Nazmiye Gülbaş
Büyüyen Türkiye'de Küçülen Sofralar
Tüm canlılar hayatta kalabilmek için suya ve yiyeceğe ihtiyaç duyar. İnsan için de yaşamın en temel şartı, yeterli ve sağlıklı gıdaya ulaşabilmektir. Elbette mesele yalnızca karnı doyurmak değildir. Tükettiğimiz gıdanın temiz, sağlıklı, nitelikli ve mümkün olduğunca katkısız olması da gerekir.
Fakat bugün Türkiye'de milyonlarca insan için mesele, sağlıklı beslenmenin ötesine geçmiş durumda. Asıl mesele şu: Halkımız bugün sofrasına yeterli ve sağlıklı gıdayı koyabiliyor mu?
Birkaç gün önce TÜRK-İŞ, dört kişilik bir ailenin temmuz ayı açlık ve yoksulluk sınırını açıkladı. Temmuz 2026 verilerine göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 36.940 TL, yoksulluk sınırı ise 120.325 TL oldu. Bekâr bir çalışanın aylık yaşam maliyeti ise 47.758 TL olarak açıklandı.
Burada üzerinde durulması gereken önemli bir ayrıntı var:
37 bin lira, dört kişilik bir ailenin bütün ihtiyaçları için gereken para değil. Bu, yalnızca sağlıklı beslenebilmek için gereken para.
Bu tutarın içinde kira yok. Elektrik, su, doğalgaz, telefon gibi ödenmesi gereken faturalar yok. Ulaşım masrafı yok. Eğitim giderleri yok. Sağlık harcamaları yok. Giyim kuşam yok. Sosyal hayat yok...
Peki bu tablo bize ne söylüyor?
AK Parti, iktidara geldiği ilk yıllarda “3 Y” olarak ifade ettiği yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla mücadele edeceğini söylemişti.
Aradan yaklaşık 24 yıl geçti. Dile kolay, neredeyse çeyrek asır. Peki bugün Türkiye'nin 2002'den daha iyi bir noktada olduğunu söyleyebilir miyiz?
O hâlde yoksulluk meselesinde geldiğimiz noktayı sorgulamanın zamanı gelmedi mi?
Bir siyasi iktidarın en temel sınavlarından biri, vatandaşının karnını doyurabilmesi ve insanca yaşayabilmesini sağlamaktır.
Bugün dört kişilik bir ailenin yalnızca gıda ihtiyacı için gereken tutar, net asgari ücretin üzerindedir. 2026 yılı net asgari ücret 28.075,50 TL. Dört kişilik bir ailenin yalnızca mutfak masrafı için gereken 36.939,87 TL'lik tutar ise asgari ücretin yaklaşık 8.864 TL üzerindedir.
Yani tek asgari ücret geliriyle geçinen dört kişilik bir aile, daha ayın başında yalnızca mutfak masrafında bile açlık sınırının gerisinde.
Üstelik burada tek bir kişinin değil, dört kişilik bir ailenin sofrasından bahsediyoruz.
Bir başka büyük kesim ise emekliler.
Türkiye'de 16 milyondan fazla emekli ve hak sahibi yaşıyor.
Milyonlarca emekli ise hâlen 23.552 TL olan en düşük emekli aylığı ve bunun hemen üzerindeki gelirlerle yaşam mücadelesi veriyor.
İnsan hayatının en temel ihtiyacı olan gıdaya ulaşmak bir lüks hâline geliyorsa, artık yalnızca ekonomik göstergeleri değil, toplumun yaşam kalitesini de konuşmamız gerekiyor.
Çünkü açlık sınırı sadece bir rakamdan ibaret değildir.
O rakamın arkasında küçülen sofralara daha az gelen et, tavuk, balık, süt, peynir, yumurta ve diğer temel gıda maddeleri; ertelenen ihtiyaçlar, çocuklarına istediğini alamayan anne babalar ve ay sonunu getirmeye çalışan milyonlarca insan vardır.
Asıl soru da burada başlıyor:
Bir ülkede çalışan bir insan ailesini geçindiremiyor, emekli yıllarca çalışmasına rağmen temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorsa, gerçekte ne kadar büyümüşüz demektir?
Bugün yoksulluk sınırı 120 bin lirayı aşmış durumda. 23.552 lira aylık alan beş emeklinin maaşını bir araya getirsek, toplam gelir 117.760 liraya ulaşıyor. Yani beş emeklinin yıllarca çalışarak hak ettiği gelir, dört kişilik bir ailenin insanca yaşayabilmesi için gereken yoksulluk sınırına ancak yaklaşabiliyor.
Beş kişinin yıllarca çalışarak hak ettiği gelir, dört kişilik bir ailenin insanca yaşayabilmesi için gereken tutara ancak yetiyor.
Geçmişte tarım ve hayvancılıkta kendi kendine yetebilen ülkelerden biri olarak anılan Türkiye, bugün mercimekten ete, temel gıda ürünlerinde dahi ithalata başvuran bir ülke hâline geldi.
Üç tarafı denizlerle çevrili, dört mevsimin yaşandığı, verimli topraklara sahip bir ülkenin vatandaşları olarak soralım:
Bugün soframıza haftada kaç kez et, balık, tavuk koyabiliyoruz?
Dua ile...





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.