Narsistlerin Yalnızlığı - 1

Narsisizmin pek çok sebebi vardır. Belki de en önemlilerinden biri, çocuklukta koşullu sevgiyle büyümektir.

Her insan parmak izi gibi özeldir; kendine has bir karakteri, dünyaya bakışı ve varoluş biçimi vardır. Ancak bazı ebeveynler bu gerçeği kabullenmez. Çoğu zaman kendilerine nasıl davranılmışsa çocuklarına da aynısını yapar, onları kendi istedikleri kalıba sokmaya çalışırlar.

Bu baskı yüzünden çocuklar özgün kişiliklerini geliştiremez; ebeveynlerinin kurguladığı çocuk profilini oynamak zorunda kalırlar. Bu profilin dışına çıkmak şiddet, azar ve aşağılanma; uymak ise ödül, takdir ve övgü getirir.

Çocuk böylece kendisi olmayı değil, istenen kişi olmayı öğrenir.

Bir süre sonra olmadığı bir insana dönüşür. Özgün bir kişilik oluşturamaz; ebeveynlerinin istediği rolü oynar ama o kimliğe asla gerçekten bürünemez.

Ebeveynlerin çocuklarına yapabileceği en büyük kötülüklerden biri belki de budur.

Çünkü insan büyüyüp kendi içine baktığında orada kendisini bulamazsa, geriye derin bir karanlıktan başka ne kalır?

Bu, varoluşsal açıdan en acınası yalnızlıktır.

Bu yalnızlığı bastırmanın farklı yolları vardır. Bunlardan biri de insanın kendisini olduğundan büyük göstererek var etmeye çalışmasıdır.

Genelde bu yapı üç farklı biçimde ortaya çıkıyor.

Birincisi: Kendini Tanrı Zanneden Narsistler

Bu kişiler kendilerini adeta bir tanrı gibi görür ve öyle davranırlar.

Etrafımızda böyle tiplere sıkça rastlarız: Üst perdeden konuşan, kendinden başka herkesi küçümseyip aşağılayan, insanları azarlayan, her fırsatta kendini öven…

Dikkat çekmek uğruna hem kendisini hem başkalarını tehlikeye atmaktan çekinmeyebilirler. Başarı onlar için yalnızca bir haz değildir; adeta varlıklarının kanıtıdır.

Normal insan için başarı bir haz olabilir; narsistik yapıdaki kişi içinse çoğu zaman kendini değerli hissetmenin aracıdır.

Kimsenin katlanamayacağı zorluklara ve acılara sırf takdir edilmek için göğüs gerebilirler. Toplumun benimsediğinin aksini söyleyerek dikkatleri üzerlerine çekmekten hoşlanırlar. Çok süratli araba kullanır, bunu bir marifet gibi anlatabilirler.

Toplumda güç, statü ve görünürlük sağlayan meslekler de böyle kişilerin ilgisini çekebilir. Çünkü bu alanlar hem saygınlık kazandırır hem de başkaları üzerinde etkili olma imkânı verir.

Sporcular, sanatçılar ve siyasetçiler arasında da narsistik özellikler taşıyan insanlar bulunabilir. Çünkü görünürlük ve sürekli takdir, zaten kırılgan olan benlik duygusunu geçici olarak besleyebilir.

Örneğin bir belediye başkanının etrafında çıkar gözeten pek çok dalkavuk bulunabilir. Onların hatalı davranışlarını bile sürekli övmeleri, zamanla o kişide bu övgülerin gerçek olduğu zannını oluşturabilir.

Ya da yüzlerce, binlerce işçi çalıştıran bir patron…

Çalışanların onun önünde mahcup bir şekilde ezilmesi onu adeta ilahlaştırabilir.

“Ben binlerce insana ekmek veriyorum.” diyerek kibirlenebilir.

Oysa bir gün felç geçirir; kendi bedenine bile hükmedemez, mamasını yutamayacak hâle gelir ve boğazından beslenmek zorunda kalır.

