Ayşe Aslı Duruk
Pamuk Şekeri
Karşımda bir erkek çocuğu var. 9-10 yaşlarında gibi, esmer ve kilolu bir çocuk bu. Tanıyorum onu. Sınıfın en yaramaz ve tembel olanlarından. O yaşların uzun boylularından bir de; öğretmen hep arka sıralara oturtuyor onu. Gerçi böylece her şey örtüşmüş oluyor; en haşarılar da arkalarda oturtulurlar çünkü.
Kendime bakıyorum bir de; küçük ellerime, fiyonklu ayakkabılarıma ve mavi önlüğümün eteklerine... Tabi keşke bir de ayna olsaydı da çocuk yüzümü görebilseydim o sırada! Hayatın zorluklarıyla neredeyse henüz hiç karşılaşmamış olan, neşeli ve ümitli yüzümü. Fakat, Hak getire... Sınıfta ayna ne gezer?! Ve o sırada, Hababam Sınıfı filminin müziğiyle çalan zilin, teneffüs için değil, evlere dağılmamız için duyulduğunu anlıyorum. Koridorda, merdivenlere doğru koşuşturan çocukların arasında kendime yol açıp ve ben de koşuşturup, okul bahçesine çıkıyorum. Orada beni bekleyen annemi görüyorum. Beni eve o götürürdü. Başta bahsettiğim o çocuğun da hemen arkamdan peşim sıra geldiğini biliyorum bir yandan, ta buraya kadar izimi sürerek... Deli miydi, neydi?!
Cuma günleri, okul çıkışlarında esen gizli ve küçük bir bayram havası olurdu bir de. Haftasonu heyecanı, işte. O gün de öyleydi. Okul çıkışında bekleyen pamuk şekerler, diğer günlere nazaran daha pembe görünür, daha albenili dururdu. Baloncuların cepleri en çok o gün dolar; o zararsız heyecandan herkes nasiplenirdi. Alanı vereni razı ederek.
O cuma gününün akşam üzeri saatlerinde ve okul bahçesinin hemen dış kapısının oralarda, o esmer, kilolu ve uzun boylu çocuk, büyümüş de küçülmüşcesine bir şey yapmış; hayatımın ilk romantik yaklaşımını sergilemişti karşımda, hiç unutmam: "Pamuk şeker ısmarlayayım mı sana?" Böyle demişti!
Bunu uzaktan fark eden annemin kahkaha attığını ve benim de çocuğa "hayır!" dediğimi hatırlıyorum hışımla, o sırada. Hayırın yanına bir de teşekkür eklemeyi bilecek kadar soğukkanlı ya da kibar olmayı henüz öğrenemeyecek kadar küçüktüm o yıllarda, tabi. Fakat o hatıra zihnimden hiç silinmedi. Çocuğun adı ve soyadı hep aklımda kaldı, aramızda güçlü ya da özel bir bağ kurulmamış ve gelişmemiş olmasına rağmen, o ve ilerleyen yıllarda.
Tabi aradan seneler geçti sonra. Ne zaman geçmemiş ki? Çocukluk yüzlerimiz nice afete şahit olmuş, tebessümlerimize bir nevi bilgelik ve olgunluk gelip yerleşmişti, bir miktar. Fakat insanın gözleri değişmezmiş bir. Gözleri. O gün o kalabalık oyuncak fuarı alanında, o gözlerle karşılaşınca, dökülen saçlarına, göreceli bir kıyasla artık eskisi gibi uzun olmayan boyuna ve enikonu orta yaşlı haline rağmen, onca kalabalığın içinde seçtim onu; yıllar öncesinin 'pamuk şekercisi'ni. Seçildim de...
Yanında eşi ve aynı kendine benzeyen oğluyla birlikte, çıkışa kadar hem sohbet ettik hem de yürüdük. İlkokul yıllarından söz ederken, oğlu da şaşkın şaşkın bizi dinliyordu. Yetişkinlerin de bir zamanlar çocuk oldukları gerçeğine ayrı; hele babasının da eskiden aynı kendisi gibi bir çocuk olduğu haberine ayrı şaşırıyordu. Ve bir oyuncak fuarında, kalabalık bir çocuk popülasyonu olur da, çıkışında bir pamuk şekercisi olmaz mıydı hiç? Olurdu!
Çocuk için bir pamuk şeker aldım ben de hemen.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.