Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

Aşk ve Perdeler

İbn Arabî Hazretlerinden:

“Varlıklarda Allah’tan başkası sevilmez. Her âşığın gözünde, her sevgilide zahir olan O’dur – ve bir âşık olmayan hiç bir varlık yoktur. O halde âlem hep sevenler ve sevgililerden oluşmaktadır ve bunun tamamı da O’na döner. Keza, O’ndan başka hiçbir şeye tapılmaz; zira tapan hiç kimse, taptığı şeye, onda bir ulûhiyet hayal etmedikçe tapmaz. Yoksa ona tapmazdı. Nitekim Allah, Rabbin yalnız Kendisine ibadet etmenizi emretti. (İsra 17:23) demektedir. Aşk da böyledir.

Hiç kimse Yaratan’ından başkasını sevmez; ama o Zeynep, Suat, Hint, Leyla, bu dünya, para, makam ve dünyada sevilen her şeye duyulan sevgi dolayısıyla ondan perdelenir. Şairler sözlerini tüm bu varlıklar üstüne tüketirler; ama onlar bilmezler. Arifler, şekillerin perdesi arkasında gizli Allah hakkında olmayan bir dize, bir muamma, bir kaside, bir aşk şiiri asla işitmezler.”( William Chittick, Tasavvuf, İz Yayıncılık, 2006, s. 152-153)

Hz Mevlâna şöyle buyuruyor:

“İnsanların –anne, baba, dostlar, gökler, yer, bahçeler, saraylar, bilgiler, işler, yiyecek, içecek gibi – çeşitli şeylere duyduğu umut, arzu ve tutkuların hepsi Allah’a karşı duyulan arzulardır ve bütün bunlar perdedir. İnsana bu dünyadan göçüp Ezelî-Ebedî Padişah’ı bu perdeler olmaksızın görünce, tüm bunların birer perde ve örtüden ibaret bulunduğunu ve arzularının nesnesinin gerçekte o Tek Şey olduğunu bilirler. Onların tüm güçlükleri halledilir, kalplerindeki tüm sorular ve müşkülatlar cevaplandırılır ve her şeyi yüz yüze, apaçık görürler.”

Onun sözlerine kulak verelim:

“Aşk, muhtaç olmayan Allah’ın bir sıfatıdır,

Başka bir şeye duyulan aşk mecazdır.

Altın kaplamadır çünkü başkalarının güzelliği;

Dışından pırıl pırıl, ama zifirî dumandır içi.

Parıltı gidip de açığa çıkınca duman,

Buza keser mecazî aşk o zaman.

Geri döner o güzellik kaynağına,

Beden kalır geride: kokuşmuş, adi ve kaba.

Geri döner hani aya ayışığı,

Kalmaz duvarda yansıması.

Şekilsiz bir kerpiç, kesek kalınca geride,

Aysız duvar döner bir ifrite

Kalp altının üstündeki altın dökülüp de,

Gelip yerleşince kendi madenine.

Artık adi bakır bir is gibi kalır;

Aşığının yüzüyse daha da kararır.

Gözü olanların altın madeninedir tutkuları;

Günden güne daha da gelişir onların aşkları.

Çünkü madenin ortağı yoktur altınlıkta.

Merhaba, ey Altın Madeni! Sen’de şüphe yok asla.” (William Chittick, Tasavvuf, Çev. Turan Koç, İz Yayıncılık, 2006, sf. 153-154)

Sadreddin Konevî Hazretlerinden konuyla ilgili bir misal getirirsek:

Şeyh Sadreddin’in methini duyup gelmişti İranlı bir derviş. Anadolu’da onca âlim, mutasavvıf, zahit, şerefli ve kâmil kişileri ziyaret etmişti; böylesine zengince bir yaşayış görmemişti. “Konevî” denilen zatın ünüyle, makamıyla.. sürdürdüğü hayat mütenasip değildi.

Memleketinde ne hakikat erleri, ne manevî saltanatının ayak tozuna basılası, ses getiren, yürek çalan rehberleri vardı. Burası biraz garip, kavruk kalmıştı herhalde.