Binlerce insana hükmeden insan, kendi bedenine hükmedemediğini o gün öğrenir.

Narsist ruhun görmek istemediği hakikat tam da budur.

Çünkü o, gücün kendisi değil; gücü kullanarak kendisini var etmeye çalışan biridir.

O konuştuğunda herkesin kayıtsız şartsız susmasını ve dinlemesini ister.

İletişim grupları kurar; çok önemli paylaşımlar yaptığını düşünür. Onun yazdığı her bir söz, adeta bir ayet gibidir.

Etrafındaki kutsal değerleri bile kendisini yücelten bir araca dönüştürebilir.

Bir kuş konsa, bir deprem olsa, bir yıldırım düşse…

Hep onun için olmuştur.

Tüm dünya onun etrafında döner.

Dışarıdan son derece ahlaklı görünebilir; fakat kendi çıkarı söz konusu olduğunda ahlaki sınırları kolayca aşabilir. Yalan söylemekten çekinmeyebilir.

Freud'a atfedilen bir söz şöyledir:

“Narsizm, libidonun egoya dönmesidir.”

Bu insanların zanları bile tartışmasız birer gerçeklik hükmündedir. Sizinle ilgili konularda bile öyle kesin konuşurlar ki bir süre sonra insan kendisinden şüphe etmeye başlar.

Bu, kendini var kılma çabasının en acınası hâlidir.

İçindeki değersizlik hissi arttıkça, kendini daha büyük gösterme ihtiyacı da büyür.

İkinci Grup: Çekingen Narsistler

Bunlar toplumda fazla sesi çıkmayan, kendini ön plana atmayan insanlardır.

Çocukluklarında maruz kaldıkları ağır eleştiriler, baskılar ve sürekli eleştirilme korkusu onları dışarıdan son derece uyumlu ve sessiz gösterebilir.

Fakat bu sessizlik her zaman tevazu değildir.

Bu melek gibi görünen narsistlerin gerçek yüzünü çoğu zaman eşleri ve çocukları bilir.

Ailelerinin karar almasına asla fırsat vermezler. Her şeyi onların adına, onlara sormadan, emrivaki şeklinde hallederler.

Yaptıkları çoğu zaman doğru olabilir. Büyük fedakârlıklarda da bulunmuş olabilirler.

Fakat insan, yanlış da olsa kendi kararını vermek ister.

İyilik görmek başka şeydir; kendi iradesinden vazgeçmek başka.

Bu kişiler için aile bireylerinin kararları bile kontrol edilmesi gereken bir alandır. Evlerinde eş ve çocuklar yaptıkları her şeyin hesabını ince ince vermek zorunda kalabilir; verilecek cevaplar bile önceden onlara sorulabilir.

Kaşığın yeri bile onlardan habersiz değiştirilemez.

Sonunda yanındaki insanlar bu duygusal baskıya dayanamayarak onu terk eder.

Narsist ise şaşkınlık içinde:

“Bu kadar iyiliğe rağmen nasıl terk edilirim?” diye sorar.

Çünkü yaptığı iyilikleri sevginin değil, itaatin karşılığı olarak görmüştür.

Bu narsistler, içlerindeki aşağılanmıştık hissini bazen bir spor kulübü, bir ideoloji, bir cemaat veya bir parti üzerinden üstünlük duygusuna dönüştürmeye de yatkın olabilirler.

Kendilerini büyük bir yapının parçası olarak gördükçe, kendi içlerindeki küçülmüşlük duygusunu unuturlar.

Oysa insan pek çok acıya katlanmayı göze alabilir.

Fakat bir narsistle yaşamak;

Yok olmak,

Yaşarken ölmek,

Canlı canlı mezara girmek gibidir.

Üçüncü Grup: Verici Narsistler

İnsanın iyilik yaparken kendisini değerli hissetmesi doğaldır. Fakat bazı insanlar için iyilik, başkasına fayda sağlamaktan çıkıp kendisini yüceltmenin aracına dönüşür.

