Saltta Osmanlı Şehitliği
Umre yolculuklarımda birkaç defa gelip geçmiştim ama Amman’ı daha geniş zamanda tanıma imkânını, 1998 yılında bulduğumu hatırlıyorum. O yıl ekim ayında Amman’da düzenlenecek olan “Uluslararası Üçüncü İslâm Medeniyeti Sempozyumu”na davet edilmiştim. Ürdün Krallığı’nın himayesinde gerçekleştirilen bu ilmî toplantıya, değerli birçok ilim ve sanat adamının, Doğu’dan ve Batı’dan katılacağını öğrenmiştim. Gitmeye karar verdim.
Pasaport işlemleri için Ankara’daki Ürdün Elçiliği’ne gittim. Bekleme salonunda tanıştığım, Amman’da iş yapan Karadenizli bir müteahhid, söz arasında bana, “Salt Osmanlı Şehitliği”ni görmem hususunda tekrar tekrar tavsiyede bulunmuştu. Bunda bir hayır vardır diyerek, defterime not ettim.
Amman havaalanına indiğimde günlerden pazar idi. Fakültedeki derslerimden dolayı gidişim, tatil gününe rastlamıştı. Üstelik, sempozyumun yapılacağı yere dair bilgi de alamamıştım. Tatil ama belki bir ilgiliyi bulabilirim diyerek, bir taksi tutup, Amman Elçiliğimize gittim. Elçiliğimizin çiftkanatlı büyükçe kapısının ziline bastım. Bekledim; tekrarladım. Derken, kapıdaki küçük pencere açıldı. Kendimi tanıtarak, geliş sebebimi söyledim. Açıp içeriye aldılar ve kapıya yakın görevliler odasına buyur ettiler. İlgilenenlerin ikisi de Elçiliğimizin görevli korumaları imiş. Çok yakınlık gösterip ikramlarda bulundular. Birkaç telefon görüşmesinden sonra, toplantı yapılacak olan yerin, “The Regency Palace Hotel” olduğu bilgisine ulaştılar. Teşekkür ederek, adıgeçen otele gitmek üzere bir taksiye binerek ayrıldım. Sempozyumun Pakistanlı genel sekreteri, pazar olduğu halde çalışıyor, ertesi gün başlayacak sempozyumda herhangi bir aksaklığın çıkmaması için gereken hassasiyeti gösteriyordu. Başarılar dileyip, tahsis edilen odama çıktım.
Ertesi gün başlayan sempozyum, gerçekten çok güzel düzenlenmiş ve çok faydalı bir şekilde devam etmişti.
Benimle ilgilenme nezaketini gösteren elçiliğimiz görevlileri, ikinci gün telefon açarak bir ihtiyacımın olup-olmadığını sorma kadirşinaslığında da bulunmuşlardı; ben de kendilerine teşekkür ederek, onları ertesi akşam yemeğe davet ettim. Sağ olsunlar, geldiler. Gecenin geç saatlerine kadar sohbet ettik. Bu arada Karadenizli müteahhidin tavsiyesini hatırlayarak, onlara “Salt”ı sordum. Çok duyduklarını ama o güne kadar görüp, gezme imkânını bulamadıklarını, görmeyi çok arzu ettiklerini, birlikte gidebileceğimizi söylediler. Sonunda, programın iki gün sonraki boş bırakılan gününde Salt’a, hep birlikte gitmeye karar verdik. O gün otomobilleriyle gelip otelden beni aldılar. Yanılmıyorsam, iki saat kadar süren bir yolculuktan sonra ulaştık.
Salt, iki dağın arasındaki vadide yer alan bir şehir. Ürdün’ün diğer şehirlerinden fazla farklı bir görünümü yok. Daha önce başkent imiş. “Osmanlı Şehitliği”nin yerini sorup, öğrendik. Şehrin bulunduğu vadinin üzerindeki bir dağı gösterdiler. Çıktık. Tepeden bakılınca dağın eteğinde, fazla dikkati çekmeyen bir menfez vardı. Kapısının demir kanatı tahrip olmuş bu menfezden, büyükçe bir mağaraya geçiliyordu.. Ön tarafı, şehrin çöplüğü durumunda idi.. Çöp yığınlarının arasından geçerek yaklaştık. Baktık ki, mağaranın ağzına yakın bir yerde kefeni dahi sararmamış bir kaç ceset.. Mağaraya girip, birkaç adım atınca, içerisindeki insan iskeletlerini; kafa ve beden kemiklerinden oluşan yığınları fark ettik. Her taraf çöplük durumunda idi. Kenarlarda üst üste konulmuş cesetler görülüyordu. Bazılarının üzerlerindeki asker kıyafetleri yırtılıp param parça olmuş durumda idiler.. Etrafta asker postalları, kayışları atılı idi.. İçerisi karanlık olduğu için daha ötesini görme imkânımız maalesef olmadı. Yanımızda aydınlatma aracı olsaydı kim bilir nelerle karşılaşacak, neler bulacak, daha neler görecektik..
Bütün bunlar kimlerdi? Bunca kemikler, denildiği gibi burada İngilizler tarafından imha edilen Osmanlı birliğindeki askerlerimize mi aitti; yoksa zamanla başkalarınınkilerde mi buraya konulmuştu? Değişik yönlerden fotoğraflarını çektim. Ruhlarına Fatihalar okuyup çıktık. Çevrede kısa bir gezinti yaptıktan sonra, vakit daraldığı için Amman’a döndük.
O Amman yolculuğum benim için iki yönden çok önemli ve unutulmaz olmuştur: Biri, sempozyum vesilesiyle tanışma imkânını bulup dost olduğum meslektaşlarım ve değerli tebliğlerindeki bilgiler; diğeri de, Elçiliğimizin, iyiliklerini bu gün de hatırladığım âlî-cenap görevlilerinin yakın alâkaları ve birlikte yaptığımız Salt yolculuğu, Osmanlı Şehitliği’ni ziyaretimiz…
Mağaradaki görüntüler günlerce zihnimi meşgul etti. Rüyalarıma girdi. “Yığınla insan kemikleri arasında görünenler, acaba kimlerin, hangi anaların gözbebeği yavruları idi; hangi insafsızlar tarafından hayatlarına son verildi?”diye derin derin düşündümse de, beni aydınlatacak müdellel ve geniş bilgiye maalesef ulaşamadım. Sempozyumun yoğunluğu sebebiyle de daha fazla ilgilenmeye vakit bulamadım.
O mağaradaki görüntülerin tesirinden, Türkiye’ye döndükten sonra da hayli zaman kurtulamadım. Çektiğim fotoğrafları her görüşümde oralar tekrar gözümün önüne gelir de içim sızlar.. “Salt Şehitliği, şimdilerde ne durumdadır, cesetler ne olmuştur?” bilemiyorum. İnşaallah, tekrar görmek nasip olur ..
Bir “Hilâl” uğruna oralara kadar gidip, mübarek kanlarını, aziz canlarını seve seve fedâ eden bütün şehitlerimize Allah rahmet eyleye. Makamları ebediyen cennet, mükâfaatları Cemâlu’llah olmaya devam ede diye dua ediyorum...





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.