Ve İnsan Aldandı

Ömür; bir nefes, derinden. Ömür; bir ağacın gölgesinde bir süre dinlenme, sonra ömrün lütfedildiği diyara tekrar dönme. Ömür; bir han, giriş kapısı açılmış çıkış kapısı her an açılmaya nazır...

Ömür nazlı bir çiçek; unutulmayı kabul etmeyen, unutulmaya tahammülü olmayan. Ömür cilveli bir gelin; herkese cilve yapan ama kimseyle evlenmeyen.

Ömür acı bir lokma... Ömür tadımlık bir tatlı. Fizyolojimizde, psikolojimizde bize her an kendini hatırlatan bir ses.

Bu haftanın beş gününü hastanede tükettim ömrümün. Aklıma ölüm geldi, ne güzel! Ölenleri gördüm, ölümü beklemeyenleri düşündüm. Oysa ömrün en mutlak gerçeğidir ölüm. Hayal ettiklerimiz, planladıklarımız gelmeyebilir ne kadar didinsek de. Ama ölüm mukadder. Gelmesin diye çırpınmak boşuna.

Yazık ki, sancı gelmeden Hancı'nın kıymetini bilmiyoruz! Bu iki kapılı handa Hancı'nın ikramlarını kendi sahipliğimizde zannederek zarar ediyoruz. Hancı bizim için ne düşünüyor acaba?! Nankörler! Ya bu kadar mı vefasızlık olur. Bu nefes, bu ses... Görmenin hatırı, duymanın hatırı... Kimden? Hepsi bizim mi? Bizi biz mi yarattık?

Aa bu nasıl söz, ayıp ama! Ama öyle yaşıyoruz. Kendimizi bilmediğimiz halde biz bize aitmişiz gibi davranmıyor muyuz?

Hancı bizi adam yerine koydu da Han'a aldı. Bize, hatırımıza gelmeyen lütuflarda bulundu. Saygı verdi, sevgiye, sevmeye layık gördü. Güzellikleri esirgemedi. Ama şu yasak şeye dokunmayın. Herşey sizin için ama sadece şuna dokunmayın. Dokunursanız hüsrana uğrarsınız diye de uyardı. O yasak şeyden başka da herşey vardı. O'nun istediği şekilde kalarak da doyabilirdi gözlerimiz, nefislerimiz. Ne yoktu ki?

Ama biz o yasak şeye yaklaştık. Ne kadar da tuhafız, ne kadar da vefasız! O kadarcık da mı hatırı yok Hancı'nın. Bu kadar duyarsız kalır mı bu nimetlere adam olan? Adam olmayı bize yakıştıranı bu kadar da ciddiye almamak hangi akılla izah edilebilir.

Yok yok yaptıklarımız adamlıkla telif edilemez. Ve yasak şeye yaklaştık. Kaybettik, hüsrana uğradık.

Sonra da isyan edeceğiz. Vay efendim keşke adam değil de başka şey olsaydım. Toprak olsaydım, çöp olsaydım, taş olsaydım...

Ama yok, keşke ADAM olsaydım. Hadi söz, beni bir daha o hana davet et sözüm olsun. Vallahi billahi tallahi adam sözü bak; beni bir daha davet et. Sen ne dersen tamam. Seni üzersem namert olayım...

Ama biz sana akletmen için akıl vermedik mi? Bilmen gerekmez miydi herşeyi? Bir şansın olduğunu bilemedin mi? Zaman geriye yürümez ve ruh sonsuzdur bilemedin mi? Gelenleri gidenleri görmedin mi? Bebekler hiç bebek olarak kalıyor mu? Kendini bu kadarcık da olsa fark edemedin mi?

Bildim, fark ettim. Ama nefsim... Nefsim beni hep kandırdı, hep güzel dedi, tatlı dedi. Hadi hadi bir kereyle ne olur ki dedi. Hep şirin göründü...

İrade vermiştik. Bu kadar basit olmamalıydın. Sınavdaydın. Bilmez misin ki sınavlar heveslerin tutsağında geçilmez. İstediğimiz gibi davranarak hangi sınavı rahatça geçebiliriz ki? Ağrılı olur sınavlar. Bu sınavın telafisi de yoktu, bunu da biliyordun. Telafisi olmayan bir sınavda aklı olan nasıl rahat davranır? Nasıl boşa geçen zaman için tir tir titremez? Nasıl “ya kalırsam” hafakanlarıyla inlemez? Nasıl rahat uyur?

“Ve insan aldandı.” Aldanışlara hesap sormadan yola devam etmemeli.

Çıkış kapısı her an açılabilir.

Yüzümüze zakkum saçılabilir.

Al işte aldandığınla mutlu ol!                       

Allah(c.c) Rahim'dir. Merhamet edendir. Ama biz de biraz kendimize merhamet etsek. Hiç acımıyoruz kendimize.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi