Sırçalı Medrese Caddesinin hâli!

Birçoğumuz Arapoğlu Makası’ndaki Kadı Mürsel Camii yanındaki sokaktan girip, Sırçalı Medrese Caddesi’nden geçerek Lârende Caddesine inmişizdir. Sahip Ata Camii’nde son bulan bu yol eskiden Konya suru’nun Lârende Kapısı’ndan çıkıyordu. 1920’li yıllarda Kolordu Komutanı Fahrettin Paşa tarafından yerine Fahrettin Paşa Parkı yaptırılan, günümüzde ise apartmanlar ve dükkânlar bulunan, geçmişte Gazi Kalemşah Medrese ve zaviyesi olduğu için giderek “Alemşah” adını alan mahallenin ortasından geçen Sırçalı Medrese Caddesi’nden ne yazık ki bugün yürümek mesele hâline geldi.

Kadı Mürsel Camii’nin güneyine bitişik tarihî bina sebebiyle dar bir girişi olan Sırçalı Medrese’den itibaren Lârende’ye kadar birçok dükkânın sıralandığı caddenin 2 yanında ancak 50 santim genişliği olan dar kaldırımlar yer alıyor. Fakat kaldırımlar dükkân sahipleri tarafından işgal edildiği, trafiğin de çift yönlü oluşu sebebiyle yoldan yürümek zorunda kalan insanlar her an kaza geçirme tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyor. Kaldırıma sandalya atıp oturanlar, malını teşhir için kaldırıma koyanlar, kaldırıma dayanmış ya da yol alan bisikletler, seyyar satıcı arabaları, her türlü görüntü ve aradığın her şeyi bu caddede bulabilirsin. Bir anlık dalgınlık pahalıya patlayacağı için vızır vızır gelip geçen araçlardan korunmak büyük maharet gerektiriyor.

Kemerli kapısının üzerindeki mermer kitabede, Hicrî 640 yılında Selçuklu hükümdarı II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Bedreddin Muhlis isimli zengin tarafından fıkıh ilimleri amacıyla yaptırıldığı belirtilen, Firuze renkli eşsiz çinileri sebebiyle “Sırçalı Medrese” olarak anılan ve tarihî değeri çok yüksek olan bu medrese, turistlerin büyük ilgisini çekiyor. Evlerinin bu mahallede olduğunu belirten merhum araştırmacı-yazar Sefa Odabaşı, “20. Yüzyıl başlarında Konya’nın görünümü” isimli kitabında I. Dünya savaşında kullanılan ve depo edildikleri bu medresede unutulan gaz maskeleri ile askerlerin gıda ihtiyacını karşılamak için hazırlanan peksimetlerin, 1940’lı yıllarda duvardan atlayan mahalle çocukları tarafından çalınarak dışarıda satıldığını yazıyor. 1924 yılında terkedilmiş hâldeki Sırçalı Medrese, 1954 yılında Mevlânâ Müzesi Müdürü Mehmet Önder tarafından onarımı yaptırıldı ve 1960’tan sonra Mezar Anıtları Müzesi, daha sonra da “Çini eserler müzesi” hâline getirildi.

Sırçalı Medrese Caddesi’nden Lârende’ye çıkınca tam karşıda bulunan Sahip Ata Camii ise hicrî 656 yılında Hacı Ebubekir zâde Hüseyin oğlu Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılmış. Kaynaklar mimar Sinan gibi çeşitlemeyi seven mimar Külük’ün yaptığı bu nefis Selçuklu eserinin de büyük bir tarihî değere sahip sanat eseri olduğunu, tak kapısı ve minaresinin hayranlık uyandırdığını belirtiyor. Eskiden tak kapısının 2 yanında 2 sebil bulunan caminin soldaki minaresi üst üste yıldırım isabet ettiği için yıkılmıştır. İbadethanenin güney bitişiğinde bir de türbe bulunmakta, mihrabının solundaki pencere Sahib Ata’nın türbesine, sonraki 2 kapı da türbenin dehlizine açılmaktadır. Konya Tarihi’nin yazarı İbrahim Hakkı Konyalı, miladî 1476’da Fatih Sultan Mehmet ve miladî 1510’da II. Beyazid adına Konya vakıflarını tesbit eden ilyazıcının, Sahib Ata’nın Lârende Kapısı dışında cami, hanikâh ve türbeden oluşan mâmuresi olduğunu ve bunlarla ilgili vakıfları kaydettiğini bildiriyor.

1950’li yıllarda Sırçalı Medrese’nin batısına bitişik tarihî bina Askerlik Şubesi olarak kullanılıyordu. Bu bina yıkılınca yeri yeşil alan hâline getirildi, Askerlik Şubesi de Arapoğlu Makası’nda bir süre asker hastanesi hâline getirilen, halen Meram Halk Eğitim Merkezi’nin faaliyet gösterdiği binaya taşındı. Benim 1940’lı yıllarda hatırladığım asker hastanesi şimdiki Mevlânâ Çarşısı’nın güneyinde üst katta idi. Burası daha sonra belediyeye devredilerek, güney batı köşesine şimdi İş Bankası’nın olduğu yerdeki Maruni Yusuf Şar’a ait binada faaliyet gösteren Belediye’nin 1. katındaki nikâh salonu taşınırken, yanındaki 2 oda Selçukspor ile sarı yeşil formalı eski Konyaspor’a tahsis edildi, diğer bölümleri de elektrik şirketi oldu. 50’li yıllarda binanın üst katı yandığı ve alt katında sebze hâli bulunduğu için halk arasında “Yanan hâl” olarak anılmaya başlandı, halâ da böyle anılmaya devam ediliyor. Yangın nedeniyle bu defa Şerafeddin Camii’nin yanındaki Vakıf İşhanı’nın zemin katının güneydoğu köşesindeki geniş oda nikâh salonu hâline getirildi. Ben evlenirken nikâhım işte bu salonda kıyıldı.

Nereden başlayıp, sözü nereye getirdik. Bir kısmı 1920-1924 arasındaki yıkımdan kurtulabilen ve bu şehrin paha biçilmez mimarî zenginliklerinden olan 2 tarihî eseri birbirine bağlayan Sırçalı Mescid Caddesi’ne yolu düşen yabancıların karşılaştıkları trafik karmaşasına ne dediklerini tahmin etmek zor değil. Haydi kendimiz bir yana, nefis çini örneklerine duydukları hayranlığı ifade eden turistlere ayıp oluyor. Buna bir hâl çâresi bulmak, hiç olmazsa işgâli bertaraf ederek kaldırımları yürünebilir hâle getirmek de çarşı pazarın düzenini sağlamak görevi olan belediyeye düşüyor. Halkın yararıyla ilgili olan konuların kulak arkası edilmemesi için takipçisi olmaya devam edeceğiz.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi