Peygamber Ocağı

Davullu zurnalı, al bayraklı ‘en büyük asker bizim asker’ nidalarıyla, sevenlerin gözyaşılı duasıyla başlar ‘peygamber ocağı’ yolculuğu.
Peygamber Ocağı… Orda adam olacaksın! Askerliğini yapmayana ne iş verirler ne de kız verirler. Gideceksin adam olacaksın sonra hayat sana ‘hoş geldin’ diyecek.
Bazen başına buyruk gençler için anne babaya askerlik bir umut olur. Gidince askere anlar, değişir düzelir. Bazen öyle bir umutla gönderilir.
Ama öyle midir asker ocağı, sahiden peygamber ocağı mıdır?
Peygamber Ocağı; dinin, canın, malın, aklın korunduğu yer. Saygının, sevginin, ahlakın öğretildiği yer. Bizim asker ocağı peygamber ocağı(!)
Buraya peygamber ocağı dendiği için kutsal, kutsallaştırılarak keyfileşen yer; kutsallık atfedilerek bağımsızlaşan özerkleşen yer, dokunulması aleyhinde konuşulması suç. Asker ocağı; ‘aslanların kediye boğdurulduğu’, sinik, ezik, kısıtlanmış robotların dolaştığı ruhsuz ocak.
Bir özelliği vardır anne babaya umut olan, sadece bir özellik; ‘ben annemin babamın kıymetini bilmiyormuşum dedirtir.’
‘Ya babam bana bu soğukta önemli bir şey için şuraya git deseydi, ya da şu karda on dakika bekle deseydi… Kafayı mı yedin baba der çıkışır keserdim babamın sesini. Şimdi ben burada niye bekliyorum Allah aşkına!’
Bir kıymeti hatırlatır ama çok kıymeti de unutturur bizim peygamber ocağı(!)
Farklı iklimlerin çeşitli karakterleriyle ilginç hayatlarla karşılaşırsınız bu ocakta. Benim acılarım senin acılarını döver ağırlığında yoğun ama sessiz hayatlar… Kavgayı gürültüyü büyüklük sayan küçük hayatlar…
Haram ifadesinin ne anlam ifade ettiğini bilmeyen, ne için var olduğunu duymayan, ağzı edeple telif edilemeyen sövmelerle dolu, dalgalı, dik kafalı, umarsız hayatlar…
Bizim bu ocağın sıfırdan yapılandırılması lazım. Mesela her gün her asker bir saat kitap okumalı, hatta okuduğu kitabın özeti çıkartılmalı. Asker komutanın karşısında konuşabilmeli ‘kes sesini lan, işimi senden mi öğreneceğim!’ ifadesiyle sesler kesilmemeli. Komutan bir insan edasında olmalı tanrı havasında değil.
Neyse suç askerlikle ilgili konuşmak biliyorsunuzdur. Ama bu bizim asker, eğitimsiz boş israf edilen asker. Çatışmada keklik gibi avlanan, sonra da şehit denilip, vatan millet Sakarya denilip anne yüreğini ‘vatan sevgisi’ yalanıyla avutmaya çalışma. Boş durma, israf edilme… bir askere harcanan para yaklaşık asgari ücretin bir buçuk katı. Ne için bu, yatmayı boşa zaman geçirmeyi tuhaflıklara sabretmeyi öğrenmek için mi? Aslan Mehmetçiğim… dağdaki çakallara kolayca av olmak için mi?!
Yazık ki çok ciddi bir bozukluk var! Bunlar yazılmamalıydı aslında, dışarıdaki korkulan imajımız sarsılmamalıydı. Ergenekon olaylarında generallerin kameralar karşısında suçlu görünmesi çok iç acıtıcı, ülke adına çok ama çok üzüntü verici! Yazılmamalıydı bunlar, yazmak rahatsız ediyor.
Ama herkesin ortak değerlendirmesi bu, bilinen oldu ordu; yeni baştan yapılandırılmalı. Hem ahlaki açıdan hem eğitim yönüyle ciddi bir değişime muhtaç.
“Benim oğlum gider de adam olur da çakı gibi sağlam bir ruhla sağlam bir bedenle yanıma döner. İşi de olursa evlendiririm, kim kız vermez ki aslan oğluma!”
Valla ana ben adam olamadım. Adam olma ihtimalimi kaybetmeden geldim, neyse ki geldim. İş bulursam iyidir. Ama kız bulma bana, sağlam bir ruhum yok, yanmasın kimse, övme oğlunu. Daha ADAM olamadım ana.
Aldanma ana, peygamber ocağından gelmedim, asker ocağından geldim…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi