Aziz’in karısı haklı mı?

İnsan imanı ile nefsinin istekleri arasında sıkışıp kalmaktadır. İmanın insandan istedikleri ve nefsin insandan istedikleri; birbirine zıt iki istekler silsilesidir...

Bunlar:

1 kötülüğü arzu etme, isteme şeklinde olur

2 iyiliği arzu etme (cenneti istme), ama amelsiz şekilde olur

3 ya da aynı anda hem cenneti hem kötülüğü arzu eder.

4 her işi (ameli) kötü, küfür olmasına karşın cenneti umut etmek şeklinde olur

Elebtte kim cennetti istemez ki? Herkes cennetti ister. Peki bu nasıl mümkün olcak?

Bize ait olmayan, bize münasipte olmayan, hatta ve hatta bize haram olan çoğu şey güzel olabilir güzel olmasa da güzel gözükebilirler. Allah kuran’ında insanın şeytan tarafından nasıl tuzaga düşürüldüğünü şu ayetinde bize haber veriyor “şeytan onlara güzel süslü gösterdi...” Gerçekte güzel olmadığı halde bize onlar güzel gözükebilir.

Ancak Yusuf (a.s.) gerçekten çok yakışıklı ve güzeldi; o kadar güzeldi ki Allah (c.c) da onun güzelliğini bize Kuran’nında bildiriyor. Onun güzelliği izafi değil mutlak güzeldi, herkes tarafından kabul edilen bir güzelliğe sahipti. Mü’minin üzerindeki iman da güzeldir. İman her zaman, heryerde ve kimde olursa olsun var olduğu zaman güzeldir, güzel olamak zorundadır. Maddi olarak altın bilezikler de çok güzel hem de burma burma bilezikler. Yatlar, katlar, villalar da çok güzel. Gençken 18 -20 yaşlarında herkes gzüeldir. Eee ne yapalım? Her güzel olan bizim mi olmalı? Her ne şart altında olursa olsun benim mi olmalı? İstesen de herşey senin olamaz. Öyleyse isteme! Ulaşabilsen de isteme! Ulaşamasan da isteme! Herşey elinin altında olsa da yine de sen istemeyen tarafta ol!

Ama ne yapayım, böyle çetin bir imtehanda kim olsa benim yaptığımı yapar” mı diyorsun yoksa? Hayır, Aziz’in karısının yaptığını, düşündüğünü, Yusuf (a.s) ne düşündü ne de yaptı. O herzaman Allah’ın fazlı keremine sığındı.

Mesala; çarşıda gördüğün vitrinde ki altınlara, gümüşlere imreniyor ve kendinin olmasını istiyorsun. Soygunculuğa yeletenip senin olmayını elde etmek mi istiyorsun ? Elbette bunu böyle yaparsan hem dünyanı hem ahiretini ateşe atmış olursun.

Aziz’in karısı da diyordu ki : “ ben haklıyım ne yapayım. Yusuf’un güzelliği karşısında Mısır’ın kadınları parmaklarını kestiler. Benim bu güzllik karşısında iradem devre dışı kalıyor.” Diyordu. Hayır hayır, iman güç demektir, İman gayret demektir, iman direnmek demektir. İman, Allah’a teslim olmak, asla şeytana teslim olmamaktır. İman emektir, her insan cennet nimetlerini ister hatta kafir bile ister. Yahudiler de biz cennet ehliyiz derlerdi...İnsan çoğu zaman da bunu canı gönülden ister ve oraya kendini layık görür. Anack bu nasıl gerçekleşecek? Cennetin elbette gidilecek bir yolu var, o yoldan gidilirse cennete ulaşılır, yoksa o yolundan sapılırsa sonunda varılacak yer cehennemdir.

Allah (c.c) Kuran-ı Kerim’inde buyuruyor ki; “ben size iki yol verdim, dileyen küfrü seçer dileyen imanı seçer.” Ama insan şöyle derse: “ ben her iki yoldanda aynı anda gitmek istiyorum.” Tabi ki böyle bir şey mümkün değil. Bununla beraber bunu mümkün yapmaya çalışanlarda var. Hem küfür eylemlerini yapmak hem de iman eylemlerini yapmak. Aslında olmaz, olmamalı, zaten olmuyorda. Sanki oluyormuş gibi yapanlar var. Mesala hem Avrupa Birliği hem İslam Birliği veya hem müslümanları dost, hem de yahudileri dost edinmek gibi. Böyle yapanlar her iki tarafıda kaybediyorlar, iki taraftanda tam faydalanamıyorlar. Yapılacak iş ve tutulacak yol birini terk edip öbürüne sımsıkı sarılmaktır. Buda tabi ki Allah’ın yolunu tutmak ile mümkün olacaktır. Yani şeytanın gösterdiği yolu terk edip, hak yoluna sarılmak gerekir.

İradesine, nefsine yenik düşmüş olanlar haklı olamazalar... Kapıları kapat, perdeyi ört, bakman gereken yere bak, görmemen gerekenleri de görme! Görürsen gönlün kayar. Evet dizgini olmayan, dizginini tutamayacağın, durduramayacağın şeytanın atına binme. Sebeb kabul edilemeyecek basit mazeretleri sebeb olarak büyütüp şeytana prim verme. “ zinaya yaklaşma” evlatlık ta alma, alacak olursan kız çocuğu erkeğin akrabası olması gerekir, erkek çocuğu kadının akrabası olması gerekir.

Bu zina konusunda Türk sinemasında yahudi kökenli, masonik yapıya sahip bazı yazarlar yüzyılıdır zinaya geçerli sebeb uydurmak gayretiyle filim çekiyorlar

Küfrün sebebi küfürdür. Küfrün sebebi; insanın çektiği acılar ve her türlü olumsuzluklar sebeb olamaz. Zinanın sebebi şehvettir, ırz namus eksikliğidir, hayasızlıktır şeytanlıktır başkası değil. Eğer mazeretler sebeb olsaydı herkes kendini haklı çıkaracak birsürü sebeb uydurur, kimse imana girmez iman amellerini yapmaz küfür eylemlerini gerçekleştirirlerdi. İman amellerinin yapılmamasına hiç bir mazeret kabul edilmediği gibi, küfür eylemlerinin yapılmasına da mazret olamaz. Olumsuz bir takım hreketler; kadına yönelik şiddet hareketleri, İstanbul sözleşmesindeki travesti hakları gibi bir sapkınlığın savunulmasına sebeb olamaz. Ahlakı bozuk kadınların erkeklere, kocasına eziyet etmesine fırsat verilmemelidir. Gerçi bizim ülkemizde her yapılan yanlış iş, bir mzerete dayanlırak yapılıyor. Bunların en mantıksızı da: “Bundan önce (bizden önce) neydi. Şimdi nasıl? Bu nasıl mazeretse Allah affetsin.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar