“Beni yaktığında, küllerimin üzerinde bir iblis gibi dans ettiğinde ve rüzgara savurup beni, çöl güneşini gözüne sürme yaptığında kimliğimi yok ettiğini mi sandın?
Tarihimi ve inançlarımı sildiğini mi düşündün?
Boşuna uğraşıyorsun!
Bir isyanın sonu olmaz. Ben diriliş gibiyim, bir gün geri döneceğim."
Son cümlesini iki kez tekrarladı. İkisinde de şehadet parmağını kaldırdı havaya, kendinden en emin haliyle. Kalbindeki hududu bilinmeyen, karşılığı, dengi, benzeri, benzeyeni bulunamayacak olan imanının gücü yüzüne yansımıştı. Yüreğindeki cesaret, gözlerinden okunuyordu. Bu ruh, ona ait değildi sanki. Kesinlikle ona ait olamazdı. Gözleri...gözleri her şeyin anlamı, anlatanı, anlayanı, şahidi, özetiydi. Bu gözler yalnızca bakmak için değildi asla. Bakmanın görmenin de ötesinde idi bu bakışlar. Medeniyet, akıl, ahlak, farklılık, farkındalık, mücadele, korkusuzluk, direniş ve inanç doluydu. O gözlerdeki ışık, tüm dünyayı aydınlatmaya yeterdi. Tüm dünyaya adaleti öğretmeye de...
5 – 6 yaşlarındaki Filistinli küçük bir kıza ait bu sözler. Daha doğrusu sadece bedeni ‘ küçük’ olan bir kıza...
Nitekim sözleri, tarih yazdırır. Destanlara konu olur. Gelecek olur. Gelir. Uyuyanı uyandırır. Unutulanı hatırlatır. Yerin – göğün sesi olur. İnsana kaybettiği vicdanını, merhametini, kimliğini buldurur yeniden. Bakışları insana insanlığı öğretir. İnsan olmaktan utandırır.
Suskun dünyanın kabusu, en büyük korkusu da; gecenin en karanlık anında, en berrak haliyle parlayan o yıldız gibi olan bakışlar değil mi zaten?
Bence evet. O bakışlardaki direniş ruhu, diriliş ateşi tüm dünyayı sarmaya da sarsmaya da kâfi çünkü. Bu dik duruş yıldırılamaz görülen. Bu kararlılık, tarihi de geleceği de baştan yazdıracaktı anlaşılan...
Silinmek istenen, daha da belirgin oldu. Parçalanmak istenen, öncesinden daha sağlam bir güç haline geldi. Yok edilmek istenen, daha da çok var oldu. Üstüne basılıp; ezip geçilen, toprakla bir edilen; yeni bir fidan oldu, doğdu sonsuzluğa. Hedefleyen hedef oldu. Kazılan kuyulara ilk önce ‘ kazanlar’ yuvarlandı. Maskeler düştü. Benlikler ayağa kalktı. Dünya yakın gözlüğünü taktı. ( Nihayet)
Malcolm’un dediği gibi: tüm uyuyanları uyandırmaya, uyanıklar yetti.
Peki bitti mi?
Tabii ki hayır.
Çünkü daha çok çaba gerek. Alışmaya alışmamak gerek. Hep akılda tutmak gerek. Gerçeğin varlığını unutmamak gerek. Sıradanlaşmasını kabullenmemek gerek. Verilen sözlerin sadece ‘ sözde ‘ kaldığının farkında olmak gerek. Duymak - duyurmak gerek.
Boykot gerek. ‘ Sürekli ‘ bir boykot gerek. Evladını kaybeden anne gibi hissetmek, acıyla ağlayan çocuklarını izlemek zorunda kalan baba gibi hissetmek, kayıp kardeşine yıllarca ulaşamayan kardeş gibi hissetmek, önce ruhumuzdaki vicdanı hissetmek gerek.
Neden mi?
Çünkü Filistin’ de bebekler hala DONARAK ölüyor.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.