Süleyman Küçük

Süleyman Küçük

Ramazanda Devlet Toplum İlişkisi

Müslümanların her yıl Ramazan Ayında yaşadığı devlet toplum ilişkisi, aslında trajikomik bir sorundur.

Yılın 365 gününde devletin belirlediği takvime, özellikle de Hac mevsimini belirleyen Zilhicce hilalinde anlaşan Müslümanlar, Ramazan hilalinde anlaşamazlar veya anlaşmamayı tercih ederler.

Bunu da İslam adına ve Sahih Sünnet uygulaması adına yaparlar.

Bu memlekette Ramazan ayının gelişi, oruca başlangıç ve bayram günlerinin tespitinde hesap üzerinden içtihat yürütenler, devlet siyasetinin gölgesi altında kararlarını açıklamak zorundadırlar.

Bu süreçte kaynak olarak Kur’an ve Sünneti aldıklarını beyan etseler de, orucun ve bayramın tespitine hesapla karar veren siyasal kurumlar, devlet adına Ramazan ayının başladığını ve sona erdiğini ilan etmekle yükümlüdürler.

Devlet kurumunun ülkedeki cari hukuka göre ilan ettiği günlerde, oruç tutmak ve bayram yapmak mecburiyeti getirildiği için, Müslüman olduğu hâlde devletin ilan ettiği günlerin aksine oruç tutanlar ile mazeretsiz oruç tutmayanlar, devlet tarafından ilan edilen günlere uymadıkları için, oruç tutanlar tarafından aşağılanmış veya tecziye edilmiştir.

Bunun nedeni Ramazan ayının başlamasını ve bitişini hesaba göre belirleyen içtihadı kabul edenler için siyasal kurumların takvimle önceden ilan etmesi gerektiği, Müslümanların da vakti gelince gereğini yapacakları düşüncesinin hâkim olmasıdır.

Bu süreçte hesabı yapanların kendilerini tezkiye gibi bir dertleri olmadığı için, siyasetin ve siyasi kurumların da ideolojik olarak kendilerini tehlikeye atması ve meşruiyetinin sorgulanması söz konusu olamaz.

Bu düşüncede olanlar için herhangi bir coğrafyada, gayri İslâmî bir yönetim olsa bile, bu usulle Ramazan ayı sorunsuz bir şekilde tespit ve ilan edilebilir.

Bu saydıklarımız elbette “ru’yeti hilali” esas alanlar için söz konusu değildir.

Çünkü zamanımızda “ru’yeti hilal” mevzusu büyük ölçüde politik hale getirilmiştir.

Bu konuda maalesef hem devletlerin, hem de cemaatlerin kendilerini öne çıkarma, güçlerini tahkim etme gibi siyasi hamleleri olmaktadır.

Devletler bazında en başından beridir, Suudi Arabistan’ın kendince İslam ve Arap dünyasındaki rolünü tahkim etme adına, Ramazan ayı ve Kurban bayramını ilan etme konusunda başına buyruk olduğu bilinmektedir.

Devletlerarasında olduğu gibi, cemaatler arasında da aynı düşünce doğrultusunda, özellikle rakiplerine muhalefet etme saikiyle, kendilerini diğer cemaatlerden ayrı ve özel hissettirecek detaylar belirlenmektedir.

Böylelikle kendi aralarında grup konsolidasyonu sağlamaya çalışırlar, ama İslam’ın bu konudaki isteği hatta emri olan, “ictihadi konularda hisbe yoktur” anlamındaki ihtilaf fıkhı işletilmediği için, ibadetlerdeki detaylar adeta farz seviyesinde vazgeçilmez unsurlara dönüştürülmüş olur.

Aslında çözüm orta yerde, yani Hz. Peygamberimizin(sav) sahih Sünneti ile Sahabe Efendilerimizin(ra) uygulamalarında açık seçik durmaktadır.

İslam’ın kurucu nesli Sahabe Efendilerimiz(ra) Kur’an okuyunca hayatları değişiyordu.

Biz Kuran okuyunca ise, sadece hatim ve ihtilaf sayımız artıyor.

Çünkü onlar Kuranı anlamak için okuyordu…

Biz bir an önce okuduğumuz Kuran hatmini bitirip, diğer bir hatime başlamak için okuyoruz.

Bu nedenle de okuduğumuz Kuran ayetleri, bizleri ve hayatımızı değiştirmiyor.

FARKINDA MIYIZ?

Bazıları Ramazan ve bayram günlerinin tespiti söz konusu olunca, adil şahitlik kavramını dile getiriyor ve biz görmedik, resim veya video var mı gibi söylemlerde bulunabiliyor.

Hilal'i gördük diyenler arasında, Gazze halkının kendisi de vardı ve o gece Gazze'de teravih kılındı. Ölçümüz Gazze ise, niye onlarla birlikte amel etmiyoruz diye sormakta mı aklınıza gelmiyor?

Müslümanların fıkhi sorularına karşı, devletleriyle ters düşmemek adına çocukları güldürecek şekilde sloganlarla cevap verilen bir dönemi yaşıyoruz.

Üstelik hilali gördük diye açıklama yapan ülkelerin arasında, Afganistan’da vardı. Onlar hangi kategoriye giriyor bizim için?

Müslümanların İslam’ına şahitlik ediyorsak, sözlerinin bizim için yeterli olması gerekmiyor mu?

Devletin büyüdüğü, bireyin küçüldüğü yerde adalet değil, ancak güç konuşur. Ve güç konuştukça yani devlet büyüdükçe, toplum ve insan küçülür.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Süleyman Küçük Arşivi

Ramazan Düşünceleri

18 Şubat 2026 Çarşamba 15:06

Ramazan Yalancılarına Dikkat

15 Şubat 2026 Pazar 12:35

Sorgulamadan Savrulmaya

11 Şubat 2026 Çarşamba 15:02

Kültürün Körelmesi

04 Şubat 2026 Çarşamba 14:33

Din ve Kültür Ayrımı

01 Şubat 2026 Pazar 11:42

Nostalji Strateji Değildir

28 Ocak 2026 Çarşamba 14:26

Çanak Çömlek Patladı

25 Ocak 2026 Pazar 12:40

Kaç Yıl Gerideyiz?

21 Ocak 2026 Çarşamba 14:54

Trumpgillerin Dünyası

18 Ocak 2026 Pazar 14:36