İran’lı derviş sözü, döndürüp dolaştırıp; İran şehirlerinin üstün mizaçlı mertlerine, mânâ şahsiyetlerine getirdi. “Ey yiğitler Yiğidi” diye söze başladı.

“Eğer Acem ülkesini gezip, bilgin, salih ve velilerini görüp onlarla münasebet kurup, himmet kapsaydınız, bu dünya köleliğini terk edip izzet sahibi Allah’a kavuşmak nasip olurdu. Hiç değilse yabancı bir ülkede bulunup, mecburiyetten dolayı insanlarla iletişimi kesip, kendine çeki düzen vereydiniz” dedi. Keşke Hak yolunda ayağı bağlanmasaydı; çokluğa yenilmeseydi de; biraz edep, gönül dili öğreneydi.

Şeyh Sadreddin hiç duraklamadan; “Kabul ey derviş.” dedi. Hiç itiraz etmedi, azarlamadı, kendini savunup, mukabelede bulunmadı.

Sefer hazırlıklarını tamamlayıp, Konya’dan İran’a doğru yola çıktılar. On beş, yirmi gün kadar gittikten sonra, İranlı dervişin hâlinde bir değişiklik meydana geldi. Üstesinden gelemediği bir sıkıntının şiddetiyle perişan olmuştu.

Bir “kaybından dolayı”, fevkalâde üzgündü. Pek kıymetli, değer biçemediği bir hırkacığı vardı. Abdest alırken Konya da kalmıştı.

Hz. Şeyh Sadreddin, dervişe nazar kılıp, tebessüm ederek şöyle söyledi:

“Ey Acem dervişi, ‘dünya sevgisi bütün kötülüklerin başıdır’. Biz bunca malı mülkü, hizmetçiyi terk ettik. Birisi bile hatırımıza gelmez. Bütün dünyevî dert, endişe ve bağları giysi gibi atıverdik. Sen ise iki pulluk hırkadan ayrıldığına üzülürsün.”

Sadreddin Konevi’nin tabiriyle, derviş perdeli insanlardandı, bakış açımız önemliydi. Dünya bir perdeydi. Ve nice perde örerdik Güzel’le aramızda.

Hâlbuki Göz vardı, göz vardı. Perdeler bir an kaldırılırsa ne olurdu.

Amerikalı yazar, Prof. Muhyiddin Şekûr yazıyor:

“Sadreddin Konevî’nin) kabrini çevreleyen demir korkuluğa alnımı dayayıp gözlerimi yumduğumda, bütün o demir yapı, benimle birlikte havaya yükseldi ve yaklaşık otuz saniye boyunca havada asılı kaldık. Bu saniyelerde serâpâ sâfi bir nûra ve letafete gark oldum. O anda âdeta dünyadan fersah fersah uzaklaştığımı hissettim.” (Hüzeyme Yeşim Koçak, Nefha(Şeyh Sadreddin Konevî Esintileri), Akçağ Yayınları, 2016)

***

Not: Gerçek anlamıyla yaşadığımız yaşattığımız, hayırlı ramazanlar diliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hüzeyme Yeşim Koçak Arşivi

Pencereler ve Perdeler

15 Şubat 2026 Pazar 12:34

Çöp/ Çöplük/ Çöpleştirme

08 Şubat 2026 Pazar 13:00

Koltuk

01 Şubat 2026 Pazar 11:42

İtiraf

25 Ocak 2026 Pazar 12:39

Rüya Gibi

18 Ocak 2026 Pazar 14:35

Düşlerle Yürürüz

11 Ocak 2026 Pazar 14:44

Biz Bongalı Değiliz

04 Ocak 2026 Pazar 12:05

Gör Bak İçimizde Neler Var

28 Aralık 2025 Pazar 14:17

Ruhun Tarımı

21 Aralık 2025 Pazar 11:39

Benliğin Anarşisi

14 Aralık 2025 Pazar 12:57