Vazgeçtim Evlenmekten
Yayınlanma:
“Oğlum artık senin mürüvvetini görmek istiyoruz. Dostlar da akrabalarda etli pilav yemek istiyor. Sen de hiç ses seda yok…”
“Ben evlenmekten vazgeçtim anne. Böyle şeyler duymak istemiyorum.”
“Bu nasıl söz, evlenmekten vazgeçtim de ne demek?”
“Gayet açık işte; evlenmekten vaz-geç-tim!”
Merak ettiklerimize ulaşmak isteriz. Merak edilene koşulur. Merak edilecek bir şey kalmadı galiba. Hani bir kutu düşünelim içine öylesine bir bez parçası koyalım sonra kat kat ambalaj yapıp hediye edelim arkadaşımıza. Sabırsızlıkla açar onu, merak eder, o merak değer yükler kutuya. Açıklık ortadadır zaten; gözünle dokunuyorsun, pek merak edilecek bir şey kalmıyor.
Gençlerimiz evlenmek istemiyor. Niye biliyor musunuz? Çünkü kızlarımızın gizemi kalmadı. ‘Giz’ i kalmadı kızlarımızın. Ucuzca harcadılar onları, onlarda sorgulamadı.
Eşya rolü verdiler kızlarımıza. Reklâmlarda kullandılar, pazarlamada kullandılar. Haz budalaları yaptı bunu. Eşyayla beraber pazarladılar, annelik gibi kutsal bir makamın güzide varlığını.
Sohbet havasında geçen bir konferansa katılmıştık. Prof. Dr. Memduh Gezici anlatıyordu. Kendileri aile uzmanı aynı zamanda. Gençlikten aile kurmaktan bahsetti. İstifadeli bir sohbetti ama can yakıcı gerçekler rahatsız etti çoğumuzu.
İşte birkaç anekdot;
“Eş seçiminde dört hususa dikkat etmek gerekir; Amaç birliği, mekân birliği, işbirliği ve gönül birliği.
Evlilik bir kuşkanadıdır. Bir kanadı erkek diğeri kadın.
Siz başkalarının kızına kadınına bakarsanız başkaları da sizinkine bakabilir, bunu düşünerek bunu göze alarak davranın.
Her duygunun, her duyunun bekâreti var.”
İşte son cümle çok çarpıcı. Hazzedilmesi zor çiğ bir ifade. Ne yapacağız şimdi. Bakir/bakire bulmak kolay mı bu cümleye göre.
Tabiatımızda doğallaşan büyük günah; kız erkek arkadaşlığı. Bu doğallaşma korkunç bir çöküş. Arkadaşlık başlıyor, hep birbirlerinin gözlerine bakıyorlar gençler, yan yana oturup aynı yöne bakmak akıllarına gelmiyor. Hülyalı pespembe bakışlarla o anın tadını çıkarmaya bakıyorlar. O anın doyumsuz lezzetinde kendilerini haram bir bakışın kölesi eylediklerinin farkında değiller. Duygularının bekâreti bozuluyor böylece. Sonra el ele bazen sarmaş dolaş dolaşıyorlar. Ve ellerin, tenin bekâreti de gidiyor… Her şey çok ilerliyor. Çağdaş anne ve babalar bu tür şeyleri gayet normal karşılıyor. Çocuğunun –özellikle oğlunun- bir işe yaradığını düşünüyorlar.
Kız erkeğe, erkek kıza doymuş oluyor böyle bir ilişkide. İkisi içinde muhatapta gizemli bir şey kalmıyor. Ve genelde erkek de kızda çıktığı biriyle evlenmek istemiyor. Ya ayrılıyorlar ya da böyle devam ediyorlar.
Artık böyle bir erkek için kız tavlamak çok kolay. Kızların her şeyini öğreniyor. Ayrıca kızların onun için çok da bir değeri yok. Heveslik şeyler.
Böyle biri âşık da olamaz zaten. Aşkta nefis olmaz. O hep arzuyla şehvetle bakar kadınlara, kadın kendine dokundurttuğu için. Gizemini yitirdiği için. Ve artık bütün kadınları kullandığı kadınlar gibi zanneder. Evlenmek mi, bırak şimdi. Niye düğünle uğraşacağım ki, kırk yaşına kadar hayatımı yaşarım sonra evleniriz acelesi yok. İlginç tabi kendisi kirli ama kirli biriyle evlenmek istemiyor. Hiç dokunulmamış olsun diyor. Eline dokunduğu, hayalinde kirlettiği tüm kadınları atıveriyor. Bir eşya gibi, bir haz ürünü gibi. Bu gerçekleri kızlarımız fark etmeli önce. Evlilik gibi kutsal bir müesseseye her şeyimizle bakir/bakire girmeliyiz. Utanma olmalı, edep olmalı… Ve söyleyenin kim olduğunu hatırlayamadığım son söz; “utanmak güzeldir ama kadın da olursa daha güzeldir.”
