Senaristlerin Eksik Tarafları

Televizyon programlarını sıkılmadan ve usanmadan takip edenler iyi bilirler. Son günlerde televizyon kanallarında yerli dizilerden başka programlara yer ve zaman kalmıyor. Arta kalan zaman da câzibesi olmayan ve iz bırakmayan reklâmlarla dolduruluyor. İşler o hale getirildi ki en iyi (reklâmlar...) diyebilen kimse hemen televizyon sunucusu yapılıyor. Çok az sayıda hayvanlar âlemine açılan pencereden belgeseller seyredebiliyoruz.
Televizyon kanallarının gündüz programlarında ise kaybolan, kaçan veya kaçırılan, evlenemeyen, iş arayan, uyuşturucu kullanan, hastasını ameliyat ettiremeyen veya ilâç alamayan insanların macerası, sunucuların kıvrak hareketleriyle ve câzip cümleleriyle renkli ekranları dolduruyor. Bembeyaz ekran olay sahiplerinin göz yaşlarıyla sisli puslu hale geliyor. Neredeyse reklâmlar, haber saatlerine ayrılan zamana da ortak oluyor. Çok önemli bir haberin devamını getirmeden veya seyirci hiç dikkate alınmadan spikerin heyecanlı ve titrek sesiyle reklâmlar devreye giriyor.
Görülüyor ki televizyon programları tür olarak oldukça sınırlı, kolay ve kısır hale getirildi. Yalnız çoğunluk reklâmlarda ve reklâm almaya yardımcı ve destek olacak riyakâr dizilerde. Geç saatlere konan veya dizilerden sonra devreye giren daha çok siyasî ve sosyal içerikli tartışma programlarını da unutmamak lâzım. Ahlâkî telkinlerde bulunan ve edebî sohbetler içeren yapımlar hemen hemen yok gibidir. Sosyal yaralara parmak basan ve tedavi yollarını gösteren samimi programlara hasret kaldık Yerli diziler çokça reklâm almaya vesile oluyor ki, bu kadar çok dizi yarış halinde televizyon programlarında yer buluyor.
Yalnız bu yerli dizilerin senaryolarını yazanların hatta yapımcıların önemli bir eksikleri var ki; o da yerli malı dizilerde dini motiflere bilerek veya bilmeyerek yer verilmemesi veya dinî açıdan mahzur teşkil edecek ifadeler kullanılması ve sahneler hazırlanmasıdır. Halbuki Türkiye, halkının yüzde doksan dokuz onda dokuzu Müslüman olan tanınmış bir ülkedir. Bu dizileri seyredenlerin de büyük çoğunluğu Müslümandır. Nitekim senaryosu seyircilerin bu özelliği dikkate alınarak hazırlanan, dinî değer ve mekânlara da tutarlı, ölçülü, faydalı ve doğru bir şekilde yer verilen ve en azından dine ve dindarlara saygılı ifadeler kullanılan senaryolardan yapılan dizilerin, daha çok ilgi gördüğüne, fazla seyirci bulduğuna ve beğenildiğine şahit oluyoruz. Seyircisi Müslüman olan televizyon kanallarına senaryo hazırlayan ve o senaryodan film ve dizi çekecek olan yapımcı ve yönetmenin seyircinin inancının esaslarını bilmeleri, eğer bilmiyorlarsa öğrenmeleri gerekmez mi? Dini konularda kendisini yetiştirmiş bir senaristin eserinin bizim ülkemizde daha başarılı ve tutarlı olacağına ben içtenlikle inanıyorum. En çok seyredilen eserlerden Kurtlar Vadisi Pusu, Sakarya Fırat, Tek Türkiye ve Kollama gibi dizilerde bu dikkat gösterildiği için beğeniliyor.
Güzel film ve dizinin ortaya çıkması, senaristin iyi niyetli ve senaryonun mükemmel olmasına bağlıdır. Senaryo güzel olursa film veya televizyon dizisi de güzel olur. Başarılı senaristler yetiştirmek için kurulmuş bir de dernek (Sender) var. Bu derneğin kuruluş amacı; senaryo yazımını geliştirmek, genç senaristlere yol göstermek, usta ve deneyimli senaryo yazarları ile genç kabiliyetleri bir araya getirip onların bilgi ve deneyimlerinden yararlanmalarını sağlamak. Bu amaçla Sender tarafından seminerler düzenleniyor ve usta yazarlarla genç heveslerin ve kabiliyetlerin bir araya gelmeleri sağlanıyor. Bu seminer çalışmalarında dinin bir inanç sistemi ve değerler manzumesi olarak hiç dikkate alınmadığını ve senaristlere inancın dikkate alınması gerektiği konusunda bilgi verilmediğini ve telkinde bulunulmadığını görüyoruz. Bu eksiklik ise film ve dizilerin eksik kalmasına ve verimsiz olmasına yol açıyor.
Rahmeti Rahman’a kavuşan millî yazarlarımızdan N. Fazıl Kısakürek, Tarık Buğra, M. Necati Sepetçioğlu ve Ömer Lütfi Mete gibi güçlü senaryo yazarları, Yücel Çakmaklı, Mesut Uçakan, Ahmet Bayezit gibi yönetmen ve yapımcılar çalışmalarında ve eserlerinde dini motifi de dikkate aldıkları için, en azından dine karşı olmadıkları için başarılı olmuşlar ve ortaya koydukları eserler uzun süreli seyirci bulmuş ve takdirle izlenmiştir. Çok izlenen Kurtlar Vadisi Pusu’daki dizinin kahramanı Polat Alemdar’ın babası rolündeki kimsenin tasavvufi düşünceleri ve olaylara dini açıdan bakışı, Sakarya Fırat dizisindeki komando asker sarı hocanın dinini yaşayan bir görüntü vermesi seyirci tarafından beğenilmekte ve seyirci o tiplemelerde kendisini bulmaktadır.
Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür. Diğer dizilerde böyle şeyler yok demek istemiyorum. Çünkü dizilerin tamamını seyrederek bir kanaat sahibi olmam mümkün değildir. Rahmetli Tarık Buğra’nın kaleme aldığı ve yine rahmetli Yücel Çakmaklı’nın yönetmeliğini yaptığı Küçük Ağa, Osmancık, Kuruluş gibi diziler ve Birleşen Yıllar, Sahibini Arayan Madalya gibi filmler unutulmamakta ve seyirci bu tip örneklerin yenilerini beklemektedir.
Dinî gerçekleri görmeyen ve dikkate almayan senaryo yazarlarının eserlerinden hazırlanan dizilerin ve filmlerin uzun ömürlü olamayacağı ve bir müddet sonra seyirci tarafından usanılarak terk edileceği, yani seyredilmeyeceği kanaatindeyim. .

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi