Nurten Selma Çevikoğlu
Vezirin Şâha Hile Öğretmesi
Yine ‘Selam duâsı’yla başlamak isteriz.
‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’
Yeni başladığımız hikâyemizde İsevî düşmanı her işe şaşı bakan bir Yahudi şâhından bahsetmiştik. Geçen hafta kaldığımız yerden başlayalım.
“O Şâhın öyle bir yol kesici, hileci bir veziri vardı ki, hile ile (akan) suya bile düğüm atardı.”
“Şâha dedi ki; Hıristiyanlar canlarını korumak için dinlerini şahtan gizli tutarlar.”
“Onları o kadar öldürme. Zira öldürmenin faydası yoktur. Din, misk ve öd ağacı değildir ki kokusu çıksın da ondan anlaşılsın.”
“Sır yüzlerce kılıf içinde gizli bir şeydir. Onların zâhiri seninle senin gibidir. Yâni sen görüntüyü bilirsin ancak içlerinden sana muhaliftirler.”
“Yahudi şâhı, ‘Öyleyse söyle bakalım tedbir nedir? Hile ve tezvirin (yalan-dolan) olması için çâre nedir?’ dedi.”
“Bu çâreyi açıkla da cihanda dînî açık veya gizli olan hiçbir İsevî kalmasın.”
“Vezir dedi ki; Ey şah, (bana gazap etmiş görünerek) kulağımı ve elimi kestir. Burnumu ve dudağımı yardır, acı hükmünü uygula.”
Beyitlerden anlaşılacağı üzere, şâhın veziri, hakikaten tam bir hileci düzenbazdı. Şah ile berâberliklerindeki İsevîleri yok etme inadı ve onlara yapacakları zulüm sebebiyle kendi düşecekleri belâya cüret edebilecek kadar kendi felâketlerini kendileri dâvet ederler. Cüret edecekleri şeyin faturasını bizzat vezir kendisine kesmektedir. Vezir aslında şâha demektedir ki, ‘Ben kendimi ortaya koyuyorum, bana zarar ver ki, onlar sizin gazabınız ve öfkenizde ne kadar kararlı olduğunuzu anlasınlar.’ Bu vezir ve şâhın gizli amaçlarına erişmek için sevdiklerini bile harcayabileceklerini halka göstererek, onları bu şekilde aldatırlar. Ancak hile zâten doğru olan değildir yanı sıra böylesi bir durum asla tasvip edilemez.
Daha devâmında bakın ne diyor hilekar vezir;
“Sonra beni asmak için darağacına getirt. Bu sırada şefaatçi biri gelip beni kurtarsın.”
Bu fesad dolu hileden maksat, vezirin şâha düşman olduğuna inanılmasıydı. İsevîler eğer onu kurtaracak şefaatçi olmasaydı vezirin idam edileceğine inanmışlardı. Ve onu kendi dinlerinden sandılar, hileye inandılar.
“Bu işi tellalların çağrıştığı çarşı bulunan bir yerde, dört yol ağzı olan bir yol başında yaptır.”
“Ondan sonra da beni uzak bir şehre sürgüne gönder. Onların (Hıristiyanların) arasına fitne ve fesat salayım.”
VEZİRİN HİLESİNİ ŞÂHA ANLATMASI:
“Oraya gidince İsevîlere; Ben gizli İsevîyim. Ey bütün gizlileri bilen Allâh’ım Sen beni bilirsin, diyeyim”
Bütün hileciler yaptıkları düzenbazlıklara insanları inandırmak için Allah Teâlâ’nın adını anarlar. Böylesi insanlar aslında iki dünyâda da perişan olacak rezil kişilerdir.
“Şah; Hz. İsâ’ya olan imânıma vâkıf oldu. Taassup ve inadı sebebiyle canıma kast etti.”
“Hz. İsâ’ya mensup olan kendi dînimi gizliyeyim, görünüşte Yahudi şâhının dînine uyayım istiyordum.”
Hilekar, düzenbaz vezir bu şekildeki yalanlar üzere düzdüğü hikâyeyi şâha anlattı. Ancak bu yalanlar zinciri hep böyle akışkanlık içinde devam etmez, olayların zincirlemesi içinde mutlak bir kopuş olacaktır. Zâten yalan asıl olmayan şeylerdir.
“Yahudi şâhı benim sırlarımdan koku aldı, katında sözlerim önemsiz ve itibarsız oldu. Şah bana; Ey Vezir! Sözün ekmeğin içindeki iğne gibidir. Senin kalbinden benim kalbime pencere vardır, dedi.”
Vezir, sözlerinin İsevîleri aldatmak için söylediği sözleri şâha belirtir.
“Ben o kalp penceresinden senin hâlini gördüm. Artık şimdi İsevî değilim diye aslını inkar eden sözünü işittim.”
“Eğer Hz. İsâ’nın dîni, rûhânî imdâdı bana çâre olmayaydı, Yahudi şâhı Yahudice, öfkeyle beni parçalardı.”
“Hz. İsâ için canımı, başımı veririm. Onun için ölmeyi kendime yüz bin minnet bilirim.”
Buraya kadar hilekar vezir, planının şâha anlattı. Şimdi de vezir İsevîlerden şöyle bir itiraz gelebilir, dedi.
“Hz. İsâ aleyhisselam yolunda canımı fedâ etmekten çekinmem, esef etmem, Ama onun dîninin ilmine gayet vâkıf olduğumdan ölmek istemem.”
‘Hz. İsâ’ya o kadar teslimiyetin varsa kendini bırakmalıydın da Yahudi şâhı seni idam etseydi. Hz. İsâ’nın rûhâniyetiyle mutlu olsaydın.’ İşte vezir bu gelecek itiraza cevap hazırlamaktadır. ‘Ben canımdan korkmuyordum. Ama Hz. İsâ’nın dînine vâkıf ve muttali iken ölürsem İsevîlik haksz yere yayılmaktan geri kalır. Ben bu gecikmeden ve hatâdan sorumlu olurum. Ahrette azap çekerim.’ (Abidin Paşa, Mesnevî Şerhi, Sadeleştiren Mehmet Said KARAÇORLU, İst, 2007, s.124) Diye cevap hazırladı.
Efendin hayırlı cumâlar.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.