Neden Dua Etmeliyiz?
İslâm’da dua, çok önemli ve çok yaygın bir ibadettir. Ramazan ayında mutlaka dikkate alınması ve uygulanması gereken bir ameldir. Günahlarımızın affına ve suçlarımızın bağışlanmasına vesile olur. Tıpkı oruç ve Teravih Namazı gibi.
Dua, her kesimden, her ırktan ve her dinden insanı ilgilendirir. Namaz kılmayan, oruç tutmayan ve zekât vermeyen insanların bile zaman zaman dua yaptıklarına şahit oluyoruz. İnsanlar, icabında bir cenaze namazına, bir sünnet merasimine, bir düğüne, bir asker yolcu etme anına, bir mevlit ve hatim meclisine ve bir iş yeri açılışına katılırlar. Bazen kendimizi bir türbede, bir mezarlıkta, bir kurban mahallinde, hafızlığını bitirmiş veya okul diplomasını almış, ustalık şeridini kuşanmış gençlerin yanında buluveririz ve yapılan duaya amin demek durumunda kalırız.
İnsanı Allah’a yaklaştıran, ruhen rahatlatan amellerden birisi de; duadır. Çocuk, annesinin duasıyla büyür, babasının duasıyla gelişir ve işe başlar; büyüklerin duasıyla askere gönderilir veya evlendirilir. En sonunda komşularının ve dostlarının duasıyla ahirete yolcu edilir.
Allah-ü Teâlâ şöyle buyurur:
“Rabbiniz buyurdu ki, bana dua edin, size karşılığını vereyim. Bana kulluk etmekten büyüklenip yüz çevirenler, muhakkak ki küçülmüş kimseler olarak Cehenneme gireceklerdir.”
Peygamber Efendimiz de bir hadîs-i şeriflerinde:”Dua, ibadettir.” buyurur.
Dua; insanın dünya ve ahiretle ilgili, kendisine veya başkasına ait bir ihtiyacı Allah’tan istemesidir.
Aleksi Karelin Dua isimli kitabında belirttiğine göre insanlar, şu üç sebepten dolayı dua etmelidirler:
a- Allah-ü Teâlâ olayları ve nimetleri sebeplere bağlamıştır. Sebepsiz yere bir çöp yerinden hareket etmez, bir kuş yuvasından ayrılmaz, yaprak bile kıpırdamaz ve deniz dalgalanmaz. Demek ki müspet-menfi, yararlı-zararlı, günah-sevap, her şeyin bir sebebi var. Cenab-ı Hakkın affına ve rahmetine kavuşmak için sebebini işlememiz gerekiyor. İşte bu sebeplerden birisi de; duadır.
b- Dua, insanın Rabbini bilmesinin bir işaretidir. Dua eden kimse, her şeyden önce Allah’a ve onun kudretine inanıyor demektir. Allaha yönelen eller, amin diyen diller, aşkla ağlayan gözler bunu belgeler.
c- Dua, insanı ruhen ve manen takviye ve tedavi eder, moralini yükseltir. Dua eden kimse, günahlarını, ihtiyaçlarını, sıkıntılarını ve problemlerini Allaha arz etmiş olmanın sonsuz rahatlığını duyar, sevincini yaşar ve iç âleminde bir ferahlık meydana gelir. Bütün olup bitenleri Rabbine dua vesilesiyle duyurduğu zaman, kalbi temizlenir, gönlü ferahlar ve vicdanı rahatlar.
Büyük âlim İmam Gazali, İhyau Ulumi’d-Din isimli eserinde duanın usul ve adâbını açıklıyor:
Gizlilik; gizli yapılan duaların Allah katında daha çok makbule geçeceği Kur’an-ı Kerimde ifade ediliyor ve şöyle buyruluyor:
“Rabbinize yalvararak gizlice (kendiniz duyacak kadar) dua ediniz. Çünkü; Allah, haddi aşanları sevmez.”
2. Özlülük ve samimiyet. Duaların özlü ve samimi olması şarttır. Duayı, sıkıcı ve bıktırıcı söz kalabalığına boğmamak gerekir. Eğer dua, toplu halde yapılır ve uzatılırsa o zaman amin diyen mü’minlerin Allah’a açılan ellerinden önce gönülleri yorulur, dudaklarından önce kalpleri susar. Hz.Aişe (R.Anha) validemiz ne güzel buyurmuş:
“Resulullah (S.A.S.), özlü duaları sever, bu vasıfta olmayanları bırakırdı.”
3. Dualara başkalarını da dahil etmek. Kur’an-ı Kerimde: ”Hem kendiniz, hem de erkek mü’minlerle kadın mü’minlerin günahları için mağfiret dile ve dua et.” buyruluyor.
Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmuş:
“Müslüman bir kimse, din kardeşinin gıyabında dua ederse melekler; (onun için istediğinin bir misli de senin için olsun) diye dua eder.” buyurur.
4. Duanın, belirli saatlerde yapılması şart değilse de mübarek gün ve gecelerde yapılacak dualar, makbul olur. Evet makbul olur, ama insan dua etmek için mübarek gün ve geceleri de beklemez, dilediği zaman dua yapabilir.
5. Duanın belli yerlerde yapılması şart değilse de, Kabe, Arafat, Mina, Mescid-i Nebeviyye ve Mescid-i Aksa gibi mukaddes ve mübarek yerlerde yapılan dualar makbul ve muteber olur. Bu tespit ve tavsiye doğru olmakla beraber bir kimse evinde, iş yerinde, vasıtada, kırda yani her yerde dua edebilir. .
6. Duanın dili olmaz, yani her lisanla dua yapılır. Duanın dili, dua yapmak isteyen kimsenin dilidir. Dua yapabilmek için Arapça bilmek şart değildir. Dua edecek kimsenin konuşma dili hangisi ise o dille dua yapar. Dili Arapça ise Arapça, Türkçe ise Türkçe, Farsça ise Farsça, Fransızca ise Fransızca..Eğer belli bir dilin dışında dua yapmak mümkün olmasaydı, o dili bilmeyenler dua yapamazlardı veya o dili öğrenmek zorunda kalırlardı. Buda işi zorlaştırmak olurdu. Hal bu ki bizim dinimiz zorluk dini değil, kolaylık dinidir.
7. Dua ederken kıbleye dönülmeli, abdestli bulunulmalı ve eller avuç içleri göğe bakacak şekilde açılmalıdır.
8. Kim tarafından yapılırsa yapılsın duaların Allah tarafından kabul olunacağına inanılmalıdır. Dua yapan kimse ifadelerinde samimi olmalı, Allah’a içtenlikle yönelmeli ve güvenmelidir. İsteğinin Cenab-ı Hak tarafından mutlaka yerine getirileceğine inanmalıdır. Duasının Allah tarafından kabul olunup olunmayacağından şüpheye düşmemelidir.
Ecdadımız, yer gök dua iledir, diye boşuna buyurmamış. Hele hele günahların bağışlanacağının müjdelendiği Ramazan ayında.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.