Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

Pencereler ve Perdeler

Gözümüzün önünde ne çok perde var.

Farkında olmayıp açmak için hamle yapmadığımız; ziyaya, erişmek istediğimiz bilgiye, daha ileriki safhalarda belki hakikati bulmak için koşup bir kenara çekmediğimiz nice kat kat perde. Aç aç bitmiyor.

Olanla, mevcutla, gözümüze sokulanla, cevher değil parıltılı camlarla yetiniyoruz.

***

Yıpranmış saydığım perdeleri, günlük odanın penceresine taktım. Oda birden aydınlandı, meğer desenli olanı gün ışığını kesiyormuş.

Penceredeki “yeni” gözümüze pek hoş gözüktü, daha önceki güncellemelerde(!) de aynı hisse kapılmıştık. Hâlbuki salonda artık ziyadesiyle sönük, eprimiş geliyordu.

Fazla beğenmediğimiz “eski”, farklı odanın camında “vitrininde” kendini gösterince güneşin, yönün, gizli eşref saatlerin de yardımıyla zevkleri değiştirmişti.

Duygular ve seçimler yeni tercihlerle, öncekilerden ayrılıyordu.

Perde, pencereyi “açtı” dedik; fakat pencereleri de açabilir(!) miydi?

Açık pencereler ayrı meseleydi. Neye kime açıldığı, buyur edildiği mühimdi, davetsiz misafirler, sürpriz karşılaşmalar pekâlâ mümkündü. İstenmeyen sonuçlar çıkabilirdi.

Gördüklerimizi değerlendirme ayrı konu; çünkü bakış açısına, kapsama alanına, maddî-manevî mesafeye ve başka şartlara göre değişirdi herhalde.

Canımızın çektiğini de aslında bir hayal, sis perdesiyle gördüğümüzü bildiğimizi sanabilirdik.

***

Güneş gelmesin, eşya harap olmasın diye kalın perdelerle kapatıyorduk pencereleri. Kem gözlerden koruyordu perde.

Gözler neşeyle şakır şakır görürken, algı perdeli olabiliyordu.

Dünya kat kat perdeydi de; sırf kendi nazarımıza, gözlük ve ölçüm âletlerimize, pusulalarımıza kesinkes güvenebilir miydik?

Bazen perdelerin desenlerine renk ve albenisine takılırdık.

Reklamların, egemenliğin, gözümüzü kamaştıran, bakışı körleştiren gücüne kapılır; gösterilene gösteriye tâbi kalırdık. Verili olana kapılırdık.

Acaba, kalbin inşası mı kısmen gözü açardı.

***

Pencere camları ne derece kirliydi; belki kat kattı, ışığı katletmişti.

Camsil’lere itimat edebilir miydik? Sinekler, (görünmez) pislikler, toz… Herhalde adamakıllı temizlenmeliydi.

Bazen arı duru olduğunu zannetsek bile; dışarının örttüğü, perdelediği tabaka tabaka necaset, gölgeler, sahte ışıklar (g)el edip dururdu.

Tabiat da perde miydi, eşyanın aslı neydi.

Odalar, hücreler yangın yeriyse; perdelere tutunarak, sökerek ekleyerek inişler çıkışlar imkân dâhilinde miydi?

Pencere sağlam mıydı, dışında düşme tehlikesi mi bulunurdu.

Gökyüzü pencerelerine, semavi göksel ışıklara gözümüzü dikmeliydik belki de.

Oysa zamane, modern pencerelerimizde gözümüzü gönlümüzü alan, kimler neler oynaşırdı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hüzeyme Yeşim Koçak Arşivi

Manhattan'dan Gelen Adam

30 Ağustos 2026 Pazar 13:16

Taş Taş Üstüne

23 Ağustos 2026 Pazar 13:34

SADREDDİN KONEVÎ ve RÜYALAR

16 Ağustos 2026 Pazar 12:59

Yoldaki İşaretler

09 Ağustos 2026 Pazar 13:27

Sesler ve Yalnızlıklar

02 Ağustos 2026 Pazar 13:38

Veysel Karanî’nin Duası

26 Temmuz 2026 Pazar 13:35

Havada Aşk Kokusu Vardı

19 Temmuz 2026 Pazar 12:15

Bir Garip Meczube

12 Temmuz 2026 Pazar 13:08

Topunuz…

14 Haziran 2026 Pazar 13:13