‘Keşke’ siz bir ömür temennisiyle…
“Ben evlenmekten vazgeçtim anne. Böyle şeyler duymak istemiyorum.”
“Bu nasıl söz, evlenmekten vazgeçtim de ne demek?”
“Gayet açık işte; evlenmekten vaz-geç-tim!”
Merak ettiklerimize ulaşmak isteriz. Merak edilene koşulur. Merak edilecek bir şey kalmadı galiba. Hani bir kutu düşünelim içine öylesine bir bez parçası koyalım sonra kat kat ambalaj yapıp hediye edelim arkadaşımıza. Sabırsızlıkla açar onu, merak eder, o merak değer yükler kutuya. Açıklık ortadadır zaten; gözünle dokunuyorsun, pek merak edilecek bir şey kalmıyor.
Gençlerimiz evlenmek istemiyor. Niye biliyor musunuz? Çünkü kızlarımızın gizemi kalmadı. ‘Giz’ i kalmadı kızlarımızın. Ucuzca harcadılar onları, onlarda sorgulamadı.
Eşya rolü verdiler kızlarımıza. Reklâmlarda kullandılar, pazarlamada kullandılar. Haz budalaları yaptı bunu. Eşyayla beraber pazarladılar, annelik gibi kutsal bir makamın güzide varlığını.
Sohbet havasında geçen bir konferansa katılmıştık. Prof. Dr. Memduh Gezici anlatıyordu. Kendileri aile uzmanı aynı zamanda. Gençlikten aile kurmaktan bahsetti. İstifadeli bir sohbetti ama can yakıcı gerçekler rahatsız etti çoğumuzu.
İşte birkaç anekdot;
“Eş seçiminde dört hususa dikkat etmek gerekir; Amaç birliği, mekân birliği, işbirliği ve gönül birliği.
Evlilik bir kuşkanadıdır. Bir kanadı erkek diğeri kadın.
Siz başkalarının kızına kadınına bakarsanız başkaları da sizinkine bakabilir, bunu düşünerek bunu göze alarak davranın.
Her duygunun, her duyunun bekâreti var.”
İşte son cümle çok çarpıcı. Hazzedilmesi zor çiğ bir ifade. Ne yapacağız şimdi. Bakir/bakire bulmak kolay mı bu cümleye göre.
Tabiatımızda doğallaşan büyük günah; kız erkek arkadaşlığı. Bu doğallaşma korkunç bir çöküş. Arkadaşlık başlıyor, hep birbirlerinin gözlerine bakıyorlar gençler, yan yana oturup aynı yöne bakmak akıllarına gelmiyor. Hülyalı pespembe bakışlarla o anın tadını çıkarmaya bakıyorlar. O anın doyumsuz lezzetinde kendilerini haram bir bakışın kölesi eylediklerinin farkında değiller. Duygularının bekâreti bozuluyor böylece. Sonra el ele bazen sarmaş dolaş dolaşıyorlar. Ve ellerin, tenin bekâreti de gidiyor… Her şey çok ilerliyor. Çağdaş anne ve babalar bu tür şeyleri gayet normal karşılıyor. Çocuğunun –özellikle oğlunun- bir işe yaradığını düşünüyorlar.
Kız erkeğe, erkek kıza doymuş oluyor böyle bir ilişkide. İkisi içinde muhatapta gizemli bir şey kalmıyor. Ve genelde erkek de kızda çıktığı biriyle evlenmek istemiyor. Ya ayrılıyorlar ya da böyle devam ediyorlar.
Artık böyle bir erkek için kız tavlamak çok kolay. Kızların her şeyini öğreniyor. Ayrıca kızların onun için çok da bir değeri yok. Heveslik şeyler.
Böyle biri âşık da olamaz zaten. Aşkta nefis olmaz. O hep arzuyla şehvetle bakar kadınlara, kadın kendine dokundurttuğu için. Gizemini yitirdiği için. Ve artık bütün kadınları kullandığı kadınlar gibi zanneder. Evlenmek mi, bırak şimdi. Niye düğünle uğraşacağım ki, kırk yaşına kadar hayatımı yaşarım sonra evleniriz acelesi yok. İlginç tabi kendisi kirli ama kirli biriyle evlenmek istemiyor. Hiç dokunulmamış olsun diyor. Eline dokunduğu, hayalinde kirlettiği tüm kadınları atıveriyor. Bir eşya gibi, bir haz ürünü gibi. Bu gerçekleri kızlarımız fark etmeli önce. Evlilik gibi kutsal bir müesseseye her şeyimizle bakir/bakire girmeliyiz. Utanma olmalı, edep olmalı… Ve söyleyenin kim olduğunu hatırlayamadığım son söz; “utanmak güzeldir ama kadın da olursa daha güzeldir.”
‘Keşke’ siz bir ömür temennisiyle…





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.