemin artırılması şeklinde olabiliyor, diğer yöntem ise doğrudan ekim çalışmaları. Doğrudan ekim dediğimiz toprak işlemesiz tarım veya azaltılmış toprak işlemesi uygulamalarıdır. Toprak işlenmeden, devrilmeden, parçalanmadan topraktaki nemin muhafazası sağlanmaktadır. Anıza ekim mibzerleri ile bu mümkün oluyor. Bu makinaların geliştirilmesi ve doğrudan ekim bilincinin oluşturulması için de çalışmalarımız oluyor” dedi. Kuraklığın uzun bir süreç olduğunu vurgulayan Özdemir, bu konuda bilinçlendirme çalışması yapılması gerektiğini belirterek, “Bizim çalışmalarımızdan bir tenesi de kuraklık algısının ölçülmesi, değerlendirilmesi. Kuraklık deyince çiftçinin, teknik elemanın, sivil toplum kuruluşlarının aklına ne geliyor bunlar önemli. 2007 yılında bir kuraklık oldu, 2011 yılında bir kuraklık oldu. Bu sadece yağış olmadığı zaman güdeme geliyor, böyle olmaması lazım. Küresel ısınmayla birleştirdiğimiz zaman, bu bilincin okullarda su tasarrufuyla birlikte, küçük yaşlardan itibaren çocuklara kazandırılması lazım. Su fakiri bir ülkeyiz ama bu konuda halkımız bilinçsiz hareket ediyor. Bakanlıklardan, sivil toplum kuruluşlarından açıklamalar gelse de bu konudaki tepkilerimiz yağışlar gelene kadar sürüyor. Bu konuda süreklilik gerekiyor. KOP ve diğer kurumlarla da görüşüyoruz, kuraklığın izlenmesi, takibi ve raporlanmasıyla ilgili bir merkez olmayı da istiyoruz” diye konuştu.
HÂLİD ŞEN merhabahaber.com





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.