Peygamber sevgisine mümtaz örnek!
Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav) hakkında yüz yıllardır Müslüman ve gayrimüslim kimseler tarafından O’nun eşsiz meziyetlerini dile getiren pek çok kitap, risâle, nâ’t, broşür, makale yazılmış bulunuyor, yazılmaya da devam ediyor. Şüphesiz, şimdiye kadar hiç kimse için böylesine fazla eser yazılmış değil. Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı, Haber Türk’te “Teke Tek” programında ilâhiyatçı-yazar Yaşar Nuri Öztürk ile yaptığı söyleşide, “Eskiden ‘Kutlu Doğum Haftası’ diye bir şey yoktu. Son yıllarda nereden çıktı bu?” diyordu. Çünkü, Altaylı’nın böyle mutlu günlerle bir âşinalığı yoktu. Oysa, Resûl-i Ekrem’in dünyaya teşrifinin yıldönümü münasebetiyle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yıllar önce aldığı kararla giderek daha da zenginleşen çeşitli etkinlikler düzenleniyor, halkımız aradan bindörtyüz sene geçmesine rağmen O’nu arıyor ve anıyor, bu sebeple de dünyadaki bütün Müslümanlar artan hasretlerini kutlamalarla gideriyor.
Sahabe-i kiram efendilerimiz, ilk ezanı okuyan müezzini Bilâl-i Habeşî, diğer sâhabeler, nice evlîya, âlim, ümerâ, şair ve edib, Fahr-ı Kâinatı nâ’t, mevlid, mehdiye, kaside, mersiyeler yazarak övmüşler. Yunus Emre O’nun için “Ol âlem fahri Muhammed, nebiler serveridir” derken, Süleyman Çelebi doğum menkıbesi olan meşhur “Mevlid” i dile getirmiş. Osmanlı Devleti zamanında yetişmiş olan şair Nâbi de emsâline az rastlanan şu mükemmel nâ’tı söylemiş:
Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hudâ’dır bu!
Nazargâh-ı ilâhîdir, Makam-ı Mustafa’dır bu.
Habîb-i Kibriyânın hâb-gâhıdır fazîletde,
Teveffuk-kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâ’dır bu.
Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i adem zâil,
İmâdın açdı mevcûdât dü çeşmin tûtiyâdır bu.
Felekde mâh-ı nev Bâbüs-Selâmın sûine-çâkidir,
Bunun kandîli Cevzâ Matla-ı nûr-i ziyâdır bu.
Mürâât-ı edeb şartıyla gir nâbî bu dergâha,
Mutâf-ı kudsiyâdır bûse-gâh-ı enbiyâdır bu.
Nâ’tın açıklaması şöyledir: “Edebi terk etmekten sakın. Zîrâ burası Allahü teâlânın sevgilisi olan Peygamberimizin (sav) bulunduğu yerdir. Bu yer, Hak teâlânın nazar evi, Resûl-i Ekrem’in makamı, burası Cenâb-ı Hakk’ın sevgilisinin istirahat ettikleri yerdir. Fazilet yönünden düşünülürse, Allahü teâlânın arşının üstündedir. Bu mübarek yerin mukaddes toprağının parlaklığından yokluk karanlığı sona erdi. Yaradılmışlar, iki gözünü körlükten açtı. Zîrâ burası kör gözlere şifa veren sürmedir. Yeni ay, O’nun kapısının yüreği yaralı âşığıdır. Gökyüzündeki oğlak yıldızı bile O peygamberin nûrundan doğmaktadır. Ey Nâbî, bu dergâha edebin şartlarına riayet ederek gir. Zîrâ burası, büyük meleklerin etrafında pervâne olduğu ve peygamberlerin hürmetle eğilerek öptüğü tavaf yeridir.”
Bu nâ’tın bir de hikâyesi bulunuyor ki, şöyledir: “Nâbî, miladî 1678’de Sultan IV. Mehmed’den izin alarak hacca gitmek için devlet ricâlinden meydana gelen bir kafile ile yola çıkmış. Peygamberimize olan aşkından dolayı, bir an önce O’na kavuşmak arzusu ile yolda hemen hiç uyumamış. Medine’ye yaklaştıklarında ayaklarını kıbleye doğru uzatarak uyuyan birisini görünce uyandıracak bir sesle bu nâ’tı okumuş. Bu mısraların manâsını anlayan o zât ayaklarını toplayıp, doğrularak “Ne zaman yazdın bunu? Senden ve benden başka duyan oldu mu?” diye sorunca Nâbî “Sizi bu durumda uzanmış görünce elimde olmadan yüksek sesle söylemeye başladım. İkimizden başka bilen yok” cevabını vermiş. O kişi bu sözler üzerine rahat bir nefes alarak; “Mâdem ki bu şiiri burada söyledin, burada kalsın. İkimizden başkası duyarsa senin için iyi olmaz” diye ikaz etmiş.
Kafile yoluna devam ederek, sabah ezanına yakın Mescid-i Nebî’ye varmış. Ezandan önce müezzin Nâbî’nin “Sakın terk-i edebden” diye başlayan bu nâ’tını okumaya başlayınca, Nâbî ve o zât hayret içinde dona kalmışlar. Namazdan sonra müezzini bulan Nâbî, “Allah aşkına, Peygamber aşkına, bu nâ’tı kimden öğrendin” diye sormuş. Müezzin de gayet sâkin bir şekilde, “Resûl-i Ekrem, bu gece bütün müezzinlerin rüyasını şereflendirerek ‘ümmetimden Nâbî isimli birisi beni ziyarete geliyor. Bana olan aşkı her şeyin üstündedir. Sabah ezanından önce benim için söylediği bu şiiri okuyup, Medine’ye girişini kutlayın’ buyurdu. Biz de Resûlullah efendimizin emrini yerine getirdik” diye cevaplamış.
Bunun üzerine Nâbî, gözlerinden yaşlar boşanarak; “Sahiden ümmetimden Nâbî mi dedi? O iki cihan serveri benim gibi bir zavallıyı ümmetinden saymak lûtfunu gösterdi öyle mi?” diye birkaç defa müezzine tekrarlatıp, sevincinden kendinden geçmiş. İşte ilâhî sevgi böyle olur. Yüce Mevlâ, içimizdeki Peygamber aşkını eksik etmesin. Âmin.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.