Yüzleri Puşulu Vatansever Gençler(!)
Yayınlanma:
Millet olarak anormal derecede çılgın bir hissilik damarımız var ve katil bir duygusallığımız. Sükûneti sevmiyoruz, serseri limanlarda tükeniyoruz.
Çılgınlık güzel, ama olumlu aşklara kanalize edilirse. Çılgınlık aşkla güzel sevgiyle güzel, tertemiz niyetlerin ve merhametin yoğrulduğu ideallerle güzel.
İstanbul’da yaşananlara hepimiz şahit olduk. Sanki biz kendimizi seyretmiyorduk, başkaları vardı. Biz nasıl olabiliriz ki! Polis otosunda şaşkına dönen polisler..hedef alınan helikopter. Ateşe verilen banka, camları indirilen dükkânlar, panikleyen halk… Biz bizeydik, kimse yoktu. Hepsi bu ülkenin gençleri…
İnsan haklarının müsaadesi bu görüntüler. Çok insancıl olduğumuz için yıllardır çok hayvanca muamele gördük. Polisin eli kolu bağlı, elinde silah var ama kaçıyor; çok yazık bir tablo! Birilerinin gazına gelip devleti milleti hiçe sayan bir avuç serseriden kaçan emniyetin adını ne koyalım şimdi? Kaçan değil kaçmak zorunda bırakılan… İnsan haklarıymış!
IMF ve dünya bankasının protesto edilmesi değil karşı çıkılan. Tepki niyetin yüzde yüz farklı olmasıdır. Maksat üzüm yemek değil bağcıyı dövmek. Bu ülke için değil, dağıtmak için kırıp dökmek için kullanılan bir malzeme o toplantı.
Hadi defol kapitalizm deyip nike ayakkabıyı atan tuhaflık gibi. Ne yaptığının farkında değil ya da farkında ama ayakkabı atarak popüler olmayı düşünüyor.
Yıkarak inşa etmek. Bu bankayı yakıp kendi bankamızı kuracağız. Aa ama nasıl? Düşüncem yok fikrim yok projem yok. En önemlisi şimdilik nasıl sorusuna ayıracak beynim yok! Ben dağıtayım hele, bunlar olmasın da ne olursa olsun. Zaten bunları da düşünme fırsatım olmadı olmayacak, hep yürü. Meselenin şiddet yanını ezberledim başka bir şey bilmem arkadaş.
Kahrolsun kapitalizm, hadi yapalım bir devrim. Sosyalizm lazım, liberalizm lazım. Ama sadece lazım olduğunu biliyorum, nasıl olacak bilmiyorum gerisini…
İşte yazık bir tablo. Kendimizi kırıyoruz kendimizi karalıyoruz. Yarının potansiyel yöneticileri, potansiyel beyinleri felç bir mantığın oyuncağı haline gelmiş. Kör bir hissiliğin esaretinde kalmışız…
Güncel yorum yaparken çok yoruluyorum, gerginlikten olsa gerek. Sadece susup yürümek gerek sanırım. Televizyon karşısında bir aksiyon filmi seyreder gibi seyreden kocaman insanları görünce yoruluyorum. Seyreden ve meselenin halli için çocuklarına şimdiden sahip çıkmayı aklına getirmeyenleri gördükçe yoruluyorum. Bunun bir inanışla ilgisi yok bir kimlik değil bu. Buna, bu görüntülere demokratik ülkede olur böyle şeyler diyenleri duydukça bu ülkede kış bitmez umutsuzluğu takatsiz bırakıyor.
Üniversite gençliği neden kendine bir tanım getiremiyor? Eğitimsiz, görgüsüz, başıboş insanların yapacağı şeyleri niçin eğitimin, gelişmenin beyni olan üniversitelerde görüyoruz? Uyuşturucudan ölenler üniversiteli, aldananlar aldatanlar üniversiteli. Zamanın haram edildiği mekânları dolduranlar üniversiteli, boşluğun mahkûmları ve doluluğu boşa dökenler üniversiteli… Niye ama, niçin?
Dünyanın en tatlı nimeti helal meşguliyet. İnsanoğlu su gibi, illa ki bir yöne akacak, durası yok. Meşgul edilmezse yönsüz bırakılırsa dağınık akacak.
Meşgul değil üniversiteli, tanımladığı bir meşguliyeti yok. Ama insan o, beyni var, kalbi, duyguları, gel gitleri var. Terbiyelenmezse tatsız durur, acı olur, sancı verir.
Onurlu mekânlarda ülkeye onur katacak bir gençliğin dış dünyadaki yorumu; kimliksizlik başıbozukluk!
“Off… Mehmet hep karamsar şeyler yazıyorsun.”
“Ne yazayım?”
“Çiçeklerden böceklerden bahset, insanlara bakarsan güzel şeyler yazamazsın tabi.”
“Çiçekler böcekler… Onlar nerdeler? Onlarda kaybolmuş ama onlar da kaçmış… Bari ben de susayım tamam.”
Çılgınlık güzel, ama olumlu aşklara kanalize edilirse. Çılgınlık aşkla güzel sevgiyle güzel, tertemiz niyetlerin ve merhametin yoğrulduğu ideallerle güzel.
İstanbul’da yaşananlara hepimiz şahit olduk. Sanki biz kendimizi seyretmiyorduk, başkaları vardı. Biz nasıl olabiliriz ki! Polis otosunda şaşkına dönen polisler..hedef alınan helikopter. Ateşe verilen banka, camları indirilen dükkânlar, panikleyen halk… Biz bizeydik, kimse yoktu. Hepsi bu ülkenin gençleri…
İnsan haklarının müsaadesi bu görüntüler. Çok insancıl olduğumuz için yıllardır çok hayvanca muamele gördük. Polisin eli kolu bağlı, elinde silah var ama kaçıyor; çok yazık bir tablo! Birilerinin gazına gelip devleti milleti hiçe sayan bir avuç serseriden kaçan emniyetin adını ne koyalım şimdi? Kaçan değil kaçmak zorunda bırakılan… İnsan haklarıymış!
IMF ve dünya bankasının protesto edilmesi değil karşı çıkılan. Tepki niyetin yüzde yüz farklı olmasıdır. Maksat üzüm yemek değil bağcıyı dövmek. Bu ülke için değil, dağıtmak için kırıp dökmek için kullanılan bir malzeme o toplantı.
Hadi defol kapitalizm deyip nike ayakkabıyı atan tuhaflık gibi. Ne yaptığının farkında değil ya da farkında ama ayakkabı atarak popüler olmayı düşünüyor.
Yıkarak inşa etmek. Bu bankayı yakıp kendi bankamızı kuracağız. Aa ama nasıl? Düşüncem yok fikrim yok projem yok. En önemlisi şimdilik nasıl sorusuna ayıracak beynim yok! Ben dağıtayım hele, bunlar olmasın da ne olursa olsun. Zaten bunları da düşünme fırsatım olmadı olmayacak, hep yürü. Meselenin şiddet yanını ezberledim başka bir şey bilmem arkadaş.
Kahrolsun kapitalizm, hadi yapalım bir devrim. Sosyalizm lazım, liberalizm lazım. Ama sadece lazım olduğunu biliyorum, nasıl olacak bilmiyorum gerisini…
İşte yazık bir tablo. Kendimizi kırıyoruz kendimizi karalıyoruz. Yarının potansiyel yöneticileri, potansiyel beyinleri felç bir mantığın oyuncağı haline gelmiş. Kör bir hissiliğin esaretinde kalmışız…
Güncel yorum yaparken çok yoruluyorum, gerginlikten olsa gerek. Sadece susup yürümek gerek sanırım. Televizyon karşısında bir aksiyon filmi seyreder gibi seyreden kocaman insanları görünce yoruluyorum. Seyreden ve meselenin halli için çocuklarına şimdiden sahip çıkmayı aklına getirmeyenleri gördükçe yoruluyorum. Bunun bir inanışla ilgisi yok bir kimlik değil bu. Buna, bu görüntülere demokratik ülkede olur böyle şeyler diyenleri duydukça bu ülkede kış bitmez umutsuzluğu takatsiz bırakıyor.
Üniversite gençliği neden kendine bir tanım getiremiyor? Eğitimsiz, görgüsüz, başıboş insanların yapacağı şeyleri niçin eğitimin, gelişmenin beyni olan üniversitelerde görüyoruz? Uyuşturucudan ölenler üniversiteli, aldananlar aldatanlar üniversiteli. Zamanın haram edildiği mekânları dolduranlar üniversiteli, boşluğun mahkûmları ve doluluğu boşa dökenler üniversiteli… Niye ama, niçin?
Dünyanın en tatlı nimeti helal meşguliyet. İnsanoğlu su gibi, illa ki bir yöne akacak, durası yok. Meşgul edilmezse yönsüz bırakılırsa dağınık akacak.
Meşgul değil üniversiteli, tanımladığı bir meşguliyeti yok. Ama insan o, beyni var, kalbi, duyguları, gel gitleri var. Terbiyelenmezse tatsız durur, acı olur, sancı verir.
Onurlu mekânlarda ülkeye onur katacak bir gençliğin dış dünyadaki yorumu; kimliksizlik başıbozukluk!
“Off… Mehmet hep karamsar şeyler yazıyorsun.”
“Ne yazayım?”
“Çiçeklerden böceklerden bahset, insanlara bakarsan güzel şeyler yazamazsın tabi.”
“Çiçekler böcekler… Onlar nerdeler? Onlarda kaybolmuş ama onlar da kaçmış… Bari ben de susayım tamam.”





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.