Şakîk-i Belhîden Hayat Dersleri!

Tövbe etmesine ticaret için gittiği Türkistan’da bir putperestin sebep olduğunu ifade eden Tebe-i tâbiinden Şakîk-i Belhî’nin hayatı, birçok evliyâ gibi ibret verici olaylarla dolu. İbrahim Edhem’in talebesi, Hâtim-i Esâm’ın hocası olan Şakîk-i Belhi, dünyaya gönül bağlamayıp, haramlardan ve şüpheli şeylerden şiddetle sakınmasıyla meşhurdu. Bu yüzden mübahlardan da birçoğuna yaklaşmadığı kaydediliyor. Miladî 790’da vefat eden Belhî, ticaretle uğraştığı için Türkistan’a gidişinde merak ederek bir puthaneye girip, isteklerini puta anlatan bir putpereste; “Seni ve herşeyi yoktan var eden, alîm ve kudretli bir yaratanın var. Sana hiçbir faydası olmayan puta tapacağına Allahü teâlâya ibadet et” demiş. Putperest de “Söylediğin doğru ise eğer, O, sana senin memleketinde de rızık vermeye kâdirdir. Niçin buralara kadar geldin” karşılığını verince Şakîk-i Belhî hazretleri derin düşünceye dalarak Belh şehrinin yolunu tutmuş.

Yolda rastladığı bir Mecûsi, Şakîk’in tüccar olduğunu öğrenince “Eğer kısmetin olmayan bir rızık peşinde isen, kıyamete kadar gitsen onu ele geçiremezsin. Şâyet kısmetin olan bir rızık peşindeysen arkasından koşmana lüzum yoktur. Çünkü sana ayrılan rızkın seni bulur” dedi. Bu sözlere hayran kalan Hz. Şakîk’in dünyaya karşı meyli azaldı, artık âhiret için çalışacağına kendine söz verdi. Belh’e varınca müthiş bir kıtlık olduğunu, yiyecek bir şey bulamayan insanların bu yüzden yüzünün gülmediğini gördü. Buna rağmen çarşıda rastladığı neş’eli bir köleye “Ey köle, herkes üzüntü içindeyken, senin neş’ene sebep nedir?” diye sorunca, köle “Niçin üzüleyim? Benim efendim zengin bir kimsedir. Beni aç, çıplak bırakmaz ki” cevabını aldı. Şakîk-i Belhî bu söze de şaşıp, “Aman yâ Rabbi.! Az bir dünyalığı olan şu zenginin kölesi böyle neş’eli. Halbuki, bütün canlıların rızıklarına kefil oldun. Biz niçin gam ve keder içinde olalım” diyerek dünya meşgûliyetlerinden elini çekip, samimi bir tövbe ile âhirete yönelerek, Allah’a olan tevekkülü son derece fazlalaştı.

İbrahim Edhem hazretlerinin sohbetlerine katılmaya başlayıp, ondan ders feyz alarak olgunlaşan Şakîk-i Belhî, sohbetlerin birini şöyle anlatıyor: “Hocam ile Mekke’de buluştum. Bana Hızır aleyhisselâm ile olan karşılaşmasını naklederek, şöyle dedi: ‘Bana yeşil bir kabın içinde güzel kokulu sekbaç ismindeki ekşili bir yemek veren Hızır, bunu ye ey İbrahim dedi, fakat almadım. Bunun üzerine Hızır, bir kimsenin verileni kabul etmediği takdirde, bir şey verilmesini istediği yerden eli boş döneceğini söyledi’

Hz. Şakîk, gençliğinde gençlerin reisi idi. Bir gün arkadaşlarıyla Mecûsilerin taptıkları ateşin bulunduğu tapınağa gelip, “Mecûsiler ne yapıyorlar? Ateşe nasıl tapıyorlar, bakalım” diyerek içeriye girdiler. Bir gencin ateşe tapınmakta olduğunu görünce Hz. Şakîk, o gence Müslüman olmasını teklif etti. Ancak, o genç Şakîk’in yanına gelerek ona bir tokat vurdu. Buna bir manâ veremeyen Şakîk ve arkadaşları dışarıya çıktılar. Şakîk-i Belhî, “Kendi kusurlarım sebebiyle bu Mecûsi Müslüman olmadı. Sözüm ona tesir etmedi” diyerek, tövbe ve istiğfar eyleyip, kusur ve günahlarının affı için ağladı, çok gözyaşı döktü. Uzun yıllar ilim öğrendi, büyük âlimler arasına girdi, Allahü teâlânın katında sevilen kimselerden oldu. Aradan uzun yıllar geçmişti. Bir gün talebeleriyle yine o Mecûsilerin tapındığı yere geldiler. Talebelerine, “Gelin Mecûsileri görelim de onlar gibi olmadığımız için Allahü teâlâya şükredelim” buyurdu. İçeri girince bir ihtiyarın ateşe tapınmakta olduğunu gördüler. Hz. Şakîk ona, “Niçin Müslüman olmuyorsun? Güzel simâlı bir ihtiyarsın” deyince ihtiyar, “Bana İslâm’ı anlat” dedi. Şakîk ona İslâmiyeti anlattı ve ihtiyar Müslüman oldu. Beraberce dışarıya çıktılar. Giderken Hz. Şakîk, Müslüman olan ihtiyara, “Filân tarihte bu tapınakta bir genç vardı, şimdi ne hâldedir?” diye sordu. İhtiyar “İşte o genç benim” dedi. Şakîk çok hayret etti ve “Sana o zaman Müslümanlığı anlattım, Müslüman olmanı teklif ettim, ama kabul etmedin. Şimdi teklif ettim, hemen Müslüman oldun. Hikmeti nedir?” diye sordu. İhtiyar şu cevabı verdi: O zaman sözün bana tesir etmedi. Şimdi ise o kadar temiz ve nurlusun ki, benim pislik ve zulmetimi giderip temizledin. Allahü teâlâ da senin nurunu artırsın. Oradakiler “âmin” dediler.

Bir gün bir gayr-i müslim Şakîk-i Belhî’ye “Bir kimse, kendisine rızık verdiği Allaha îmân ve ibadet ederse, o kimsenin bu yaptığı yalancılıktır” dedi. Şakîk yanındakilere bu kimsenin söylediği sözleri bir yere yazmalarını buyurdu. O gayr-i müslim dedi ki: “Nasıl olur, senin gibi yüksek bir zât, benim gibi birinin söylediği sözü kaydeder mi?”

Hz. Şakîk de şöyle buyurdu: “Evet biz, kim olursa olsun doğruyu söyleyen kimsenin sözünü alır, kabul ederiz. Peygamber efendimiz (sav) buyuruyor ki: ‘Hikmet, mü’minin gayb ettiği malıdır. Nerede bulursa alsın’

Bu sözler karşısında hayrette kalan gayr-i müslim, “Bana İslâmiyeti anlat. Ben de Müslüman olacağım. Senin dinin hak dirdir. Tevâzu ve hakkı kabul etmeyi emretmektedir” diyerek Müslüman oldu.

Allahü teâlâ, “Benim için misafirden güzel bir şey yok. Çünkü rızkı Allah’ın üzerinedir; teşekkür ve övgü ise banadır” diyen Şakîk’i Belhî’yi bizlere şefaatçi kılsın. Amin.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi