Selçuklunun ruhu!

Toplumda yaşanmakta olan çürümeye ilişkin hep sıkıntı, hep moral bozucu haber, hep kötü gidiş…
Gelin sizinle yakın zamanlarda yaşadığımız birkaç gelişmeyi paylaşalım. Moralimizi biraz düzeltelim. Noktasal gelişmelerden mutlu olmaya mutlu olalım ancak bütünü de gözden kaçırmayalım.
Önce Selçuklu Sultanları’nın istirahatgâhının etrafına bakalım.
Yıllar önce Alaaddin’in etrafı gece kulüpleri pavyonlar ve müstehcen filmlerin gösterildiği sinemalarla dolu imiş. Onlardan kala kala bir Teksas kalmıştı. Hatta mevcut otobüs durağı da bu isimle anılıyor halen. Uzun olmayan bir süre önce pavyon ardından da hemen yanındaki içkili lokanta kapandı.
Yine Alaaddin’in etrafı. Hüma Otel. Hüma Kuşu’ndan adını alan otel, isminin dışında yine Selçuklu Sultanları’na yakın komşu. Otel, içkili olmanın yanı sıra dönemin üniversite yönetiminin bir politikası olmalı, okullarına yeni gelen öğrencilerin öğretim üyesi/öğretim görevlilerinin organizasyonu ile içkili-danslı ‘tanışma partileri’ ile bir araya getirildiği mekan. Yetmiyor, izinsiz olarak açılan kapı ile otel girişinin dışında 18 yaşını dolduran doldurmayan öğrenciler diskoya alınıyor.  O otel de kapanıyor birkaç yıl önce.
Doktorlar İşhanı gibi Selçuklu surlarının üzerinde olmasa da yakınında Hisar İşhanı. Hacıveyiszade’nin ve Belediye’nin tam karşısında. İşhanı’nın altı önce bir taraflı sonra iki taraflı içkili mekan oluyor. Hatta Konya’daki holdinglerden esinlenmiş olmalı ki içkili işletmelerini holding çatısı altında toplayan işletmeci, Elsevier Dergisi’ne verdiği röportajda, kendince ne kadar kutsal bir iş yaptığını, kimi makamları nasıl devreye soktuğunu, jet hızıyla nasıl kararlar aldırdığını ballandıra ballandıra anlatıyor.(*) Bir sigara yasağı uçuruveriyor onca cakayı.
Selçuk Üniversitesi’nin arsasına çok da tartışmalı bir şekilde kuruluyor malum otel. Katil İsrail ve Amerikan askerlerinin mekânı oluyor bir süre. Hemen yanına da dev bir alışveriş merkezi kuruluyor. Niyetlerini Allah bilir. Üniversitenin ortası, alışveriş merkezi, kirli katiller… İyi giden işler biranda tepetaklak dönüyor. Otel başka isim alıyor. Alışveriş merkezi daha bir sufli hale geliyor. İçkili mekânlarla doluyor ve nihayet kapanıyor.
Önceki gündü teksasın önünden geçiyordum. Bir vakıf kermes düzenlemiş. Talebe yetiştirmek, gönülleri kazanmak için çırpınan bir vakıf. Tıklım tıklım içerisi. Girdim, binbir duygu yükü ile sorumlu Hocaefendi’yi tebrik ettim kucakladım.
50 adım ilerisindeki otel şimdi ilmin hizmetinde. Karatay-İnce Minare Medrese değil artık. Ama dersane bile olsa artık o binaya liseli-üniversiteli gençler sarhoş olmak için girmiyor.
Tüm hukuki sınırlamalara rağmen kale gibi duran yerde, Hacıveyiszade Camii’nin karşısında artık yemek ikram ediliyor.
Son ismi gibi hile dolu mekân Üniversite oluyor. Yeni söylemiyorum otel de yurt olacaktır. Ömrümüz varsa göreceğiz!
Kaldırımları işgal eden bira kasaları, terminalin karşısında suç makinesi gibi işleyen içkili mekanlar, her mahalle ve sokağa yayılan içki satış yerleri, mahalle baskısı diye diye kişi başına içki tüketimini artıran lobileri görmüyor değilim. Milli Takımı, sporu nasıl içkiye alet ettikleri, gazete sayfalarını nasıl işgal ettiklerini bilmiyor da değilim. Bu gidişten kaygılanmıyor da değilim.
Ama izin verin yukarıdaki gelişmeleri sizinle paylaşayım ve mutluluğunu, şükrünü yaşayayım.
Anılan mekânların açılışına idareler, hukuka uygun-değil, izin verse de bu şehrin geçmişi yaşamalarına müsaade etmiyor. Kendiliklerinden kapanıyor.
Bu şehirde Selçuklu’nun ruhu yaşıyor.
Kalın sağlıcakla…

 

 

-------------------------

(*) İÇME YERİ (MEYHANE)

Bir Cuma günü.
Otobüsler, tramvaylar, otomobiller ve at arabaları, belediyenin, ticaret odasının, büyük bir caminin ve polisin bulunduğu meydanın üzerinde koşuşturuyor. Konya'da insanlar kırmızı ışıkta çok az duruyor, yayalarda caddeden karşıya koşarak geçiyor.
Altın renkli bir alüminyum kapı arkasında bir kadın içeriye girerken şüpheci yüzler korku içerisinde birbirine bakışıyorlar. Bir kişi bu bayanı dışarı çıkartmak için koşuyor. Çünkü erkekler bile Ramazanda açık olan şehrin tek birahanesine gizlice geliyorlar.
Bürosu bir birahane üstünde olan işletme sahibine:
"Böyle bir birahane bu şehirde nasıl durabiliyor” diye soruyorum.
Ekşi bir şekilde gülerek cevap veriyor. "Bana bunları anlatma. Onlar beni sürekli kapatmak istiyorlar" diyor. Önünde yeni açtığı Cafe için yürütülen davanın dosyası bulunuyordu. "Orada içki satılmıyor ama bu isim belediyeye aykırı geliyor." diyor ve sonuçta kapısı mühürleniyor. O "Bunu geçici olarak durdurabildim fakat fanatikler Milli Türk Yemeği sunmadığımı mesele yapıyorlar. Ben çadırımda hamburger ve tost yiyen modern insanlar istiyorum" diyor.
Kendisi eski bir asker. Bu işe 20 yıldan fazla bir zaman önce ordu evinde görevli olarak başlamış. Ordu evi bile ta o zaman köklü bir muhafazakar olan halkın gözüne batmış. Çünkü burada kadınlar da içiyorlardı ve dans ediyorlardı. İşletmeci "Onlar bizim ordu evinde karnaval kutladığımızı söylüyorlardı. Fakat, orduya da karşı gelemiyorlardı” diyor. O zaman ki komutan işletmeciye bir birahane açmasını önerdi. Çünkü Konya'da böyle bir şey yoktu. General gerekli müsadeleri ayarladı ve 1983'de birahanesini açtı. İşletmeci “O günden beri kanuni işlerde tecrübe kazandım" diyerek iç çekiyor ve dolaptaki hukuk kitaplarını gösteriyor ve "beni alta alamadılar çünkü ben kanunsuz bir şey yapmadım, onlar ne kadar denerlerse bende o kadar fanatikleşiyorum" diyor. Ordu O'nu hala destekliyormuş. Fakat şu anki komutan dikkatli olmasını tavsiye etmiş. 2 yıl önce birahane üstündeki 5 katla birlikte yanmış. İşletmeci “Fundemantalist fikirlere sahip emniyet müdürü geldiğinden beri işim zorlaştı, Avrupa bunları böylemi bırakacak bizi kendi kaderimize mi terkedecek" diye soruyor.
ELSEVIER, MART 1996 (JESSICA LUTZ)


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi