Süleyman Küçük

Süleyman Küçük

Kürsü ve Mihrab Sorumluluğu

Hasretle beklediğimiz, iştiyakla karşıladığımız 11 ayın sultanı olarak isimlendirdiğimiz Mübarek Ramazan Ayının ilk 10 gününü geride bıraktık.

Geçen yıllardan bu yana Ramazan ayında hemen hemen hiçbir şeyin değişmediğini gördük, yaşadık.

Oruç tutanlar kendileri için tuttular, teravih sünnetini eda edenler de kendileri için namaz kılmış oldular.

Ya teravih namazına başlayınca bir anda vites yükselten imamlar ve müezzinler ile onları biraz daha hızlı teravih kıldırmaları için teşvik edenler.

Özellikle Teravih Namazında sıkça karşılaştığımız dinimizce uygun olmayan bu durumun hükmünü okumayan veya bilmeyen imam ve müezzin kalmış mıdır zamanımızda.

Çünkü Hz. Peygamberimizin(sav) bir güz mevsiminde dışarı çıktığında ağaçlardan yaprakların döküldüğünü görünce:

“Yâ Ebâ Zerr! Şüphesiz ki, Müslüman bir kul sırf Allah(cc) rızası için (yâni ihlâs ve takva üzere) namaz kılarsa, onun bütün günahları şu yaprakların ağaçtan döküldüğü gibi dökülür.” dediğini biliyoruz.

Yine Hz. Peygamberimizin(sav) Rifâa İbnu Râfi' (ra) den gelen rivayetle hızlı namaz kılan birisini “sen namaz kılmadın” diye uyardığını biliyoruz:

Hadisi Şerif şöyle:

"Biz mescidde iken bedevî kılıklı bir adam çıkageldi. Namaza durup, hafif bir şekilde (yani rükünleri, tesbihleri kısa tutarak) namaz kıldı. Sonra namazı tamamlayıp Rasulullah (sav)'a selam verdi: Efendimiz(sav):

"Üzerine olsun. Ancak git namaz kıl, sen namaz kılmadın!" buyurdu.

Adam döndü (tekrar) namaz kılıp geldi, Rasulullah’a(sav) selam verdi. Aleyhissalâtu vesselâm efendimiz selamına mukabele etti ve:

"Dön namaz kıl, zira sen namaz kılmadın!" dedi.

Adam bu şekilde iki veya üç sefer aynı şeyi yaptı, her seferinde Aleyhissalâtu vesselâm:

"Dön namaz kıl, zira sen namaz kılmadın!" dedi.

Halk korktu ve namazı hafif kılan kimsenin namaz kılmamış sayılması herkese pek ağır geldi.

Adam sonuncu sefer: "Ben bir insanım isabet de ederim, hata da yaparım. Bana (hatamı) göster, doğruyu öğret!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:

"Tamam. Namaza kalkınca önce Allah'ın(cc) sana emrettiği şekilde abdest al. Sonra (ezan okuyarak) şehadet getir. İkamet getir (namaza dur). Ezberinde Kur’an varsa oku, yoksa Allah'a hamd et, tekbir getir, tehlîl getir, sonra rükûa git. Rükû hâlinde itminana er (azaların rükûda mutedil halde bir müddet dursun). Sonra kalk ve kıyam hâlinde itidale er, sonra secdeye git ve secde hâlinde itidale er, sonra otur ve bir müddet oturuş vaziyetinde dur, sonra kalk."

"İşte bu söylenenleri yaparsan namazını mükemmel (kılmış olursun). (Bundan bir şey) eksik bırakırsan, namazını eksilttin demektir."

Şimdi hep beraber bir kez daha düşünelim.

Biz Hz. Rasulullah’ın(sav)tarif ettiği şekilde mi kılıyoruz namazlarımız veya Hz. Peygamberimiz(sav) bizim kıldığımız namazı görse ve bizlere “sen namaz kılmadın dön namaz kıl” dese ne hale düşmüş oluruz?

Hz. Peygamberimizin(sav) yaptığı ve yıllardır her Ramazan ayında gündeme gelen bu uyarı kolayca vazgeçilecek bir husus değildir.

Camilerimizdeki mihrab ve kürsüler, vaiz, imam ve müezzin ciddiyetini ve ağırlığını taşıyabilecek adamlara teslim edilmelidir.

Çünkü söz ve davranışların değeri sözü söyleyenin ve davranışı gösterenin vakarından gelir. Vakar yoksa söz de yoktur.

Diğer taraftan ortada herkesin açıkça gördüğü ancak hiçbir kimsenin üzerine alınmadığı bir hata varsa, elbette hatayı yapan kişinin de uyarılması gerekir.

Ama yapılacak uyarının kimden geldiği ve nasıl yapıldığı en az hatanın kendisi kadar önemlidir. Üslubu sert, kırıcı ve kibirli biri uyarıda bulunduğunda, çoğu zaman fayda yerine zarar verir. Çünkü böylesi bir yaklaşım, karşı tarafı hatasını düzeltmeye değil, daha çok savunmaya iter. Onu köşeye sıkışmış hissettirir; bu da yapılan uyarının “doğru” değil “düşmanca” algılanmasına yol açar.

Çünkü söz söylerken kullanılan üslup için, hakikatin elbiselerinden biridir denmiştir. Elbise kirliyse içindeki hakikat bile insanların gözünde değer kaybeder.

FARKINDA MIYIZ?

Müslüman asla hata arayan veya linç eden birisi olmamalıdır.

Bu demek değildir ki hata eden hiçbir kimse hatasından dolayı ikaz edilmemelidir.

Çünkü Müslümanlar hakkın ve hakikatin izzetini korumakla mükelleftir.

Ancak yukarıda ifade ettiğimiz şekilde hak ve hakikat olan bir söz bile söylenirken edep, incelik ve vakar şarttır. Zira üslubu zayıf olanın sözü güçlü olsa da, tesiri zayıf olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Süleyman Küçük Arşivi

Erbakan ve Tahir Hoca Uzmanları

25 Şubat 2026 Çarşamba 13:33

Ramazanda Devlet Toplum İlişkisi

22 Şubat 2026 Pazar 12:31

Ramazan Düşünceleri

18 Şubat 2026 Çarşamba 15:06

Ramazan Yalancılarına Dikkat

15 Şubat 2026 Pazar 12:35

Sorgulamadan Savrulmaya

11 Şubat 2026 Çarşamba 15:02

Kültürün Körelmesi

04 Şubat 2026 Çarşamba 14:33

Din ve Kültür Ayrımı

01 Şubat 2026 Pazar 11:42

Nostalji Strateji Değildir

28 Ocak 2026 Çarşamba 14:26

Çanak Çömlek Patladı

25 Ocak 2026 Pazar 12:40