Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

Erlerin İşi Nûrânîyettir, Hakka Olan Aşkımız Çokça Olsun

Yine ‘Selam duâsı’yla başlamak isteriz.

‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’

Efendim kaldığımız beyitten devam edelim istiyoruz müsâdenizle;

“Erlerin işi nûrâniyettir, sıcaklıktır, aşağılıkların işiyse düzenbazlıktır, utanmazlıktır.”

Güzel huylu, çalışkan, doğru ve dürüst insanların işleri, düzgün ve güzeldir, icra ettikleri davranışları herkes tarafından beğenilecek sâlihliktedir, nurludur, makbuldür, samimidir. Kötü huylu insanların işleri de aynı kendilerine benzer, yaptıkları işler çirkin, sahtekarca, hileli, şeref ve haysiyeti ayaklar altına alıcı herkesin hoşuna gitmeyecek davranışlar sergilerler. Böyle kişiler tembeldir, insanların sevmeyecekleri, istemeyecekleri işleri yaparak şeytanın kölesi olur ve sevilmezler.

“Hilekarlar dilencilik için yünden aslan yaparlar, Müseylemetü’l_Kezzab’a Ahmet lakâbı takarlar.”

Mevlâna Hz. zamânında, dilenciler değneğin ucuna yünden yapılmış aslanlar takarak dilenirlermiş. Üstad Mevlâna yalancı, sahtekar şeyhleri aynı bu dilencilere benzetiyor. Sahtekarlık eskiden beri aşağılık kişilerin vasfıdır. Geçmişte Rasûlullah aleyhisselâm’ın ebediyet âlemine irtihâlinden sonraki devirde, bâzı sahtekârlar, Museylemetü’l Kezzab isimli kendine peygamber iddiasında bulunan bir yalancıya, Peygamberimiz aleyhissalâtu vesselâm’ın mübârek ‘Ahmet’ ismini verecek kadar ileri gitmişlerdi. Müslümanların başlarına epey bir sıkıntı çıkaran yalancı=Kezzab diye vasıflanan kişi ve ona inananların üzerine Hz. Ebû Bekir (r.a) zamânında bir ordu ile gidildi. Savaşta, Hz. Peygamber aleyhisselâm’ın amcası Hz. Hamza (r.a)’yı şehid eden Vahşi bu yalancı peygamberi katletme şerefine erişti. Kendisi; ‘’Cehâletim zamânında Hz. Hamza gibi insanların en hayırlısını, İslamiyet’im zamânında Museyleme gibi insanların en şerlisini, en kötüsünü öldürdüm.’ Demiştir.

Burada hareketle, ‘kuşlar avcının tuzağına düşebilir ama sen, sen ol da yalancılara, sahtekar dilencilere aldanma, mesajı’, verilebilir. Mâneviyattan ve rûhâniyetten nasibi olmayan taklitçi kişiler, kendilerini ehli Hak olarak görürler ve öylece göstermek isterler. Bunun için yeri gelir sahtekârlık, yeri gelir dilencilik yaparak çeşitli kılıklara girerler. Gerektiğinde kâmil hak erlerinin taklitlerini yaparlar, hilekarca karşısındakileri aldatmaya çalışırlar. Sen böylelerine aldanma. Bunlar her devirde vardır.

“Museyleme’nin lakâbı ‘Kezzab’ olarak kaldı. Ama Fahr-i Âlem Efendimizi Hazretlerinin ünvânı ‘Ulul-Elbab’ kaldı.”

Yalancı peygamber Museyleme’ye ‘Kezzab=yalancı’ ismini, Resûllullah aleyhissalâtu vesselam vermiştir. Peygamberimiz aleyhisselâm’a verilen, ‘Ulul-Elbab=akıl sâhipleri’ tâbiri ise Kur’ânî bir kavramdır. Bu lakap söylenince akla, Âlemlerin Efendisi Peygamberimiz Muhammed Mustafa gelir. Sözde; ‘Ben de nebiyim’ diyen bir sahtekar-yalancıya; ‘Ahmet’ isminin verilmesi, risâlet ve nübüvveti olmadığından bu asil lafız asla ona yakışmamış, yalan ve fesâdı yayması sebebiyle kendisine ‘Kezzab=çok yalancı’ nitelemesi yakışmıştır. Ancak bizim Peygamberimiz doğuşundan vefâtına kadar âdeta bir iffet-ilim-irfan âbidesi olmuş ve sonsuz kadar da böyle devam edecektir yâni O aleyhissalâtu vesselam ‘Fahri Âlem’ ve ‘Ulul-Elbab’ tır, bâki ve ölümsüzdür.

“O Hakk şarabının mührü hâlis misktir. Âdî şarabın sonu fenâ koku ve azaptır.”

Kur’ân-ı kerim’de: “Kendilerine hâlis bir içki sunulur. Onun içiminin sonunda misk kokusu vardır.” (Mutaffifin, 25-26) buyurulmaktadır. Cenâb-ı Pîr bu âyet kerimeye atıfta bulunmaktadır.

Aynı sûrede, Allah Azze ve Celle’ye yaklaştırılmış iyi kişilerin, cennet nimetleri içerisinde yüzecekleri ifâde buyurulmakta, yiyip içecekleri şeyler ve Allah Teâlâ ile berâberliğin vereceği mutluluklar anlatılmaktadır. Cennetlikler her arzularımı gönüllerinden geçirdikleri an yerine getirildiği, şeffaf ve mücerret borulardan suların aktığı, seyrine doyum olmayan güzelliklerin rûhu süslediği, hele hele Yüce Allah Teâlâ’nın cemâlini temâşânın verdiği mânevî hazzın gönlü gaşyettiği rivâyetleri vardır. “Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır, Rabb’lerine bakacaklar, O’nu göreceklerdir.” (Kıyâme, 22-23) Buna mukâbil: “Yüzler de vardır ki, o gün buruşacaktır.” (Kıyâme, 24) “Hayır! Onlar şüphesiz o gün, Rablerini görmekten perdelenmiş, mahrum bırakılmışlardır.” (Mutaffifîn, 15)

Kurân ifâdesiyle şişeleri tapası bile miskten meydana elmiş cennet şarapları Allah Azze ve Celle’nin has kullarına cennette ikram edilecektir. Tasavvuf ehli, peygamberler ve evliyânın gönlünden taşan feyizlerini şaraba, mübârek ağızlarını da hâlis miskten ibâret olan tapaya teşbih ederler.

Taklitçi ve yalancı şeyhlerin, iç dünyâlarını da dünya içkisine, ağızlarını da sıkıntı ve üzüntü veren azap tapasına benzetirler. Erenlerin gönlü ilâhî aşkın safa şarabıyla dopdolu olup sahtekar taklitçilerin habis vücutları ise nefislerinin pis arzusuyla dolmuş taşmıştır. Her kap içindekini sızdırdığından bu gibilerin her yanından pislik ve pis koku sızar.

Allah Teâlâ’ya en yakın olanlar en has şarabı içerler, ondan sonra her cennetlik, kendi makamına uygun kalite içki içer.’ (Mesnevî-i Mânevî Şerhi-İlk 1001 Beyit, Hüseyin TOP, Konya, 2008, s.209)

Sizlere güzel bir Cuma diliyorum efendim. Şu mübârek günler hürmetine Hakk’a olan aşkımız çokça, bolca olsun inşallah.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nurten Selma Çevikoğlu Arşivi

Hikmet Bu

25 Aralık 2025 Perşembe 15:06

Saf Altın ile Sahte Altın Farkı

11 Aralık 2025 Perşembe 15:52

Mukadderat Kalemi, Takdir ve Kader Kalemidir

04 Aralık 2025 Perşembe 15:00

Mümin Münâfık Farkı

27 Kasım 2025 Perşembe 15:36

Taklit Nasıl Değer Bulur?

20 Kasım 2025 Perşembe 15:07

Nesnelerin ve İnsanların Farklılıkları

06 Kasım 2025 Perşembe 14:28