Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

İZ DÜŞÜM
Yazarın Tüm Yazıları >

İlkeli Olmak

A+A-
Geçen gün gazetelerden birinde (Hürriyet) şöyle deniyordu: “Dindarlık ile gazetecilik arasında iflah olmaz çelişkiler vardır…

Din ‘abartma’ der. Gazeteci ‘abart’ der….

Din ‘gizliyi, saklıyı; araştırma’ der. Gazeteci ‘araştır, araştır’ der…

Din ‘kusurları ört’ der. Gazetecilik ‘kusurları aç’ der…

Din ‘fazla meraklı olma’ der. Gazetecilik ‘fazla meraklı ol’ der…

Kısacası, dindarlık ile gazetecilik arasında yapısal fark vardır.”

İşte bizim Türk medyası (mâlum medya) tüm netliğiyle kendi ağzından kendini okumuştur. O halde onların felsefelerini ve akidelerini şu şekilde tümleyebiliriz: Bizim medya; araştırıcı, abartıcı, kusurları açıcı, fazla meraklı… Biz kendilerine yakıştırdıkları tespitlerine şunları da eklemek istiyoruz; bizim malûm medya senaryocu, yalancı, sahte haber düzücü, özelleri teşhir edici, acımasızca insan harcayıcı, düzenbaz… bir anlayışla yayın yapıyor. İleri gittiğimizi düşünmüyoruz. Türk medyası ‘kraldan çok kralcı’. Bunların yanı sıra bir de İslam düşmanı yakıştırmasını da ekleyebiliriz. Müspet yayın yapan (gazetemiz gibi) medyamızı tenzih ediyor ve onları hem yaptıkları ilkeli yayınlardan dolayı tebrik ediyor hem de mâlum medyanın düştüğü yanılgılara düşmemeleri için uyarıyoruz. Günümüzde dosdoğru olarak ayakta kalmak zor olsa da Allahüteâlâ’nın ‘zoru başaran doğrulara’ yardım edeceğine inanıyoruz. Dikenli yollarda ayağına diken batmadan ilerlemek gâyet zor. Rabbimiz yar ve yardımcıları olsun.

Bilindiği gibi her işin bir yolu yordamı, kuralı kâidesi ve usûlü vardır. Her mesleğin kendine has hakkı hukuku ve ilkesi bulunur. Bunlar ülkelere özgü olabileceği gibi uluslar arası ölçütlere göre değerleri olduğu âşikardır. Tüm dünyâda genel kabul gören ilke ve kriterlerin her ülkede uygulanabilmesi beklenen ve istenendir. Uluslar arası hukuk normları ve yayın ilkelerinde doğruluk, dürüstlük ve adalet ölçülerine riâyet ana hedeftir. Bu kriterler nedense bizim ülkede yoktur. Bazense ya ihlal edilir ya da belirli bir kesintiye uğratılır. Elit kesim dışındakiler ezilir, dışlanır, soyutlanır. Meselâ; Müslüman bir ülkede başı örtülü kişiler kendi ülkelerinde hak arayamaz, gerici yobaz damgası yer. Bu kesim toplumun elitleri arasında ve mâlum medyada göremediği saygınlığı ve bulamadığı hukuk yasalarını ne yazık ki gidip uluslar arası mahkemelerde arar. Bu insafsızlık kendi ölçütlerimizde nereye konmalı?

Bir yazar arkadaşımızın dediği gibi; ‘Türk medyası ile evrensel kriterler içindeki medya arasında çoğu zaman uçurumlar kadar fark vardır.’ Hakikaten doğru bir tespit. Maalesef bizde seviyeli bir siyâset yok, ilkeli bir yayın anlayışı yok, adâletli bir medya yok, tarafsız hukuk yok, gerçek demokrasi yok, basın ahlâkı yok, mânevi eğitim yok, yok, yok… Türkiye yoklar ülkesi olmamalı.

Yokları var hâle getirmek hâlâ mümkün. Çok da zor değil. Yokları var etmek inanç değerlerimizi elimizin tersiyle itmek veya Diyânet İşlerine havâle etmek yerine hayatın ortasına koymakla mümkündür. Adâlet, seviye, kalite, kalkınma, saygı, ahlak, dürüstlük, hakperestlik, tarafsızlık hangi kapıya çıkar? Her şeyin çıkış noktası İslâmi değerlerin hükümran olduğu o mükemmel kapıya çıkıyor. Çıkış noktası budur. Ancak bunun için aklı hayra kullanmak lâzımdır.

Hayırla kalın, iyilik ve güzelliklerle olun efendim. Cumânız mübârek olsun. 
Bu yazı toplam 3043 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.