Özal ve Bir Karede 4 Postnişin!

Bugün, Hz. Mevlâna Celâleddin Rûmi’nin, “Şeb-i Arûs” yâni “Sevgiliye (Allahu taâlâya) kavuşma, düğün gecesi” olarak adlandırdığı bâkî âleme göç edişinin 735. yıldönümüdür. Hz. Pîr, “Ölümümden sonra kabrimizi yerde aramayınız. Kabrimiz ârif kişilerin gönülleridir” diyerek insanlığa çok anlamlı bir mesaj veriyor. “Gel yine gel. İster Mecusi, ister putperest olsan da gel. Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel” diyerek, sevenlerini Konya’ya çağıran gönüller sultanını anmak için düzenlenen törenler “Şeb-i Arûs” ile sona erecek.

Kaynaklar, Mevlâna’nın ahirete yaklaştığı günlerde Konya’da fevkalâde hâllerin meydana geldiğini kaydeder. Kırk gün birbiri ardına zelzele olduğunu bildiren Feridun bin Sipahsâlar, vefatına yakın vücudunda kırıklık hisseden Hz. Mevlâna’nın tedavisi ile meşgûl olan devrin ünlü tabibleri Mevlâna Ekmelüddîn ve Gazanferî, hastalığın teşhisinde çaresiz kalarak, Hüdâvendigâr Hazretlerinden hâlini bildirmesini rica ettiklerini, ancak öteki dünyaya gitme kararı olduğunu öğrenince yanaklarından göz yaşlarını akıtmaya başladıklarını ifade ederek, şöyle devam ediyor:

“Nihayet 5 cemâziyelâhir 672 (17 Aralık 1273) Pazar günü ululuğun güneşi günbatımına girdi. Aşağı ve yukarı tabakadan kimselerin, yabancı ve tanıdığın, zengin ve fakirin, Müslüman ve Hıristiyan’ın içinden feryat yükseldi. Kederden elbiseler yırtıldı, gözler ıslandı, gözler ıslandı, feryat ve çığlıktan her yer titredi.

O gece büyük velînin kefenlenmesi ve diğer işlemleri tamamlandı. Ertesi gün sabah erkenden uğurlu nâşı kaldırıldı. Aşıklar ve onun kederle dolu olan yanmışları, cenaze merasiminde hazır bulunan saltanat nâipleri, emirler tabutu sırayla taşıyorlardı. Konya o güne kadar böyle bir kalabalık görmemişti. Akşam namazına doğru musallaya ulaşıldı. Âdet olduğu üzere Muarrif (Müezzin) ilerleyip, cenaze namazını kıldırması için Sadreddin-i Konevî’ye ‘Şeyhlerin sultanı buyur’ dedi. Şeyh Sadreddin namaz kıldırmak üzere ilerlediği sırada ah çekip kendinden geçti. Bunun üzerine Kadı Sirâceddin ilerleyip, namazı kıldırdı. Şeyh Sadreddin’den ah çekmesinin sebebini sorduklarında; ‘Tam ilerlediğim vakit saf bağlamış, melekler şeklinde namaz ve niyazla meşgûl topluluk gördüm ve o hâlin heybetinden aklım başımdan gitti’ cevabını verdi. Büyükler ve küçükler kırk gün kadar Hz. Mevlâna’nın kabrini ziyaret ettiler.

Hz. Mevlâna’nın vefatından sonra oğlu Sultan Veled ve dostları tarafından 13. yüzyılın sonlarında “Mevlevî tarîkatı” kurularak, Mevlâna Dergâhı merkez olmak üzere yurtiçi ve yurt dışında 114 ayrı yerde teşkilâtlandı. Ülkemizdeki Mevlevî Dergâhları ve tekkeler, Bakanlar Kurulu’nun 2 Eylül 1926 tarihli kararı ile kapatıldıktan sonra şehrimizdeki dergâhı 2 Mart 1927’de “Âsâr-ı Atika Müzesi” olarak açıldı, ancak yıllarca semâ, hatta anma töreni yapılmasına izin verilmedi. İlk anma töreninin 17 Aralık 1946 Salı günü düzenlenerek, konuşmalar yapıldığını basından öğreniyoruz. 1950’den sonra Mevlid-i şerif okunarak, radyo sanatçısı Sadi Hoşses’in kurduğu üniversite korosu eserler seslendirirken, 1955’ten itibaren Afyon ve Kütahyalı semazenler tarafından tanıtım amaçlı semâ yapılmaya başlandı.

Şehrimizdeki ilk semâ ayininde ilk kudümü Sadedin Heper vurdu, ilk neyi Halil Can üfledi, Mustafa Itrî Efendi’nin bestelediği “Na’t-ı Şerif” i ilk defa İstanbullu Hafız Hayri okudu, postnişin olarak ilk olarak kırmızı posta Rusuhî Baykara oturdu. Daha sonra sırasıyla Mithat Bahari Beytur, Afyonlu Enver Çelebi (Turunç), Selman Tüzün, Hüseyin Top, Konyalı Süleyman Loras, Sivaslı Mehmet Dede’nin oğlu Şemseddin Susamış ve son yıllarda Mustafa Holat, postnişin olarak görev yapıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi