Süleyman Küçük
Sosyal Medya Zulmü
Bilgisayar veya cep telefonumuzdan zaman ve mekân fark etmeden her an girebildiğimiz hatta düşüncelerimizi ifade etmeye çalıştığımız sosyal medya denilen platformlara dikkat ediyor muyuz?
Özellikle çocuklarımızın davranışlarına dikkat edebiliyor muyuz?
Çünkü günümüzde sosyal medya denilen olgu insanlar için artık yalnızca bir iletişim aracı olmaktan çıkarılmış durumdadır.
Sosyal medya bir iletişim aracı gibi görülmeye devam edilse de aynı zamanda özellikle çocuklarımızın ve gençlerimizin kimliklerinin değiştirildiği hatta yeniden üretildiği ve aile içi değerler başta olmak üzere toplumsal ahlak ve değerlerin aşındırıldığı güçlü bir sosyolojik alana dönüştürülmüştür.
İnsanların düşünce ve algılarının yönlendirildiği ve kendi benliklerinden uzaklaştırılarak yeni benlikler monte edilmeye çalışıldığı ortaya çıkınca ortaya doğrudan kimlik bunalımı sorunu çıkmaktadır.
Üstelik ustaca filtrelenmiş ve idealize edilmiş paylaşımlar sadece çocuklar ve gençleri muhatap almıyor.
Aile ve toplum içindeki çoğunlukla görünmeyen ellerin başlattığı trend ve beğeni yarışına ev hanımlarının sürüklediğini ve bunun ise aile içinde doğrudan kimlik bunalımı ve kopuşa yol açtığını görmekteyiz.
Bütün bunlar esasında insanların daha iyi bir hayata ulaşmaları için yaşanmıyor.
Sıkça gündeme getirdiğimiz algoritma mefhumunun bu zamanlarda en çok kullanıldığı alan olarak gözüken sosyal medyada algoritmalar insanı düşündürmek için değil, daha fazla beğeni almak, fazla izlendiği algısını oluşturmak ve belki de en önemlisi olan beş para etmez mal ve hizmetleri daha fazla tükettirmek için daha fazla tıklatmak üzerine çalışıyor.
Düzenlenmiş olarak sunulduğu için kusursuz ve mükemmel olarak görünen düşünce ve diğer paylaşımların, her konuda olduğu gibi din ve ahlak konusunda da gerçeklerin arka plana atılarak önemsizleştirdiğini de görmekteyiz.
Böyle düşünmemizin nedeni son 15 gündür ABD ve siyonistlerin İran a yaptıkları saldırıların hatta işgal teşebbüslerinin mezhepler üzerinden birçok saçma ve tehlikeli akımın ortaya çıkmış olmasıdır.
Kuranı Kerimi orijinal halinden okuyamayan pek çok kişinin şii, Sünni ihtilafından sonra hak mezhep olarak kabul ettiğimiz 4 mezhebi de bu tartışmaya çekmeye çalışarak Mezhep imamlarımızı dahi çekiştirmeye başlamaları insanların gerçek kimlikleri ile dijital kimlikleri arasındaki uçurumu her geçen gün biraz daha derinleştirdiğini görmekteyiz.
Birkaç okumayla veya televizyondaki ya da sosyal medya alanındaki bir iki tartışmayı izledikten sonra Mezhep imamlarımız İmamı Azam Ebu Hanife’yi(ra), İmam Şafii(ra), İmam Malik(ra), İmam Ahmed b. Hanbel’i(ra) eleştirmelerinin tehlikesini 100 yıl kadar önce Merhum Zahid Kevseri(rha) “Mezhepsizlik dinsizliğe giden köprüdür” mealindeki sözle uyarmıştı.
İran’daki haksız savaş nedeniyle Sünni Şii ihtilafının körüklenmesi sebebiyle Mezhep imamlarımızın(ra) hatta Ashabı Kiram(ra) efendilerimizin tartışılabildiği sosyal medya ortamlarında bir adım sonra Hz. Peygamberimizin(sav) itham edilmesi ihtimal dahilindedir.
İran üzerinden tüm Ortadoğu coğrafyasına yayılma istidadı gösteren gayri meşru savaş devam ederken Şii, Sünni ayrımı bir tarafa ilim ehli geçinenlerin bile bunun mezhebi kötü, ötekinin mezhebi daha iyi gibi bir zihniyetle ortaya çıkmaları ilim değil düpedüz hadsizlik olmaktadır.
Bunun nedeni de yukarıda değindiğimiz gibi insanlar artık olduğu gibi görünmekten çok, beğenilecek şekilde görünmeye çaba sarf etmeleri sonucunda belli sürelerde gerçek kimliklerinden sıyrılarak dijital kimlikleri ile daha çok beğeni alarak yazdıkları kitapların satılması gibi süfli bir düşünce içinde olmalarıdır.
Savaşı başlatan devletler başta olmak üzere Arap ve Fars ülkelerinin dillerini bilmemenin insanların üzerinde oluşturduğu engelleri dil ve kültürleri bilmeleri dolayısıyla sadece kendilerinin aşabileceği iddiasıyla gelir veya beğeni elde etmek için basın yayın ve sosyal medya da yeni tip savaş ve strateji uzmanları(!) görülmeye başlanmıştır.
Saldırgan devletler ve çok uluslu silah şirketleri için sınır ayrımını ortadan kaldırmak suretiyle okyanus ötesinden bütün insanları aynı düzeye getirmeleri ve savaş psikolojisine sokarak savaşla alakası olmayan insanların bile tüketici reflekslerini standartlaştırarak beli ürünler üzerinde şartlandırmaya çalışmaları savaştan bile daha kötü bir emperyalizm şekli, olarak önümüze çıkmaktadır.
FARKINDA MIYIZ?
Savaşı başlatan küfür ehlini ifade ettiği gibi bu haksız ve kirli savaş bir din ve medeniyet savaşıdır.
Bu savaş sürecinin askeri olduğu gibi aynı zamanda bir insani ve biyolojik yönü de var.
Savaş yaygaralarını beğeni alma amacıyla yapanlar ile savaş çığırtkanlarının düşüncelerini kendi düşüncelerinin ortaya konulduğunu görerek beğeni yapanların beyinlerinde dopamin salgısının tetiklenerek farkında olmasalar bile her beğeni ile küçük bir haz yaşayanların bu haz sarhoşluklarının zamanla bağımlılığa dönüşmesi toplum için fiili bir savaş kadar zararlı olacaktır.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.