Köpeği zehirlediler

O gün sana yapılan şeyi, ömrüm boyunca unutamayacağımı bilerek; bu bilinçle izledim. Başta, ‘o ne bolluk öyle ki, gelip önüne koca bir et parçası koyup, karnını bu güzel ikramla doyurup şenlendiriyorlar’ diye düşünmüştüm. Oysa fazla iyimsermişim. Çünkü hemen ardından, zehirli sözcükler çalındı kulağıma… Kalbimin orta yerinde mayalanan bu acı sözler, seni her anışımda damağımı fena acıtıyor şimdi. Önüne konan o et, öldürücü düzeyde zehirliydi!

Onu afiyetle midene indirdiğin, o, aklımdan bir türlü çıkaramadığım lanetli manzaraya müdahale edebilmem için, artık çok geç olmuştu. Eli kolu bağlı bir izleyiciydim yalnızca. Tam da bu yüzden, ömrüm boyunca unutamayacağımı bilerek seyrettim, o gün sana yapılanı.

Cici köpek…

Sorsan, onlar da haklılar. Civarda yaşayan bölge sakinlerinin huzurunu kaçırıyordun, olur olmaz saatlerdeki havlamalarınla. Kiminin hastası, kiminin yaşlısı, kiminin bebeği ve lohusası… Zaten ben de bizzat şahidim. Vakitsiz öten horozun başının kesildiğini, duymadın mı sen hiç? Duyup da ders çıkarmadın mı? Zamansız havlayan köpeklerin zehirleneceğini öngörecek kadar zeki değildin demek ki. Köpekler dünyasının Einstein’ı değilmişsin, o kesin!

O terkedilmiş, izbe harabelerin ve köhne yıkıntıların arasına seni zincirlerken, bilmem ne düşünmüşlerdi. Niyeydi? Orada ne işin vardı ve olabilirdi ki? Yakınlardaki site sakinlerinin huzurunu bozmak dışında, bizlerce sebepsiz havlamalarınla, insanların uykusunu bölüp kaçırmak dışında, kafa şişirmek dışında en çok, ne diye bağlamışlardı ki seni oraya? Bilemedim. Ee, o zehirli koca et parçası da sana müstahak şimdi o zaman canım, ne yapalım!

Yalnız, hayata geçirdiğin son eylem olan, o yiyeceği büyük bir sevinçle mideye indirdiğin sahneyi unutulmaz kılan şeyleri yazmak istiyorum şimdi sana buradan. Bir köpek okur mu, hele ölü bir köpek hiç okuyabilir mi sorularının gülünçlüğü, çocuksuluğu, saçmalığı ve abesliği bir yanda dursun, yapmak istediğim, sadece, unutmaya çalışma yollarını denemek. Sorma! Sorma neler yaptım, hafızama mıh gibi kazınan o leş anıyı zihnimden söküp atabilmek için. Rüyalarımı kabusa çevirip, yine bölüyorsun uykumu bu şekilde hem, bak! Havlaman değilmiş demek ki uykusuzluğumun tek nedeni yani. O olmaz olası manzara, şimdi kabuslarımın ve uykusuzluğumun baş aktörü.

Ne diyorduk… O sahneyi unutulmaz kılan detaylar. Ana hatlar ya da… Hangisi esas, hangisi nüans, boş ver şimdi. Öldürülmenin sebebi olan havlamalarının tek nedeni, karnının aç oluşuydu herhalde. Aç bırakılmandı. Zincirlenmiş bir köpeğe, gezip dolaşıp geçimini sağlamadığı ve karnını doyurmadığı için kimse kızamaz, öyle değil mi? Madem yaşam alanın, boynundaki zincirin uzunluğunu yarı çap eden dairesel bir alandan ibaret kılınmıştı, yemeğin de bir zahmet getirilip önüne konulmalıydı, o halde. Lakin belli ki böyle yapılmıyordu ve açlık, bu denli bir havlama kuvveti verecek kadar kışkırtmıştı seni artık. Kiminin hastası, kimin yaşlısı, kiminin bebeği ve lohusası… E onlar da haklılardı, demiştim değil mi? İşte o aç karnı böyle bulunmaz ve leziz bir ikramla ilk kez doyuruyorlardı şimdi de galiba. Galiba’nın lafı mı olur? Senin gibi zincirlenmiş bir sokak köpeği, kesinlikle ömründe ilk kez görürdü, böyle bir şeyi. Et parçasını görünce kuyruğunu sevinçle sallayışın ve o sırada duyduğum o zehirli haber… İlk defa yediğin öylesi bir yiyecekle bu işi sonlandırıp taçlandırmanın da, destansı ve manidar bir yanı var, boş ver!

Ve artık aklımın dikenli tellerinden çık, lütfen! Uykularımı kabuslarla bölme… Rüyadayken mi zehirlesem ben de seni, ne yapsam?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.