Sizlerden Biri
Huzur Arayanlara (1) (Reçete hazır-tatbikat sende-oku-huzur bulursun)
Bu satırları yazana dua edin. Ben de okuyanlara ve tüm Ümmeti Muhammed’e duacıyım.
Allah (cc) Fecr’de (30 ) buyuruyor ki; “ Salih kullarımın arasına katıl, cennete gir. “
Furkan (49) da; “ Nefsani arzularını ilah edinen kimseyi gördün mü? “ buyurmaktadır.
Bu iki Ayet-i Kerime Salih kul olmayı, yani Allah (cc) ve Resülünün (sav) emirlerine uymayı, ikinci ayette de nefsin arzularına uymamayı, aksi halde, şirke düşersiniz. Sakın ha. Dikkat.
Rabbimizin, bize gayet açık ikazı karşısında yapılacak en iyi iş, Allah’ın (cc) emirlerini tutup, dünya mal ve mülkünü putlaştırmadan, daha başka bir ifade ile kalbe bunların sevgisini sokmamak.
Kalp nazar gâh-ı ilahidir. Oraya, temiz olmayan hiçbir şey konmamalıdır.
Sufi kaynaklarımızda, Allah (cc), veli kullarının kalbine günde 360 defa nazar ettiği yazılıdır. Sen de kalbini temiz tutarak, Salihlerin kalbinde bulunursan, nazar-ı ilahiden faydalanırsın. Bunun yolu da Allah’ın (cc) sevdiklerini sevmek, sevmediklerinden uzak olmakla olur.
Mücevherler, nasıl ki temiz kaplara konup saklanırsa, ilahi sırlar da temiz olan gönülde saklanır. kalplerimiz gönül dünyamızın aynasıdır.
İnsanın yaratılmasında, hayvani duygular yanında, meleki ve ruhani duygular da verilmiştir. Arkasından hemen şu emir verilmiş ve görevimiz hatırlatılmıştır. Senin vazifen, meleki ve nurani duyguları geliştirmendir. İşte o zaman Muhabbetullaha erersin.
Bunun için reçetenin birinci ilacı, Salih kullarla beraber olmak, nefsine aldanmamak, kalbini temiz tutmak şeklinde tarif edilmiştir.
İnsan kendini yalnız namazda, Allah’ın (cc) huzurunda zanneder. Bu doğru olmakla beraber, eksik bir anlayıştır. Her an bizi Allah (cc) gördüğüne göre, biz her zaman Allah’ın (cc) huzurundayız.
Ehli Sünnet âlimlerimiz eserlerinde, şöyle bir benzetme yapmışlardır; Su içeceğin kap kirli olsa, en tatlı suyu bu kaba koysan, o su içilmez. İçilmesi için, önce kabın ( kalbin ) temiz olması gerekir.
Kalpteki manevi kirlerden temizlenmek için, Kuran-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerden ilham almalıyız.
Üstadımız Mahmud Sami Ramazanoğlu (ra) şöyle buyurdular; “ Bir yara üzerindeki cerahat temizlenir, sonra merhem sürülür. Cerahat temizlenmeden, merhem sürülmez. Sürülse de faydası olmaz. “
Mecellede ( İslam Medeni hukukunda ) bir kaide vardır.
Şöyle ki: “ Def-i Mefasit, Celb-i Menafiden evladır.” Yani fayda verecek şeyleri kazanmaktan önce, zarar veren şeyleri uzaklaştırmak. Bunun içindir ki, öncelikle ilk iş, kalbi manevi hastalıklardan ( öfke, kin, garaz, uçup, haset vs. ) gibi kötü huylardan temizlemek lazım.
Kuran-ı Kerimde, cennete davet ederken, ilk şartı, güçlü bir iman ve kalb-i selim istenmektedir. Bu şarta, ilk söylenecek söz, Ya Rabbi, senin istediğin gibi iman ettik. Kalb-i selim için uğraşıyoruz. İlla ki sen de bize yardım et. Kalbimizi İslam üzere sabit kıl. Âmin.
Nakşi büyüklerimizden Abdullah Dehlevi (ra) buyurdu ki; “ Nefsin arzularına esir olan kişi, nasıl Allah’a (cc) kul olabilir ki? Yani, nefs putlarını kır. Kalbin Allah’ın (cc) nazarına açılsın.”
İnsanlardan bazıları sordular: Bir kuldan Allah’ın (cc( razı olduğu nasıl anlaşılır? Ulema cevap verdi: “ 1-Allah (cc) için tanınmaktan korkmaz 2-Hiçbir işine riya karıştırmaz 3– Dünya ile ahiret arasında seçmek gerektiğinde ahireti seçer.”
Reçeteyi şimdilik tamamladık. İş kaldı, uygulamaya. İlaçları içmeden, hastanın iyi olamadım, demeye hakkı yoktur. Zaten iyi de olamaz. Bütün işleri yaptıktan sonra, müminler Allah’a (cc) tevekkül ederler.
Günümüzde, buna ne kadar ihtiyacımız var.
Hoşça kalın. Allah'a emanet olun.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.