Ne Sıcağa, Ne Soğuğa Tahammülümüz Var!

İnsanoğlu böyledir işte. Kışın yazı özleriz, sıcaklar bastırınca da “Of, bunaldık, kış gelse lapla lapa yağan karda yürüsek” deriz. Ne sıcağa, ne de soğuğa tahammül edemiyoruz. Mutlaka bir sebebi var ki Cenabı Allah böyle bir düzen kurmuş, dünya durdukça da devam edecek. Şüphesiz en iyisini bilen Yüce Mevlâ, her mevsime ayrı bir güzellik vermiş. Mevsimler yeknesak şekilde, yâni kutuplar gibi hep soğuk, ya da Ekvator gibi son derece sıcak geçse hâlimiz ne olurdu? Buna rağmen uzmanlar insanlar marifetiyle “Ozon tabakası” nın delinmesi sonucu dünyanın ısısında belli bir ölçüde artış meydana gelerek, mevsimlerin değiştiğini ileri sürüyor. Nitekim ılık sonbahar günlerinin hayli uzun, kış soğuklarının oldukça kısa sürdüğü görülüyor. Bu yüzden olacak, 8 v e 9 Ocak günlerinin takvim yapraklarında yazan “Zemherir Fırtınası” nı hissetmedik bile. Eskiden sâdece 365 yapraklı “Saatli Maarif Takvimi” vardı, kış aylarında “Kocakarı soğukları” gibi öncekigün ve yarın şiddetli soğuk günleri, ay sonunda 2 gün üst üste “Ayandon Fırtınası” ve şiddetli soğuk uyarısı yapardı.

Çocukluğumuzda büyüklerimiz kendilerinin de bilmediği hayâli bir çobandan bahsederek “Çobanın keçisi kuyruğunu şöyle titretmiş, bu yıl kış çok şiddetli geçecekmiş” gibi tevatür (ağızdan ağza yayılan) söylentileri dillerinden düşürmezlerdi. Halkın “Koca karın yağdığı sene” diye tarif ettiği 40’lı yıllardaki gibi bir metre kar yağınca çobanın tahmininin (!) çıktığına inanılırdı. Küresel ısınma sebebiyle artık eskisi gibi bol kar ve yağmur yağmadığı için sık sık kuraklık tehlikesi ve su sıkıntısı yaşanıyor, yer altı suları çekiliyor, başta nazar boncuğu “Meke Gölü” olmak üzere göller kuruyor, Çumra ve Karapınar’da olduğu gibi, suların çekildiği alt tabakalarda çöküntüler meydana geliyor.
14 Aralık’ta başladığı, kışın en şiddetli devresi olduğu ve 1 hafta sürdüğü kabul edilen “Karakış” tan sonra, 22 Aralık’ta da 40 gün sürecek olan “Zemheri” girdi. Bu bölüme Arapça (Kırk) anlamına gelen “Erbain” de denilir. 1 Şubat’ta ise “Hamsin” (Elli) başlar. Hamsin’de eskiden “Ağzıaçık” tâbir edilen dolapta testideki suyun donduğu görülmüştür. Hamsin’de 6’sı Zemheri’den, 6’sı da Hamsin’den olmak üzere “12 gün arası” ve “3 Cemre” bulunur. Birinci Cemre 21 Şubat’ta havaya, birer hafta ara ile ikinci Cemre suya, üçüncü Cemre de toprağa düşer. Cemrelerde sırasıyla yağışların yere düşeceğine, suların çoğalacağına ve toprağın kabarmaya başlayacağına inanılır. Daha sonra bâzan kapıdan baktırıp, kazma kürek yaktırdığı dile getirilip, “Kork Martın kışından, öküzü ayırır eşinden” deyimi kullanılan Mart’ın 22. günü “Yenigün” anlamına gelen ve “Baharın başlangıcı” olduğu kabul edilen “Nevruz”dur. Eskiden yaşlı kimseler “Sultan Nevruz” diye bahseder, ancak özel bir eğlence yapmazlardı. Buna karşılık Doğu kavimlerinde şenlik yapmak gelenek hâlindedir ve ülkemizde de halkın bir bölümü tarafından Nevruz münasebetiyle şenlik düzenleme geleneği giderek yaygınlaşmaktadır. Mart ayının sonuna doğru da bazı ağaçlar çiçek açmaya, hava ile birlikte toprak ısınmaya, otlar yeşermeye ve bahar ılık yüzünü göstermeye başlar. Bir şair Nisan ayı ile hissetmeye başlanan güzellikleri, “Bahar gelince seyredin, çayırları bayırları” mısrasıyla işaret eder.
Günümüzdeki gibi doğalgaz, kalorifer tesisatı, kömür, elektrikli ısınma imkânları olmadığı için, halk havalar soğuyunca sac sobasını kurar, odun yakar, ateşini de gece odanın sıcaklığını muhafaza etmek üzere mangala alırdı. Odunun dumanı hafif olduğu için hava kirliliği de meydana gelmezdi. En fazla rağbet gören soba kebapçı Gazyağcı’nın bitişiğinde dükkânı bulunan Doğanbeyli Mustafa ustanın yaptığı “Doğanbey sobası” ile odun olarak ateşi dayanıklı olduğu için meşe’nin yanı sıra, katran ve ardıç idi. 40’lı yıllarda sac bulunmadığı için hava meydanında boşaltılmış benzin bidonları açılarak, silindirden geçirilip düzeltilerek soba yapımında kullanılırdı. 60 yıl önce sâdece Vilâyet, Devlet Hastanesi, Orduevi ve Doğumevi (şimdi Sağlık Müdürlüğü) gibi bazı resmî binalarda kalorifer tesisatı olduğunu hatırlıyorum. Eskiden linyit kömürü olmadığı için belediye olan Yusuf Şar’ın Konağı’nda bile odalarda “Şakir Zümre” marka taşkömürü sobaları yakılır, ilkokullarda da sınıflar taşkömürü ile ısıtılır, hademeler sobaları ancak şafak sökerken ateşlemeye başlardı. Serbest piyasada taşkömürü satılmaz, yalnızca devlet daireleri ile okullara tahsis edilirdi.
İçinde olduğumuz kış günlerinde televizyonlarda en fazla hava raporunun takip edildiği muhakkak. Konya’da geceleri en fazla eksi 6 olan ısının, Erzurum’da eksi 30 dereceye kadar düştüğünü görünce insan orada yaşayanların durumunu düşünmekten edemiyor. Yıllar önce Ağrı’da öğretmenlik yapan bir tanıdık eksi 41 dereceyi gördüğünü söylemişti. 15 yıl kadar önce Konya ve Niğde’yi de içine alarak Kayseri’ye kadar uzanan koridorda ısının geceleri eksi 25’e kadar düştüğü hatırlardadır. İç ve Doğu Anadolu’da en soğuk günler yaşanırken, sıcaklık Mekke’de 32 derece. Avustralya ve güney yarım kürede ise insanlar denize giriyor. Yüce Yaradan’ın hikmetinden sual olunmaz. Bunun için bize bol bol yağmur ve kar yağışı ile bereketli bir mahsûlün idrâk edilmesini dilemek düşer. Allah, yakacak ve yiyecek sıkıntısı çeken fakir fukaranın ve Yahudi zulmü altında inleyen Filistin halkının yardımcısı olsun. Amin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi