Ayşe Aslı Duruk

Ayşe Aslı Duruk

Bahar Özlemi

"Geliyor." diyorum. Kısılmış gözlerle doğaya baktığım, kulak verdiğim ve pür dikkat kesildiğim anlarda... Öyle söylüyorum. Geldiğini... "Daha var." diyorlar bir çırpıda onlar da. Onlar ki, laftan anlamazlar. Öyle ezbere, öyle kitabî konuşurlar gitsin işte. Ne olacak? Laf ola, beri gele. Sanki gelmekte olduğunu söylemişim gibi değil de, "Geldi işte, şimdi burada" demişim gibi. Zira detaylar ağır gelir, çoğuna. Hem, detaydan bile sayılmaz ki bu kadarı aslında. Denilenleri, o anlaşılması gayet kolay olan sözleri bile anlamazlar ki! Hele hele onun; baharın geldiğini hiç bilemezler kör duyargalarıyla esas, o açıkça varıp da ayan beyan gelmeden önce.

Ayak seslerini apaçık duyuyorum oysa onun. Yaklaşan adımlarının sesini... Yüzünü henüz seçip göremedim ama yerküre de yuvarlaktır zaten, ne yapalım? Hani bir geminin önce bacasını, ardından tamamını görürdük ya, ilkokul yıllarında... O hesap! Ki o da yeryüzünü ilgilendiriyor ve tüm bu coğrafyayı teşrif ediyor zaten. Bir, beni değil. Fakat benim gibi seven ve bekleyen var mıdır baharı, bilmem, bilemem!

Evet evet, tabii ki 'daha var'! Pek tabii, bittabi... Takvimler dürüst; kitabî bilgiler doğrucudur, neredeyse her zaman. Şubat'ta mevsim, kıştır henüz. Elbette öyledir. Kar yağar ve yağmalıdır da zaten. O ne ki hem daha? Martları olur bunun, canım! Sağ gösterip sol vuran; kapıdan baktırıp mobilyaları yaktıran. Fakat kim ne derse desin, adına 'uzak' denilebilecek bir mesafeden de olsa, günbegün yaklaşan adım seslerini duyuyorum onun. Baharın. Nitekim doğanın güçlü ama zarif bilekleri, elimin altındadır çoğu zaman. Nabzını tutarım. Yoklarım. Dilini bilirim.

Kararıp kurumuş ağaç dallarının zavallı ve üşümüş sırtına, pembe veya beyaz çiçeklerle bezenmiş entarileri, o sıcak gelinlikleri geçirmek için yaklaşıyor, bahar. Cömertliğiyle ve karşılık beklemeyen mükrimliğiyle. Tabiatı öyle. 'Vermek' üzerine kurulu olan, alışsız bir veriş. Beşer cinsine pek zor gelecek olan tek yönlü bir alışveriş...

Kış hüznünü, gözlerdeki o iki damla yaşı, müşfik ellerinin tersiyle ve zarif parmaklarıyla silerek başımızı bağrına basmak için geliyor. "Geçmesin günümüz sevgilim yasla, o güzel başını göğsüme yasla" diye şarkı söylemeye geliyor. Ben de annesine içini döken bir çocuk gibi, geride kalan kış hatta güz mevsimlerinin içine saklanmış olan tuzakları ve hileleri şikayet edeceğim hep ona. Biriktirdim, bekliyorum.

Önce içimi ona dökmek, ardından onun içime çiçekler ve biraz da güneş ışığı, parlaklığı, aydınlığı ve sıcaklığı bırakması için bekliyorum. Kışlar, çetin olurlar çünkü. Birçok bakımdan, öyle olurlar hep.

Ve ümidin bitip sabrın tükendiği şu uzun kış gecelerinde, kulaklarımı ve dikkatimi hep onun yaklaşan adım seslerine veriyorum. Ninni dinler gibi. Böylece güzel rüyalar görüyorum. Sabah uyanınca, takvimlerin de ona, bahara 1 gün daha yaklaşmış olduğunu görüyorum. "Daha var" diyen sesleri her seferinde biraz daha kısan. Kısılmış gözlerime çiçekli sahneler ve kısılmış sesime gür bir neşe getirmesini bekliyorum onun ve gözlüyorum onu. Henüz yalnızca 'baca'yı seçebilsem de Yerküre'nin yuvarlaklığının lehime işleyerek, geride kalan günlerin paslı ve sivri köşelerini, dillerini ve kem bakışlarını şifalandırmasını diliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ayşe Aslı Duruk Arşivi

Aynalık

30 Ocak 2026 Cuma 14:47

Kanlı Pençeler

23 Ocak 2026 Cuma 14:28

Ana Yurdum

16 Ocak 2026 Cuma 14:11

Pamuk Şekeri

09 Ocak 2026 Cuma 15:19

Yaşlanmak

26 Aralık 2025 Cuma 15:36

Arayışım

19 Aralık 2025 Cuma 11:24

Dünya’nın En İyi Kahvesi

12 Aralık 2025 Cuma 13:46

Ne Oluyor?

05 Aralık 2025 Cuma 15:00

Okumak

28 Kasım 2025 Cuma 15:48

Sen Hep Giderdin Zaten

21 Kasım 2025 Cuma 15:24