“Vereni gururlandırmayan, alanı utandırmayan tek şey sevgidir.”

Bu grup, toplumun takdir ettiği iyilikleri yaparak övgü kazanmak isteyen insanlardan oluşur.

Çok büyük fedakârlıklar yaparlar ve karşılığında aynı büyüklükte övgüler beklerler.

Her övgü onları biraz daha var kılar.

Karanlık bir gecede yolunu bulamayan ama şimşek çakınca önünü gören yolcu gibidirler.

Övgü, onlar için geçici bir aydınlanmadır.

Yaptıkları iyiliklerin şeceresini tutarlar. Unutulursa hemen hatırlatır, konuyu her fırsatta kendi fedakârlıklarına getirirler.

En ufak iyiliklerinin borcunu ömür boyu ödeyemezsiniz.

Siz onlara iyilik yapsanız bile bunu aynı ölçüde değerli görmeyebilirler. Çünkü onların gözünde önemli olan iyiliğin kendisi değil, iyiliği yapan kişi olarak kendilerinin görülmesidir.

Bu tip narsistleri bazen yardım derneklerinde yaptıkları yardımları gösteriye dönüştürürken veya yaptıkları yardımları sürekli görünür kılmaya çalışırken görebilirsiniz.

Onları biraz eleştirin…

O “melek gibi” insanların nasıl zehirli bir yılana dönüşebildiğini görürsünüz.

Size yaptıkları bütün iyilikleri tek tek sayarlar; hatta yapmadıkları iyiliklerden bile kendilerine pay çıkarırlar.

Kriz bölgelerinin ortaya çıkmasına bile içten içe sevinebilirler; çünkü kendilerini gösterecekleri bir alan bulmuşlardır.

Yaptıklarına bakıp:

“Gerçekten ne iyi insanlar.”

Diye hemen hüküm vermeyin.

Çünkü bazen iyilik, iyilik yapana da hizmet eder.

Eğer toplumda hırsızlık en çok övgü kazandıran şey olsaydı, en büyük hırsız onlar olurdu.

Mütevazı görünmeleri, kibirlerini saklayan bir perde olabilir.

Yaptıkları her iyilik, başkasının yarasını sarmaktan önce kendi benliklerindeki yarayı kapatmanın bir aracına dönüşebilir.

İyilik, insanı büyütür.

Fakat iyilikle büyütülen ego, insanı küçültür.

İşte narsistin trajedisi burada başlar:

Kendisini var etmek için başkalarının gözlerine ihtiyaç duyar.

Övgü varsa vardır.

Takdir varsa değerlidir.

İnsanlar ona bakıyorsa büyüktür.

Ama bütün bakışlar bir gün çekildiğinde, bütün alkışlar sustuğunda ve insan kendi içine döndüğünde…

Orada kendisinden başka ne kalmıştır?

Belki de narsistin asıl yalnızlığı budur:

Kalabalıkların ortasında herkes tarafından görülmek, fakat kendi içinde kendisini bir türlü bulamamak.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Tamer Kalender Arşivi

Korkut Ata İrfanı

12 Ekim 2026 Pazartesi 11:12

Bilgelerin Yalnızlığı - 2 -

28 Eylül 2026 Pazartesi 11:33

Bilgelerin Yalnızlığı-1

14 Eylül 2026 Pazartesi 16:10

Kerpiç Ev

31 Ağustos 2026 Pazartesi 12:45

DEVLETİN YALNIZLIĞI

17 Ağustos 2026 Pazartesi 15:15

Tahta Köprü

03 Ağustos 2026 Pazartesi 12:14

Aydost‘un Gölgesinde

20 Temmuz 2026 Pazartesi 11:23

_Firavun Yalnızlığı_

06 Temmuz 2026 Pazartesi 13:19

_KERBELÂ'NIN YALNIZLIĞI_

22 Haziran 2026 Pazartesi 10:53

Ariflerin Yalnızlığı

08 Haziran 2026 Pazartesi 10:20