Hamide Yıldırım
Nereden Nereye Geldik?
Bu topraklar için nice bedeller ödendi. Bir karış vatan toprağına binlerce evlat yitirildi. Ocaklar söndü; analar, babalar, eşler, kardeşler ağladı.
İnsanlar sadece kendileri için değil gelecek nesiller rahat yaşayabilsin diye gözlerini kırpmadan ruhunu ortaya koydu.
Sokaklarında huzurla çocukların koştuğu, okullarında vatanına, milletine, bayrağına sahip çıkacak bireylerin yetiştiği, adaletin merkezde olduğu, liyakatin esas alındığı işlere sahip çıkılan bir devletin hayaliyle canlarından vazgeçtiler.
Ne yazık ki, gün geçtikçe ne milletimize ne benliğimize ne de değerlerimize sahip çıkabildik. Mülakatları koyduk, sınavlara tabi olduk ama gel gör ki, tanıdık, dost, akraba alın terinden öncelikli oldu.
Herkes kendi derdine düşmüş. Komşunun halini sormaktan öte komşumuzu tanımaz olduk. Bir büyüğün elini öpmeye, bir ihtiyaç sahibinin kapısını çalmaya vaktimiz kalmadı.
Daha fazla kazanmanın, daha çok tüketmenin peşindeyken kendimizi, kim olduğumuzu, ne için yaşadığımızı da unuttuk. Birbirimizi anlamaktan ziyade yargılamayı seçtik, el uzatmak yerine ise sırtımızı dönmek daha kolay oldu.
Vatan sevgisi mi? O da tam olarak; milli bayramlarda pencerelere bayrak asmakla kaldı. Vatan sevgisi; işini dürüst yapmakta, kamu malını korumakta, kul hakkı yememekte, çevreye sahip çıkmakta, gençlere iyi bir gelecek bırakmak için çabalamakta, liyakati esas almakta kendini gösterir. Vatanını sevmek geçmişte yaşanılan olayları bilmekle yeterli kalmıyor. Günümüzde de nice zorluklarla emanet edilen değere sahip çıkmakla ölçülüyor.
Çocuklarımıza bırakacağımız miraslar yalnızca ev, araba iş olmamalı. Asıl miras, geçmişini bilen geleceğine sahip çıkan, kul hakkından geri duran, liyakate önem veren, hırsızlıktan, yolsuzluktan çekinen evlatlardır. Bu miras aşılandıkça bugün baş gösteren bütün olumsuzluklar geride kalacak. Okullar; nitelikli eğitimi, din merkezleri; ahlakı ve merhameti, siyaset; çabayı ve toplumdan kopmamayı, aileler; iyi insan olmayı, iş yerleri; emeği ve alın terini, mahkemeler; adaleti ve vicdanı düstur edindiği sürece bugün dert edindiğimiz konuların hepsi sona erecek.
Artık kendimize gelmenin, nereden geldiğimizi hatırlamanın ve nereye gittiğimizi sorgulamanın vakti geldi. Dilerim ki, bunu eğitimciler, siyasiler, hocalar, ebeveynler patronlar, işçiler sorgular.
Sosyal medyada özgün bir yazarın kaleme aldığı şiir dikkatimi çekti. Tam da yazıma uygun ifadeler olduğu sizinle de paylaşmak istedim.
Özgün Yazar Gülfem Yaşar’ın kaleminden…
Üzüm hoşafıyla alınan cephelerden, ne koysalar doymayan heybelere geldik.
Nedir bu doymayan iştah?
Bir avuç buğdayı cepheye azık edenlerden, bir memleketi kendine az görenlere geldik.
Nedir bu tükenmeyen tamah?
Ayağındaki çarığı çıkarıp askere verenlerden, milletin sırtından kendine servet biçenlere geldik.
Nedir bu bitmeyen saltanat?
Kağnısına mermi, sırtına vatan yükleyenlerden, yükünü yine milletin sırtına yükleyenlere geldik.
Nedir bu millete kalan sefahat?
Bir karış toprak için toprağa düşenlerden, bir karış fazla yer kapmak için birbirini ezenlere geldik.
Nedir bu unutulan şehadet?
Adı bilinmeden vatan olanlardan,
adı bilinsin diye vatanı basamak edenlere geldik.
Nedir bu şatafat, bu şöhret?
Nedir bize kalan bu memleket?
Nedir bu memlekete bizden kalan emanet?
İyi günler dilerim…




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.