Teslim Olmuş Yürekler Hatırına
Bir bayramı daha geride bıraktık. O bıraktı bizi. Bıraktı gitti. Kınalı kuzuları koca camızları kurban ettik. Kulluğun bir göstergesiydi. Kul olmanın teslimiyetin bir ifadesiydi.
İsmail yerine bir hediye kurban. Kurban’ı kurban etmiş insana. Hz. İbrahim’in fedakârlığına bir hediyedir kurban. Hz. İsmail’in teslimiyetine bir lezzettir kurban.
Hz. İsmail’in hatırına… Belki o gün isyan olsaydı… Sahi ya olsaydı? Biz olsaydık Hz. İbrahim yerine feda edebilir miydik canımızdan can bildiğimiz evladımızı. Yatırır mıydık bıçak altına. Öyle teslim edebilir miydik yüreğimizi.
Teslim olan yürekler hatırına bu lütuflar. Sorgusuz fedailik… Veysel Garani’ye diyorlar ki Muhammed’in dişi kırılmış. Veysel Garani bunu duyar duymaz yerden bir taş almış ve tüm dişlerini kırana kadar vurmuş. Ne yapıyorsun, niye yaptın bunu sorusuna; kâinatın efendisinin dişleri yoksa ben ne yapayım bu dişleri. Bu nasıl sevgi, bu ne ağır aşk! İşte bu hadiseden sonra Allah muz göndermiş. Dişsiz yenebilen o dinlendiren lezzeti göndermiş. Beklentisiz sevdanın hediyesi. Hz. İbrahim’e gelen hediye gibi.
Kurban’ı kurban etmiş insana. O da canlı biz de. Aramızdaki fark ne? Aramızdaki fark İbrahimlik olmalı, İbrahim’ce bir duruş. Allah’ı duya duya kurban vermek. Hissede hissede kıbleye yönelmek.
Hissetmek; kurbanın ne olduğunu bilmeyenlerin varlığını hissetmek. Komşumuzu fark etmek, uzaklarda deri-kemik kalmış insanları hatırlamak. Sütü kesilmiş bebekleri hatırlamak, takati tükenmiş gıdasızları düşünmek. Suyla pişen su çorbası, ağaç kabukları, yırtık elbiseler, çıplak çocuklar…
Ve bir bayram sabahı onların kapılarını tıklatmak. Tebessüme karşılık vereceklerini, gülecek hallerinin olduğunu düşünürseniz bir tebessüm. Selam, biz geldik size et getirdik… Garip garip bakarlar size. Önce bir menfaatçi gözüyle bakarlar, tedirgin ve korkak bakarlar. Niye bize et getirsin ki tanımadığımız bilmediğimiz yüzler. Gözlerinize bakarlar, samimiyet ararlar, içtenliğinizi didiklerler. Sonra buğulanır gözleri, elinizdeki poşete uzanırken elleri orda kalmak isterler. Elleriniz elimizde kalsın ne olur. Bakışlarınız hep üzerimizde kalsın. Yüreğiniz hep bizi ansın. Yılda bir kez olmasın. Bize gelin beyaz adamlar. Her zaman gelin, siz diğer beyazlara benzemiyorsunuz. Rüya gibi bu, gerçekten rüya gibi. Beyazlar adam yerine koyar mıydı karaları. Pis zencileri iyilik için hatırlarlar mıydı?
Teslim olmuş yürekler hatırına buradayız biz, rengi kara kalbi pırıl pırıl insan. Kalbi yaralı insan, kalbimizi yaralayan insan. Teslim olmuşların ardında teslim olduk bizde. Bu güzel geleneği devam ettirmek için. Paylaşmayı öğrenmek için… Minnettar kalma bize sakın. Bu bizim işimiz. İnşallah bir gün senin de işin olur. İnşallah bir gün sen de paylaşmanın bu yoğun tatlılığını tadarsın.
Kurban bayramı geçti gitti. Geride bu tatlı tablolar kaldı. Hayatın asıl anlamını ifade eden kareler. “Mutlu olmak istiyorsan başkalarını mutlu et.” Evet, gerçek mutluluk burada. Gerçek mutluluk sevmede. Başkalarının derdini dert etmede. Başkalarının gözyaşına bir mendil uzatmada. Sen sus biraz da ben ağlayayım. Ya da beraber ağlaşalım, “bu dert bir yüreğin kârı değil.”
Teslim olmuş yürekler hatırına bize sunulan bu hatırayı unutmayarak, bu hatıranın kadrini kıymetini bilerek, ince bir hassasiyetle yaşamalı. Kendi darlığımızdan sıyrılıp biraz etrafa bakmalı. Bak insanlara, bak; dikkatle bak. Yoksulu fark et. Yunus’un dediği gibi;
“Mala mülke mağrur olma
Deme var mı ben gibi
Bir muhalif rüzgâr eser
Savurur harman gibi.”





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.