Nurten Selma Çevikoğlu
Hakk’ın Sırlarına Âgâh Olanlar Gerçek Uyanıklardır
Yine ‘selam duâsı’yla başlayalım yazımıza efendim:
‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’
Bilindiği gibi geçen hafta yeni bir hikâyeye başlamıştık. Kaldığımız yerden beyitlerimizi takdim edelim, dilerseniz;
“Dünyânın geçici hayalleri için uyanık olan, daha çok gaflet uykusundadır, onun uyanıklığı gaflet uykusundan beterdir.”
Karnı aç olan insanlar, uykudayken midesinin ağrısıyla meşgulken rüya gören hikmetten bi haber nasipsizler, uyanıkken dahi uykudadırlar. Onlar aslında zor bir gaflet uykusundadırlar. Böyleleri gereksiz şeylerle zihinlerini beslerler, hayalleri bile anlamsız ve saçmalıklarla doludur. İşte kendilerini ham hayallere kaptırmış olan nâdanlar ayakta iken dahi uykudadırlar. Bunlar hayırdan nasibi olmayan gâfillerdir.
‘Şahsî çıkarları husûsunda, haksızlık yapabilecek ölçüde uyanık olanlar, ebedi güzelliklere karşı kör olmuşlar ve kış uykusuna dalmışlardır. Böyleleri uykuda olsun başkalarına zarar vermeyecekleri için varsın uyusunlar. Uyanık olduklarında başkalarına zarar vereceklerinden dolayı uykuda olmaları uyanık kalmalarından evla olur.’ (Mesnevî-i Mânevî Şerhi-İlk 1001 Beyit, Hüseyin TOP, Konya, 2008, s.245)
Bâzı kişiler şeytanlık konusunda oldukça uyanıktırlar. Şey Sâdi Gülistan isimli eserinde; ‘Zâlimin biri, ârife: İbâdetlerin hangisi daha ziyâde sevap kazandırır? Diye sordu. O da: ‘Senin için öğle uykusu. Çünkü uyduğun bir-iki saat içinde, kimseye zulmetmezsin.’
“Canımız Allâhu Teâlâ ile uyanık değilse, uyanıklık bize bağdır, zincirde olmak gibidir.”
Eğer kişi Cenâbı Hakk’ın emirlerine itaat etmede gayretli değilse, bedeni uyanık bile olsa o uyanıklığın kendisine bir faydası olmaz. Dolayısıyla şeklen uyanık olmak böylesi kişi için bir esârettir, bir zincirdir. Kişi Hakk’ın sırlarına âgah olduğu sürece gerçekten uyanıktır. Nefsin ve şeytanın aldatmacaları insanı Hak yolda ilerlemesine mâni olur. Bunlar insanın Hakikat sırlarına vâkıf olmada önündeki engellerdir.
“Can bütün gün hayâlin tekmesinden, kar, zarar ve zeval korkusundan acı içindedir.”
‘Zarar, kar ve zeval korkusu ve hayâli insanı perişan eder, dermansız bırakır. Bâzıları¸ gelmesi muhtemelen kötülüklerin korkusunu hayaller kurarak o kadar büyütürler ki, korktukları şey meydana gelse bile onun acısı, meydana gelmeden önce korkudan çektikleri acıdan daha şiddetlidir.’ (Abidin Paşa, Mesnevî Şerhi, Sadeleştiren Mehmet Said KARAÇORLU, İst, 2007, s.141)
“Hayallere korkulara kendini kaptıranın, ne sefâsı, letâfeti, kuvveti ve ne göklere yükselebilmek için yolu kalır.”
Gerçekten ‘zeval ve zarar’ korkusu insan bedeninde derman ve güç bırakmaz. Cenâbı Hak zikrini, Allah demeyi ihmal eden kişinin mânevî enerjisi kalmaz bu durumda kişi güçsüz kalır. Doğrusu bu ya, korkak insanlar ne maddi dünyâsını ne de mânevî hayâtını yükseltebilir.
İnsan bedenindeki vücut âzâlarının bozuk çalışması kişinin bünyesinde çeşitli hastalıklar çıkartarak sağlığını bozar, neticede insan bünyesi zayıflar. Ama eğer arızalı olan kısım onarılırsa insan yine eski sıhhatine kavuşur, kişi güçlenir, cesâretlenir. İnsan nasıl sağlığını kaybetmemek için vücut organlarını hassâsiyetle koruyorsa, aynen bunun gibi kişi ruhsal âlemindeki güzelliklere erişmek için haram ve günahlara yaklaşmaktan korkarsa kendini yanlış işler yapmaktan alıkoyabilir. Bu konuda korkusu kalmaz.
Bâzı kimselerde ölüm korkusundan dolayı, hırs ve tama sebebiyle malını, mülkünü, itibârını kaybetmekten korkar. Dolayısıyla böylesi bir korku çeken, kendini rahattan mahrum bırakır. Bunun yanı sıra hastalıktan yine servetini, makâmını kaybetmekten hatta korkularının bilinmesinden dahi korkanlar vardır.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.